Emel Sözcüer / İnsan Olmak

Besin hayattır. Canlılığını korumak, büyümek ve çoğalmak için gereken enerji tüm canlılarda besin ile karşılanır. Yani canlının hayatını sürdürebilmesi için beslenmesi şarttır. Hayvanlar, bitkiler kendini geliştirmekle mükellef değillerdir ama insanın kendini geliştirme yükümlülüğü vardır. İnsan olarak doğmuş, ancak kendini geliştirirse insan olmayı gerçekleştirecektir. İşte tam da bu nedenle insanın kendini, ruhunu, zihnini geliştirme zorunluluğu ortaya çıkmaktadır.

Fiziksel, zihinsel ve ruhsal beslenmeden söz edebiliriz bu aşamada. Fiziksel beslenme için; hava su yemek içmek terlemek ve fiziksel aktiviteleri sayabiliriz. Ancak insanın aklına şu sorular takılıyor; beslenme ile karın doyurma arasındaki ilişki nedir? Zihnin ve ruhun doyması nasıl olur? Beslenme hayatımızın merkezindedir. Nasıl besleniyorsak biz o’yuz aslında Öyleyse gıda ile ilişkimizi sorgulamalıyız.

Beslenme için lezzet görüntü yetmez, kalite, nitelik, helallik hassasiyetini de gözetmeliyiz.

Zihinsel beslenmeye gelince; bilgi edinmek, kendini, geliştirmek, anlamak, anlaşılmak gibi olguları sayabiliriz. Ancak bunları fiziksel beslenme gibi tek başımıza gideremeyiz.

İnsanın her dönemde bir diğerine ihtiyacı olmuştur. İnsana çevresi ile iletişim kurabilmesi, kendini ifade edebilmesi için duyu organları, düşünmesi akletmesi için akıl verilmiş. Kalp sezgi ve vicdan verilmiş sevebilmesi, hissedebilmesi için. İrade verilmiş zihin ve vicdan basamaklarından geçerek, sorumluluklarının farkına varabilmesi ve kaliteli bir hayat yolculuğu yapabilmesi için.

İrade sahibi olma özelliği insanın sorumluluklarını da beraberinde getirmektedir. Diğer canlılarda böyle bir sorumluluk olmadığı halde insanın kendini bilme, tanıma ve geliştirme gibi bir derdi olmalıdır. Bu aynı zamanda insan olmanın da gereğidir. Sevince, değerli olduğunu hissedince ve aidiyet duygusu ile insan olmanın hazzını yaşayabilir ancak insan. Ayrıca tercih yapma olgusunu işleme koyarak, idrakini genişletebilir. Yaptığımız tercihler hayatımızı değiştirecektir. Seçim hakkı bize verilen en değerli hediyedir. Hayatımızın kalitesi yaptığımız seçimlerin toplamıdır bir başka deyişle. İnsan böylece her iki âlemde de akıbetini yani geleceğini inşa edecektir. İnsanî iradeyi kullanmadan kaderi de nasibi de suçlayamayız.

Zihinsel bir gıda olan bilgi basamaktır. Gönül âlemi beslenerek iç âlemin eğitimi gerçekleştirilirse, ilim insanlara fayda sağlar.  Başımızı kaldırıp baktığımızda her an farklı bir şekle, farklı bir renge bürünen, her an güncellenen bir gökyüzü görüyoruz. Yeryüzünde ise hiç değişmemekle övünen insanlar… 

Ruhsal gıdalara bakacak olursak; vermek (infak) yardımlaşmak, hizmet etmek, affetmek ruha şifadır. Vermenin ve paylaşmanın mutluluğu, hizmet şuuru, affedebilmenin huzuru insanı, insan olma sürecinde ötelere taşır. Toprağa dokunmak, rüzgârı dinlemek, gökyüzünü seyretmek, bir çiçeği sulamak, kediyi doyurmak, bir yetim başı okşamak, daha az tüketmek, iç sesini dinlemek insan ruhunun temel gıdalarındandır. İradesini kullanırken merhametli ve adaletli olmak için çaba gösterince, insanın ruhu beslenir. Bunu başardığı sürece tekâmül yolundaki aydınlanması, tezkiyesi, enerjisi ve sevinci artacaktır. Beslendiğimiz gıdalar sadece bizi etkilemiyor çevreyi de etkiliyor. Gıda bizi iyileştirir ya da yok edebilir. Neyi seçtiğini, tercih ettiğini ve bedenine, ruhuna, zihnine ne gönderdiğini bilen, bilinçli insan olmaktır asıl olan. İnsanın kendini, çevresini ve toplumu iyileştiriyor, geleceğinin kararını veriyor bugünkü tercih ettiği besin. İnsan olma yolculuğunda insanın yüceliği asaleti sabrı, erdemi toplumu inşa ediyor, Toplumdaki insanların karakter gelişimleri o toplumun karakterinin göstergesidir. İşte bu yüzden zihinsel ve ruhsal beslenme, insanın kendini tanıma ve geliştirme ihtiyacı, ekmekten sudan öte bir gereksinimdir.

Dünya hayatı kendimizi geliştirebileceğimiz bir eğitim ve olgunlaşma sürecidir. Verilen nimetleri aklederek ve gönlümüzü devreye sokarak değerlendirmeliyiz. Tin suresinde beyan edildiği üzere, insan en güzel şekilde yaratılmış, gelişmek ve İnsan-ı Kamil olmak fıtratına kodlanmıştır. İnsana Ahsen-i  Takvim potansiyeli verilmiştir. Yolculuk orayadır, beşerden insana…

Şeyh Galip’in dediği gibi 

Hüsn akdine çok baha gerektir 

Evvel sana kimya gerektir.

Ruhsal doygunluğa ve olgunluğa erişme yolculuğunda, kendimizi ve kâinatı okuyarak ve içsel dönüşümü gerçekleştirerek, güçlü bir irade ile huzura erdiğimizde “ben” olgusuna egemen olacaktır vicdanımız.

Emel Sözcüer