Müzeyyen Ağrıkan / Şiir Defteri

Bu yerde muğterib olmuş o çehre-yî haşmet

Bu yerde mu’tekif olmuş o neyyir-î şevket.

Şu kâinât-ı kemâlâta bak ne hey’ette

Mezâr şekline girmiş semâya sad hayret!

Serîr-i saltanatı gör türâb ile mestûr,

Türâb ile dola şâyeste dide-yî ibret!

Bu yerde münkeşif olmuş o sırr-ı Yezdânî,

Bu yerde münhasif olmuş o lem’a-yî fıtret!

Önünde nâ-mütenâhîliği kılar tenvir,

Peyinde sâyesi kalmış bu devlet ü millet!

Adem cihânına ermiş bekaa zevâlinden,

Verir başındaki destâr mevte bir heybet!

Aceb ne hâle girerdi duran huzurunda,

Gelir zevâline baktıkça dillere dehşet!

Memât çekmede pîşinde meş’al-î tekbîr,

Hayât kılmada ardında nâle-yî hasret.

Salâ iner ser-i bâlînine cevâmi’den,

Urur minâre-yi bâlâ derinde beş nevbet.

Seher ziyâretin etmekte zühd ile takvâ,

Tavâf eder gece kurbünde akl ile hikmet

Bu şehriyâr değil miydi Hâdim-ül-Harem-eyn,

Mutâ’-ı cümle-yi akvâm iken o zî-kudret?

Edeb, sükûnet-i kübrâsına durur dîvân,

Zekâ, tutar cihet-eyninde şem’a-yî türbet.

Kitâb-ı Hazret-i Yezdân ser-î mezârında,

Olur bu hâl ile Perverdigâr’e hem-sohbet.

Hemîşe velvele-yî Kibriyâ-ya ma’kes olur,

Sükût içinde bu hîçîserây-i pür-vahdet.

Nazîre perde-yi gayba ridâ-yi tâbûtu,

Veyâ türâbına çekmiş gazâ siyeh râyet.

Deminde râkib-i rahş-î gazâ, ne âfet imiş

Aceb bu sâika-yî ser-be-bister-î râhat!

Kopardı reh-güzerinde kıyâmet-î â’dâ,

Akardı pâyına mahşer-misâl bir millet.

Bu şâha kılmak için anda bîatin tecdîd

Değer olur ise devrân sefer-ber-î rihlet.

Müyesser eyledi Mevlâ ziyâyet ettim ben,

Bekayı seyr ile oldum fenâya bî-minnet.

Bu sâye-yî ebediyyette hâba varmış rûh,

Bu nûr-i Hakk ile pûşîde fikr-i ulviyyet.

Deminde nâmına Sultan Selîm derlerdi,

Fedâ ziyâreti uğrunda ravza-yî cennet!

Nazardan oldu ise dûr, olur mu hatırdan

Ki irtihâldedir nezdimizde her sâat?

Cihâna indiğine sû-yi sermediyyetten,

Delâlet etmede her dem bıraktığı şöhret.

İnerdi sadme-yi’ sıytıyle burclar hâke,

Kılardı cilve-yi tîgiyle berkler ric’at.

Birinci hatvede mâzîyi eyleyip ta’mîr,

İkinci hatvede âtiye verdi bir kuvvet. 

Elinde meş’ale-yî ma’neviyye-yî tevhîd,

Ederdi şark ile garbı ziyâsına da’vet.

İkinci himmete mutlak düşerdi Hind ile Çin,

Yetişti Mısr ile Îrân’ı fethe bir himmet

Zalâm içinde hakîkat tenevvür etmişti,

Yazık ki bârika-yî ömrü söndü bî-müddet.

Bu kubbe, Türbe-yi Sultan Selîm-i Evvel’dir,

Bu türbe kıble-yi Osmâniyân’dır ey ümmet.

O denlü sâde ki hürriyyeti kılar teşkîl,

O rütbe sâde ki ulviyyete verir ziynet!

Cihanda pey-rev idin Şâh-ı Enbiyâ’ya hemân,

Mülûk-i sâireye pîş-vâsın ey hazret!

Çekip kılıncını yüksel mezâr-ı pâkinden,

Nezâre sal yine bu sâfilîne bir nevbet.

