Emel Sözcüer / Değişim ve Ruhsal Olgunlaşma

Dünya içten dışa doğru genişler.Yüreğin genişlediğinde,daha çok sevebildiğinde, affedebildiğinde,daha farkında ve duyarlı olduğunda… İçin içine sığmaz olduğunda… Senden sonrakiler için bir tohum ektiğinde… Hiç görmeyeceğin o insanları sevebildiğinde…Kalbin genişlediğinde dünyan genişler.
Yumurta dıştan bir kuvvetle kırıldığında hayat sona erer.İçten bir kuvvetle kırıldığında hayat başlar.Zira önemli dönüşümler hep içten başlar diyor İbniRüşd…
Rad suresi/11.ayet,muhatabının önüne değişimi hedef olarak koymaktadır.Başlama noktası da kişinin kendisidir.
Davası olan ve davasının ardından giden insanlara ihtiyaç vardır. Bu nedenle insanın kendi varlığının ve de sorumluluklarının farkında olmaları gerekir.İnsanı diğer tüm varlıklardan ayıran şey ne ise,toplum içinde de farklı kılan aynı şeydir.Bu farkındalıkla ve duyarlılıkla,tüm insanlarla aynı olduğumuzu idrak ederek,sorumluluk duyarız.Sonucunda da tüm insanların ne hissettiklerini anlama yetimiz gelişir.Empati insan olmanın önemli bir şartıdır diye düşünüyorum.O zaman yalnızca karşımızdaki insanın değil,canlı cansız tüm varlıkların,engelli bir köpeğin,görmeyen bir kedinin hatta kırık bir kâsenin ne hissettiklerini fark ederiz.Kendimiz için istediklerimizi onlar için de isteriz.
Bu durum içinde bulunduğumuz zamanda nasıl gerçekleşir? Günümüzde ön plana çıkan bireysellik anlayışı nedeniyle duyarsızlıklar hissetmeyişler arttı.Birileri için herhangi bir şey yapmak fazla anlam ifade etmiyor.Herkes kendi derdine odaklanarak duyguları ve vicdanına narkoz almış gibi yaşamayı tercih ediyor.
Duyarsızlaşma; müminin şahsiyeti ve toplumsal hayatı adına hassasiyet gösterilmesi gereken konularda titizliğini yitirmesi,olumsuzluklara karşı kayıtsız kalması anlamındadır.Bu kayıtsızlık onun manevî lâtifelerini matlaştırıyor.Latifeleri silikleşen kalbi hasta insan,zamanla hissetme zenginliğinden mahrum oluyor,ilgisizleşiyor.
Değişen dünyada bilim ve teknoloji alanındaki gelişmeler artarken,manevi değerler aynı anda pörsüyor.RobinSharma’nın dediği gibi”İnsanlık çok ilerledi artık görünmüyor”
Araştırmacı yazar Dr. Reşit Haylamaz duyarsızlığı sinsi ve seyri yavaş olan bir hastalık olarak nitelendirirken,kişilerin bu hâlini zamanla benimsediklerini yani duyarsızlık virüsünün zamanla ruhu istila ettiğini söylüyor.Nasıl ki ateşi sönen bir soba, bir süre sonra çevresindeki ısıya ayak uyduruyorsa,vicdan ateşini tazelemeyenler de çevresindeki duyarsızlıklara ayak uyduruyor ve hassasiyetini kaybediyorlar.Ancak her geçen gün kendinizi yeniliyorsanız iç dünyanızın karbonlaşmasına izin vermiyorsanız durum değişir.Zira asıl olan hassasiyetleri canlı tutabilmektir.Demek ki değişen değiştiriliyor.Öyleyse duyarsızlığımızı imanın enginliğinde tedavi edip,bozulan yönlerimizi değiştirmek,bizim için en önemli vazife.İnsanın başıboş ve kendi kendine bırakılmayacak kadar değerli olduğunu dile getiren Kıyamet suresi 36. Ayet”İnsan başıboş bırakılacağını ve dilediği gibi hareket edebileceğini mi sanır” buyrulmaktadır. Unutmamak gerekir ki dünyayı değiştirecek olanlar,hakikat yolunda yürürken herhangi bir bozulmaya maruz kalmayanlardır. Efendimizin”Komşusu açken tok yatan bizden değildir”sözünü ihmal edeli bir hayli zaman oldu.Ancak bu beyan yemek paylaşmayı öngörmüyor yalnızca.Aynı duyguları hissetme,acıyı sevinci paylaşma,toplumsal dayanışma ve vicdanı güçlendirme amacını da taşıyor.Bu ikaz, Müslüman’ın böyle bir bencilliğe düşmeyeceğini ortaya koyuyor.
Diğerkâmlığın hafife alındığı,”ben” duygusunun biricik değer olarak algılandığı günümüzde bu sünnet ekseninde yaşamak,duyarlılığımızı arttırmak için çaba göstermeliyiz. Okuyarak,yaşayarak,düşünerek,yazarak… Seyrederek görerek… Tükenmeyip üreterek… Hizmet ederek,hayata katkı sağlayarak, kâinatın daha iyi olması için ürettiği projelerle Salih bir kul olarak.Ama her şeyden önce bunların önemini fark ederek… Taraf tutarak,saf olarak,safını belirleyerek,yanarak, mücadele ederek ve de uğrunda göze alınacak ne varsa göze alarak.