Mehmet Harputlu / Bir Döneme Dair İki Farklı Kitap


Kısa Hayat Öyküm / Enkaz Arasında


Hani ibret almak için bakılması gereken, sürekli tekrar eden, şayet ibret alınsaydı tekerrür etmeyecek olan tarih var ya o tarih çoğunlukla devletlerin tarihidir. Savaşları, antlaşmaları, toprak kayıplarını veya kazançlarını, tarih sahnesinden silinen devletleri, muzaffer devletleri, muzaffer komutanları anlatır hep. Bu yüzden bir lise öğrencisine tarih dediğinizde aklına sadece Karlofça Anlaşmasının maddeleri gelir, hiç hatırlayamadığı, soruyu cevaplayamadığı bu yüzden zayıf not aldığı derstir tarih. Oysa ibret alınması gereken devletlerin değil insanların tarihidir. Geleceğe dair bir öngörü kazandıracak olan da geçmişin doğru analizini yapma imkânı veren de tarih kitapları değil o döneme dair insan hikâyeleridir. 1917 Bolşevik ihtilalini tarih kitaplarından daha çok Boris Pasternak’ın kaleme aldığı Doktor Jivago’dan öğrenebiliriz. Çarlık Rusya’sının tarih sahnesinden silinişi ile Osmanlı İmparatorluğunun yıkılışı birbirine çok yakın senelerde vuku bulur. Bizde bu insan hikâyelerini en iyi anlatanlardan biri Kemal Tahir’dir. “Esir Şehrin İnsanları” “Esir Şehrin Mahpusu” “Yorgun Savaşçı” “Devlet Ana” “Yol Ayrımı” bu süreci insan hikâyeleri üzerinden anlatan romanlarıdır. Romanlarını bir soy ağacı (Fransız Emil Zola gibi) üzerinden Kurgulayan Kemal Tahir’i okumadan Millicilerin Yunan Savaşını kazandıktan sonra İttihat Terakki’yi kazımalarını, İzmir Suikastını anlamak kolay değildir. Keza Tarik Buğra’nın Küçük Ağa’sı Kuvayı Milliye’nin Anadolu’da kendini kabul ettirişinin hikâyesidir.
Bugünkü politik, ekonomik, eğitim, sanat ve kültür ve benzeri ne kadar sorunumuz varsa hiç birini “Batılılaşmak” üst başlığını çözmeden, çözemeyiz. Son yıllarda kıymet bulan Sabahattin Ali’nin “Kürk Mantolu Madonna’sı” bile bu başlığın altına yerleştirilince alt metin daha iyi anlaşılacaktır. Keşke batılılaşmayı devlet ideolojisi hâline getirip uygulatan İkinci Mahmut’a ahalinin “Gâvur Padişah” deyişini anlatan bir roman olsaydı. İşi çıkış noktasından kavramış olurduk.
Türklerin kimlik değiştirme sürecine dair iki insan hikâyesi kitap var tezgâhımızda.