Huzûr-i satvetine dâhil ol da ey Hâmid,

Bu pâdişâha, bu hâk-î siyâha kıl bîat.

Ser-î celâline döksün felek sitârelerin,

Hurûş ü cûş ede pâyında bin yem-î rahmet!

Günümüz Türkçesi İle

Sultan Selim-İ Evvel Türbesini Ziyaret

Buradan göç etti o haşmetli çehre

Burada uzlete çekildi o parlak nur

Şu yüce âleme bak hangi şekle bürünmüş

Yüzlerce hayret, gökyüzü mezarı olmuş

Hükümdarlık tahtını gör toprak ile örtülmüş

Toprak dolacak gözlere ibret almak uygun olmuş

O ilahi sır burada keşfedilmiş

O parıltılı dönem burada gölgelenmiş

Önündeki sonsuzluğu aydınlatmış da

Ardına düşen gölgesi devlet ve millet olmuş.

Yokluk âlemine ermiş bekaya gidişiyle

Başındaki sarığı ölüye heybet vermiş

Huzurunda duranlar acep ne hale geliyordu

Zevaline baktıkça gönüllere dehşet düşmüş

Önünde taşır ölüm tekbir meşalesini

Hayat ardından hasret ile inlemiş

Camilerden iner başucuna ezan sesleri

Nöbet, nöbet çalar ezanlar minare kapısını

Züht ile takva seherde onu ziyaret etmekte

Akılla hikmet geceleyin kabrini tavaf etmekte

Bu padişah değil miydi hâdimü’l-haremeyn

Kudret sahibi ve her milletçe sözü dinlenen

Edep, saygı duyar sonsuz sükûnetine

Zekâ türbe kandilini tutar iki yanında

Hazreti Allah’ın kitabı mezarının başında

Bu hâl ile olur cenabı Hak ile hem-sohbet

Daima ilahi bir sesin aksi duyulur

Sükût içinde yokluk sarayı Allah ile dopdoludur

Tabutunun örtüsü örnektir görünmeyenin perdesine

Ya da siyah gaza sancağı çekilmiş toprağına

Gaza atına binen süvari ne dehşetmiş zamanında

Şaşılacak şey ölüm, hasta yatağında

Yoluna çıkan düşmanların kıyameti kopardı

İzinde millet mahşer gibi akardı

Yenilemek için o yolda padişaha biati

Uygun ise dönemi seferberlik zamanı

Mevla nasip etti ziyaret ettim ben

Bekayı seyir ile fâniye minnetsizim

Bu ebedi gölgelikte ruhu uykuya varmış

Bu ulvi fikir Hak nuruyla örtülmüş

Zamanında Sultan Selim derlerdi adına

Ziyareti uğruna cennet bahçesi feda

Uzak olur mu hatırdan, gözden ırak olsa da

İrtihal etse de yanımızda daima

Rabbin tarafından dünyaya indiğini

İşaret eder bize, bıraktığı şöhreti

Bir kılıç vuruşuyla burçlar yere inerdi

Kılıcının ışıltısı şimşeğe şimşeği geri döndürürdü

Birinci adımda eskiyi onarırdı

İkinci adımında âtiye güç verirdi

Elinde tevhidin manevi meşalesinin

Nuruna doğuyu batıyı davet ederdi

İkinci gayretle Hint ile Çin kesin düşerdi

Mısır ve İran için fethe himmet yetişirdi

Karanlık içinde hakikat nurlanmıştı

Yazık ki ömür aydınlığı ansızın kararmıştı

Bu kubbe Sultan Selim-i Evvel’in türbesidir

Ey ümmet bu türbe Osmanlının kıblesidir

Öyle sade ki hürriyete verir şekil

O derece sade ki yüceliğe süs verir

Dünyada iken resuller şahına tâbi’ idin

Ey hazret sen padişahlara örneksin

Kılıcını çekip tertemiz mezarından yüksel de

Nöbetçi gönder nöbet tutsun bu sefillere

Huzur-ı iktidarına ey Hamid gir de

Padişaha ve kara toprağına biat et

Azametli başına sema döksün yıldızlarını

Coşup taşsın bin rahmet denizi bastığı yerde

Müzeyyen Ağrıkan Muradoğlu