Mehmet Harputlu / Kitap / Bir Başka Âlem

Bir Başka âlem, Roman, Muharriri; Refi Cevat Ulunay. Künyesinde Ak Kitabevi, İstanbul, 1964 bilgileri kayıtlı. 280 sayfa

Zaman birinci dünya savaşının sonlarıdır. Murat İngilizlerle yapılan bir savaşta esir düşmüş, esir kamplarında, Hindistan kıtasına kadar sürüklenmiştir. Serbest bırakıldığında ne yapacağını bilemez. Memleketten çok uzaktadır. İstanbul’da bir kız kardeşinden başka kimsesi yoktur. Kimsesiz, beş parasız, çaresizliğinden daha çok ruhunda hissettiği açlığı nasıl gidereceğinin derdindedir. Sorar, soruşturur, uzakta, çok uzakta, tırmanılmayacak kadar yüksek dağların tepesinde münzevi yaşayan bir ulu zatın adını duyar. İçinde ona ulaşmak için önüne geçemediği bir arzu hisseder. Uzun süren meşakkatli yolculuklardan sonra münzeviye ulaşır. Münzevi onu yanına kabul etmez, Oradan uzaklaşmasını ister. Murat gitmez, uzakça bir noktadan bu münzeviyi gözler. Bir mağarada yaşamaktadır. Dünyevi hiçbir şeyi yok gibidir. Arada mağaranın önüne gelir. O mağaranın önüne çıktığında bir ceylan ona yanaşır, ceylanın sütünü toprak bir kaba sağar, mağaranın önünde bekleyen yılanı o sütle besler. Murat’ın ısrarı sonuç verir, münzevi yanına çağırır. Böylece uzun müddet onun terbiyesi altında yaşar. Bir gün münzevi içinde on beş tane yakut, zümrüt, elmas gibi pırlanta bulunan bir keseyi uzatır, hadi evladım, senin görevin münzevi yaşamak değil, burada öğrendiklerini toplum hayatının içinde uygulamaktır, git artık der. Murat emre itaat eder. Gemi, tren, araba gibi vasıtalarla bazen yürüyerek İstanbul’a ulaşır. Eminönü’nde bir otele yerleşir. Kız kardeşi oturdukları evdeki hissesini istemeye geldiğini varsayarak yakınlık göstermez. Otelin kâtibi, otelin ayak işlerine bakan siyahi hizmetli, otelci ve diğer karşılaştıkları insanlarla tanışır. Tanıştığı bir başkası Hacı Gaffar’dır. Hacı Gaffar civardaki hanların birinde ticaretle uğraşan bir adamdır. İlk karşılaşmalarında Hindistan’daki münzevi zatın müridi olduğu onun bir şekilde verdiği talimatlar doğrultusunda ona sahip çıkacağı anlaşılır.

Murat, münzevinin terbiyesi altında hayvanların konuşmalarını anlama yeteneğinin geliştiğini fark eder. Hacı Gaffar’a bir çiftlik kurmak arzusunda olduğunu beyan eder.

Asıl roman bundan sonra başlar.

Tasavvufun (âlem dediğimizde sadece beş duyumuzla algıladığımız bu somut dünyayı anlamak doğru değildir, âlem bir tane değildir, iç içe geçmiş yapısı birbirinden çok farklı âlemler vardır, insan bu âlemlerin birinden diğerine geçerek yaşayabilir) şeklinde özetlenebilecek temel düsturu ancak bu kadar güzel tahkiye edilebilirdi. Anlatım ve akıcılık fevkalade, kelime zenginliği müthiş, karakter sayısının çokluğu ve karakterlerin birbirleriyle uyumu, olay akışı, olayların geçişi ve irtibatlanışı olağanüstü. Başladığınız zaman bitirmeden elinizden bırakamayacağınız bir kitap.  

Muharrir: Refi Cevat

1890 yılında doğdu 1968 yılında İstanbul’da öldü.

Babası vali Muhiddin paşadır. Ailesinin soyu Hazreti Mevlana’ya dayanır. 1909 yılında on dokuz yaşında iken Galatasaray Lisesini bitirdiğinde “Alemdar” isimli gazeteyi çıkararak yayın ve edebiyat dünyasına adım atar. Birçok dergide, siyasi, mizahi, edebi yazılar yazar. Dönemin baskın ve zorba gücü ittihat Terakki partisine karşı çıkar. Onların zulmüne maruz kalır. Sinop, Çorum ve Konya’da yıllarca sürgün olarak hayatını devam ettirir. İstanbul’dan Sinop’a götürüldüğü bu sürgün yılları kitaplarına ve müstakil yazılarına yansımıştır. İttihat Ve Terakki karşıtlığı kaçınılmaz olarak onu Hürriyet ve İtilaf partisinde konumlandırır. Bu parti İngiliz İşgali zamanında iktidardadır. Kuvayı Milliye hareketine karşı yazılar yazdığından meşhur yüz elli kişilik listeye dâhil edilir. Yeni devlet muhalif gördüğü yazar, sanatçı, siyaset adamlarından yüz elli kişiyi yurt dışına sürgün eder. 1924 yılında başlayan bu sürgün 1939 yılında çıkarılan af ile sona erdiğinde yurda döner. Milliyet Gazetesindeki köşesinde, “Takvimden Bir Yaprak” başlığı altında günlük yazılar yazar. Birçok araştırma inceleme, hatıra, gezi, çeviri kitapları vardır. Kitaplarından roman olanları şunlardır: Üçler, Köle, Dağlar Kralı Balçıklı Ethem, Sayılı Fırtınalar, Eski İstanbul Kabadayıları, Eski İstanbul Yosmaları, Mermer Köşkün Sahibi, Bir Başka âlem, Menfalar ve Menfiler ( Sürgün Hatıraları ).

Bir Başka Âlem isimli romandan alıntı:

[İrşat istidat ile olur, kayalığa ekilen tohum mahsul vermez. “Kayada bu istidatsızlık varsa kayanın muatep olması doğru mudur?” diye soracak olursan; mükevvenatta gördüğün tekâmül zamanla mukayyet değildir. Ruh vatan-ı aslisi ehadiyet mertebesinden ayrıldıktan sonra ikinci mertebeye gelir. Bu mertebeye “gaybı sani” “berzahların berzahı” “kab-ı kavseyn” de derler. Muhiddin-i Arabi ayan-ı sabite demiş. Hepsi bir. Bu mertebede mevcudatın hakayıkı nispet itibariyle çokluktadır. Fakat haricen madumdur. Yani haricen bir varlıkları yoktur. Oradan üçüncü mertebeye gelir. Buna “hakayıkın zuhur mertebesi” “melekût âlemi” “âlem-i emr” de denir. Bu mertebede hakayık birbirinden temeyyüz ederler, işte ervah bu mertebede halikını bilir. Dördüncü mertebeye “âlem-i misal” derler. Rüyada görülen suretler bu âlemdendir. Oradan beşinci mertebeye gelir ki buna “âlem-i şuhud” denir. Bu beşinci mertebe anasır-ı erbaa denilen, ateş, toprak,  su, hava ile “mevalid-i selase” denilen cemad, nebat ve hayvan merhalelerini ihtiva eder. (113) .

Mehmet Harputlu