Birincisi; Kısa Hayat Öyküm…


Kitabı üç bölüm halinde değerlendirmek mümkün. Biri, Abidin Dino tarafından kaleme alınan çocukluk yıllarını anlattığı bölüm. Diğeri Paris’te bir radyo röportajında konuştuklarının çözümüyle oluşturulan metin. Üçüncüsü yayıncı Ferit Edgü’nün kitabın yapılma hikâyesini anlattığı giriş yazısı.
Çocukluk yıllarına dair hatırladıkları daha çok ailesi, kardeşleri, yakın arkadaşları, çocukluğunun geçtiği Cenevre’deki büyük ev ve benzerleri. Ağabeyi Arif ve ablası Leyla yaş olarak kendinden çok büyük oldukları için, Arif ile aralarında yirmi yaş vardır, çocukluğu ve gelişimi üzerinde çok etkileri olmuştur. Annesi ve babasından çok az bahseder. Annesi bir İstanbul hanımefendisidir. Pırlantalar takan, misafir ağırlayan, şarkı söyleyen bir seçkin. Babası Rasih Efendi ömrünün sonuna doğru kulakları duymamaya başlamış, titiz, kumar düşkünü bir paşazade. Ağabeyleri Arif ve Ahmet, onların arkadaşları olan tanıdık paşazadeler Paris’in zengin çevrelerinde boy gösteren tiplerdir.
İkinci Bölüm, dostu Andre Velter tarafından France Culture radyosunda yapılan söyleşinin çevirisidir. Abidin Dino bu söyleşide sanat, siyaset, resim, heykel, hakkında görüşlerini dile getirir. Hâliyle sanatçı dostları ile olan münasebetlerini. Nazım Hikmet ile uzun yıllar süren yakın dostluğunu, Ünlü Picasso ile olan arkadaşlığını, Rus sinema adamlarıyla beraber geçirdiği zamanları, çektiği “Gol” adındaki dünya kupası belgeselini anlatır. Picasso ona “elleri senin ile benim kadar güzel çizebilen hiç kimse yok” demiştir, bunu utanarak anlatır. Resmin aslında çizgi olduğunu bu yüzden resimdeki tarzının mağara duvarlarındaki çizgiye dayandığını söyler. “Çizgiler kelimelerden öncedir ve önemlidir” der.
Abidin Dino 23 Mart 1913’te İstanbul’da doğmuş 7 Aralık 1993’te Paris’te ölmüştür. Ressam, heykeltıraş, karikatürist, yazar, film yönetmeni gibi sanatsal unvanların sahibidir. Çağdaş Türk resminin öncülerinden sayılmaktadır.
Onu anlatan bu kitap, Yapı Kredi yayınlarından çıkmış. Kasım 1995 –İstanbul baskısı. Kitabı Ferit Edgü yayına hazırlamış. 121 sayfa. Kapak kompozisyonu olarak Abidin Dino’nun imzası kullanılmış. Kitapta ayrıca Abidin Dino’ya ait muhtelif dönemlerini betimleyen bol miktarda fotoğraf kullanılmış.

İkincisi; Enkaz Arasında


Refi Cevat’ın Yokuş Kitabevinde 1945 yılında basılan eseri. 325 sayfa. Bu kitap da Paris’i konu alıyor. Paris’te yaşayan veya yaşamak zorunda kalan Türklerin yürek buran hikâyeleri. Kitabın adı muhtevasına son derecede uygun. Paris üzerinden anlatılan hikâyeler aslında yıkılan bir medeniyetten arta kalan insanların hikâyeleridir. Bu insanlar şu veya bu sebepten bir enkaza dönüşmüşlerdir. Asıl viranelik, bunlardır.
Kitabın girişinde şu metin var:


“Paris acayip bir şehirdir. Servetin, ziynetin, ihtişamın en yüksek derecesi ile fakrın, dilenciliğin, sefaletin zilletin en ağırı burada el ele tutuşarak beraber yürür. En mükellef arabalarda güzel kadınlarla gezen banker nanparaya muhtaçtır. Sokaklarda sürünen serseri soğuktan donduğu zaman paramparça paltosunun dikişlerinden yüz binlerce frank çıkar. Bir memlekette inkılap olur partiyi kaybeden taraf bir yol parası tedarik edebilirse Paris’e düşer. Büyük şehrin sefalet kovuklarında yüz binleri geçen bu sığıntılara birer yer bulunur. Bu suretle Paris’te böyle binlerce ayrı hayal yığınları vardır. Bunların her birinin şahsiyetleri zevkleri emelleri ihtirasları tamamen ayrı olmakla beraber bu ihtiraslar birbirleriyle çarpışır, uğraşır, didinir, didişir ve uzlaşır. (………………….)Tacını tahtını kaybeden hükümdar da oradadır memleketinden mahkumiyetten kaçan sahtekar, izini şaşırtan hırsız, hüviyetini değiştiren dolandırıcı da oraya sığınmıştır”