Laedri / Eski Vezir

Bir vezir her nedense görevinden atıldı
Kaftanını çıkardı dervişlere katıldı

Dergâh hayatı ona yeni ufuklar açtı
Sohbet muhabbet zikir ruhuna ışık saçtı

Bir müddet sonra hünkâr geriye davet etti
Eski vazifesini iade edecekti

Eski vezir teklife hiç tenezzül etmedi
“Eskisinden iyidir şimdiki halim” dedi

Rahatı arayanlar onu uzlette bulur
Ahaliye karışan elbet rahatsız olur

Ne hükümette çalış ne orada dolaş dur
Sorumluluk alırsan işler senden sorulur

Padişah ısrar etti “memleket işlerini
İdare etmek için lâzım akıllı biri”

Vezir cevap gönderdi “akıllı olan insan
O işlere yanaşmaz uzak durur bunlardan”

Canlılar gıdalanır ufacık bir katıktan
Hüma kuşu bu yüzden oldu kuşlara sultan

Uzaktan gören biri sorar Karakulağa
“-Nasıl oldu da böyle dost oldunuz aslanla

Hep beraber gezersin bunun sebebi nedir”
“Artığıyla doyarım” diyerek cevap verir

“Onun heybetiyle de düşmandan korunurum
Ben zayıfım güçsüzüm böyle emin olurum”

“-Öyleyse neden böyle hep geriden gidersin
Yanına sokulup da aziz dostu olmazsın?”

“-Çünkü aynı zamanda ben ondan çok korkarım
Güçlüye yakın olsam tehlikede olurum”

Bir mecûsi yıllarca mabette ateş yaksa
Bir gün içine düşse küle döner o anda

Olursan eğer sen de hükümdarlara yakın
Ya bol altın alırsın ya gidiverir başın

Onların mizacının değişmesinden sakın
Selam verene kızar sonra bir gün bakarsın

Bak ki söven birini mükâfata gark eder
Ders almak isteyene bunları bilmek yeter

Çok zarafet nedim’e sayılsa da meziyet
Kendini bilen için hem kusur kabahat

Ciddi ve vakur davran kendine ol mukayyet
Tabasbus ancak olur nedimliğe delâlet

Kaynak: Gülistan; Şeyh Sadi Şirazî

~~~~~~~
dergâh: tekke
gark etmek: çok bol vermek
hümâkuşu : Devlet kuşu. (Hikâyede: Gölgesi kimin başına düşerse o padişah olurmuş, derler
hünkâr:pâdişâh, sultan, hükümdar
kaftan: üste giyilen astarsız, uzun, bolca elbise, hilat; teşrifat elbisesi
karakulak: Anadolu vaşağı da denilen bir yabanî kedi türü
mecûsi: ateşe tapan, ateşperest, Zerdüştî
meziyet: üstünlük, değerlilik, yüksek karakter
mizac: huy, tabîat
mabet: ibadet yeri
mukallit:taklitci, taklit eden
mukayyet olmak : korumak, gözetmek
mükâfat: ödül
nedim: (padişah vs gibi yüksek rütbelilerin) sohbet arkadaşı, meclis arkadaşı
tenezzül: kendine aykırı düşen bir işi veya durumu kabul etme, alçalma, inme, aşağılama
tabasbus: yaltaklanmak; kendini küçülterek riyakârlıkla kendini beğendirmeğe çalışmak; dalkavukluk
uzlet: insanlardan uzak durma, bir köşeye çekilme
vakur: ağırbaşlı, temkinli