Havva Albayrak / Nesir Defteri / (Mahfil Dergisi sayı 1)

Büyüklerimiz HABBAB BİN EL-ERET r. a.

Sure-i Nisa’da ve (İLLE’L MÜSTADIFÎN MİNE’R-RİCALİ VE’N-NİSA VE’L VİLDÂN) nazm-ı keriminde işaret buyurulduğu üzere kable’l hicre Mekke’de İslam’a gelmiş erkek, kadın ve çocuk olmak üzere birtakım zuafâ vardı.

Bu zavallıların kimi esir, kimi azatlı, kimi bîkes ve bîvâye bulunduğu için içlerinden Müslümanlığı hissedilenler mutaassıbîn-i müşrikînin türlü türlü işkencesine uğruyorlardı ki onlardan biri de Cenab-ı Habbab idi.

Müşarünileyh; Temim Kabilesinden bir ferzend necîb iken devr-i cahiliyede – ihtimal ki bir gazvede – istirkak edilmiş (İstirkak: bir kimseyi mülk edinmek manasındadır. Kamus Tercümesi), ( Huzaa ) kabilesinden Ümmü Enmar namında bir karıya (mevali) sınıfına katılmıştı. Kendisi okumak yazmak faziletine ilaveten sahib-i sanat idi. (İbn-i Hacer Askalani)’nin (İsâbe) ‘sinde mezkûr olduğu vecihle Mekke-i Mükerreme’de kılıç imaliyle temin-i maişet ederdi. İbni Hacer sahib-i tercümeden başka aynı isimde sekiz sahabi daha bulunduğunu yazıyor.

Hacı Zihni Efendi merhum da (El-Hakâik)’ında: Habbab, bir de kadim bir demirci ismidir ki Mekke’de kılıç demiri döğerdi. (Müntehab)’ın (El-müntehab: Zihni Efendi’nin bir eser-i nefisi) (tefaül) vezninde temrin hamişinde (Safer 188) ifade olunduğu üzere Hazret-i Zebir ile Hazret-i Osman bir tekellümlerinde yani dargınlık üzerine ettikleri mükâlemede Zebir Hazretleri: İster isen atışırız demiş. Hazret-i Osman dahi tehekküm tarikiyle “deve tersini mi” demekle Hazret-i Zebir “kılıç ile oku” demek isteyerek “Bİ DARABE HABBAB VE RÎŞÜ’L MAKAD” demiştir ki (DARABE HABBAB) ile seyfi ve (REYŞ MAKAD) ile sehmi murat etmiştir. Çünkü: Habbab; ber minval-i mezkûr demirci ismi olduğu gibi (MAKAD) dahi oklara yelek (8) takar bir okçu ismidir. Rîş dahi tüy demek olarak ok yeleğidir, mecazen ok murattır” diyor.

Kamus tercümesi ise “ El-Habbab: şeddâd vezninde Mekke-i mükerreme’de bir haddâd ismidir. A’lâ kılıçları alıp dakk u tağyir ile bir musanna’ kılıç edip halka güya kendisi imal eylemiş suretinde arz ü ibraz eder idi. binaen aleyh (Hurus oğlu işi) dedikleri gibi elsinede darbı mesel olmuştu. Ve mak’ad mükerrem vezninde kezalik bir kimse idi ki ok yeleği düzer idi. evvel dahi Habbab gibi bir yadigâr olmakla yeleği mesel olup elsinede tayeran eder” malumatını veriyor.

Şu halde isim ve sanat müşahebeti dolayısıyla her iki Habbab’ı birbirine karıştırmamalıdır.

(Ali bin Burhaneddin el- Halebî)’nin (Siretü’l Halebiyye) diye meşhur olan (İnsanü’l uyun fi sireti’l emini’ me’mûn) unvanlı eserinin cildi evvelinde muharrer bulunduğu üzere nebi-i ekrem sallalahü aleyhi ve sellem efendimiz; Habbab’ın dükkânına azimet ve kendisiyle ülfet ve sohbet buyururdu. Musahabet-i peygamberi feyziyle o müstaid zat-ı ali de ihtida eylemiş ve kudema-i müslimin adadına girmiş” Müslümanlığı duyulunca sair mustazafîn gibi müşriklerin birçok eza ve cefasına uğramıştı. Hele hanımı olacak karı; dükkânına gelir, ateşte kızmış bir demiri kıskaçla tutup o fedakâr Müslümanın başına vücuduna yapıştırmak suretiyle söndürürdü. Keza Habbab ateş üzerine yatırılır ve sırtının yağları akmaya başlayıncaya kadar bastırılırdı.

Hazret-i Ömer’in zaman-ı hilafetinde müşarünileyhin “YA EBA ABDULLAH MÂZ LEKÎYTE MİNE’L MÜŞRİKİN?” yani Ey Ebu Abdullah! Müşriklerden neler çektin? Sualine karşı “UNZUR İLA ZAHRÎ YA EMİRE’L MÜ’MİNÎN. LEKAD EV KADET NÂRU VE SEHBET ALEYHA FEMA ETFE’HA İLLA VEDEKE ZAHRΔ yani “bak arkama ya emire’l müminin! Bir ateş yakmışlar, beni de üstüne yatırmışlardı. O ateşi ancak sabretmek (9) Yağı söndürmüştü” cevabını vermekle beraber zahrındaki yanıkları göstermişti.

Buhari-i şerifin cüz-i rabiinde Hazret-i Habbab’dan mervî olmak üzere [—-] hadis-i şerifi münderiçtir ki Allah ve resulehü a’lem “resulullah sallalahü aleyhi ve sellem Kâbe-i Mükerreme’nin gölgesinde bürdesine (el-bürd: ba’nın zammıyla bir nevi muhattat, yani çubuklu kumaş adıdır. (berdimanî) zebân-zeddir. Cemi. İbrad, ebred ve bu cemidir, müfredi (bürde) dir. Ve hâlâ bu diyarlarda (hırka) tabir ettiğimiz libasa bürde itlak olunur – kamus tercümesi) dayanmış olduğu halde nezdine gidip şikâyet ettik. (ve bizim için nusret talebinde bulunsan a, hakkımızda Allah’a dua etsen e) dedik. Sizden evvel öyle kimseler vardı ki: bir çukur kazılır içerisine atılır, , bir bıçak getirilip başından aşağı ikiye ayrılırdı da şu hal, onu dininden döndüremezdi. Keza öyleleri vardı ki: vücudu demir taraklarla tarandığı ve etlerinden maada sinirlerle kemikleri parçalandığı halde o işkence; kendisini dininden döndürmezdi. Cenabı hak, İslamiyet’i mutlaka itmam ve i’la edecek ve o dereceye getirecektir ki bir râkib, San’a’dan Hadramut’a kadar gittiği halde ancak Allah’tan korkacak yahut koyunları için kurttan sakınacaktır. Lakin siz acele ediyorsunuz) buyurdu mealindedir.

Mamafih erhamü’l enbiya aleyhi ekmelü-t-tehâyâ hazretleri  “yarabbi Habbab’a yardım et” duasında bulunmuş ve Ümm-i Enmar (10) olacak zalime, şiddetli bir baş ağrısına tutulup köpek gibi ulumaya başlamıştı. (FEŞTENEKET MEVLEHU RE’SÜHÂ FE-KÂNET MAA’L KİLLÂB (Siretü’l Halebiyye)) dağlanırsa baş ağrısının geçeceğini Ümm-i Enmar’a sağlık verdiler. Karı, Habbab’a müracaatla kafasını dağlatmaya mecbur oldu ve cürmünün cezasını aynı suretle gördü. Hazret-i Habbab, kitabeti aşina bulunduğu cihetle âyât-ı münzileyi tahrir ve okuması, yazması olmayan ehli imana talim ederdi. Hatta aşere-i mübeşşereden (Said bin Zeyd) ‘in evine Hazret-i Ömer’in müşrik gelip de Müslüman çıktığı hengâmda cenabı Habbab, Said ile zevcesi ve Faruki azamın hemşiresi (Fatma binti’l Hattab) ‘a sure-i celile-i (Ta-ha) ‘yı okutuyordu.

Habbab hazretleri, ba’de’l hicre Bedir-Gazvesiyle beraber gazavât-ı peygamberinin hepsinde, irtihal-i peygamberîden sonra da Irak seferlerinde bulunup mücahededen bir an fâriğ olmadı. Ahir ömründe hastalanıp Kûfe şehrinde epeyce müddet yattı. Sıffin vakasında Hazret-i Ali’nin maiyetinde bulun(ma)masına hastalığı sebep oldu. Vefatı 37 tarihindedir. Âlem-i cemale intikalinde 73 yaşında idi. şu halde hicretten 36 yıl evvel doğmuş demektir.

Cevdet Paşa merhum (Kısas-ı Enbiya) ‘ sının cüz’i sâbiinde diyor ki: “Hazret-i Ali, Sıffin’e giderken Habbab Hazretleri nâ-mizâc olarak esir-i firâş olarak Kûfe’de kalmıştı. Ashab-ı kiramdan birkaç zat” ibadet için onun yanına varıp “müjde sana ya Habbab ki havz-ı kevser yanında ihvanına kavuşacaksın” dediklerinde “ah o ihvanı hatırıma getirdiniz ki onlar dünyada ecirlerinden başka bir şeye nail olmaksızın göçüp gittiler. Ahiretlerini vech-i matlûb üzere mamur ettiler. Biz geri kaldık, dünyadan bir miktar hisse aldık ki amellerimizin mesûbatına mahsub edilmesin diye havf ediyoruz” dedi.

Tahir-ül Mevlevi

Havva Albayrak