M. Sait Karaçorlu / Mesnevi’den / Kemik Peşinde Koşmak

İsa kemiklere dua edince
Eblehin talebi geldi yerine

Kudretini izhar eyledi Mevla
Kemikler dönüverdi hayata

Ortaya bir siyah aslan belirdi
Bir pençede aptalı telef etti

Kafasını parçaladı beynini akıttı
Beyni ancak bir ceviz kadardı

Aklı olsaydı bu felakete uğramazdı
Teni parçalansa da kendine bir şey olmazdı
Akıl duaya da yol gösterir. Eğer insanda akıl yoksa beyni ceviz kadar bir ebleh ise, edilen dua kabul edildiğinde fayda yerine zarar görür. Çoğu zaman insan dua ile kendi belasını kendi musibetini davet eder. Ayeti Kerimede güzel gördüğünüz şeylerde şer, kötü gördüğünüz şeylerde hayır olabileceği beyan buyrulmuştur. Çünkü dua insanın idrakinin yetmeyeceği bir boyuttan bir şey talep etmektir. İdrakinin yetmeyeceği şeylerde nefsinin ve arzularının istikametinde bir şey istemek sonuçlarını asla tahmin edemeyeceği bir süreci başlatmak olur. Bu yüzden her isteğe “hayırlısı” ile ilavesi adaptandır. Kişi canının istediği, hoşlanacağı, mutlu olacağı, keyif ve lezzet alacağı şeyleri ister. Eğer bu isteği kendi hakkında hayırlı değilse sonuç kendi felaketini çağırmaktan başka bir şey olmaz. İstemek akıl ile beslenmelidir. Nefsi aklına galip gelenler hiçbir taleplerini akılla besleyemezler.
Duanın gücü kemikleri bile diriltebilir. Ölmüş hiçbir hayat emaresi kalmamış kuru kemiğin yeniden hayat bulup dirilmesi olağanın dışında olduğu için mucizedir. Sonsuz kudret sahibine göre basit sıradan bir iştir. İdrakinin yetmeyeceği yer işte bu kudret sahibinin kudretinin sonsuz ve sınırsız olmasıdır. O kudret sahibinin insana dua etme izni vermiş olması merhametindendir. Bu izni şuursuzca, gelişigüzel kullanmak, keyfine göre bir şeyler istemek, gelişigüzel taleplerde bulunmak, acaba oluyor mu kabilinden sanki imtihan eder gibi dua etmek beyinsizlikten başka bir şey değildir.
Böyle bir beyinsiz, Hazreti İsa’nın duasının kabul edilmesini, ölüleri bile dirilten bir olağanüstülüğe erişiminin olmasını “hadi şu kemikleri dirilt de bir görelim” mesabesinde talepte bulunmuş, dua sonucunda kemikler gerçekten dirilmiş ama ortaya siyah bir aslan çıkmıştı. Siyah aslan dua talep edenin kafasını ezip öldürdü. İnsan dua ile kendi belasını ve musibetini çağırmış oldu.
Meselenin idrakin dışında kalan bölümlerinden biri kemiklerinden yeniden dirilenin aslanın durumudur.
İsa aslana dedi “çok çabuk parçaladın”
Aslan dedi “çünkü seni çok perişan etmişti”
Eblehi parçalamak İsa’yı ısrarı ile yormasının bizar etmesinin cezasının aslan tarafından verilmesiydi. Kemiklerinden dirilen aslan bir görev için diriltilmişti.
Bazen kısmet olan rızık olmaz
“O adamın kanını niye içmedin” diye sordu
“Kısmetimdi ama rızkım değildi” şeklinde cevap verdi

(470)Çoğu kimse bu aslan gibi saldırır kükrer
Ama avını yiyemeden dünyayı terk eder

Kısmeti saman kadar hırsı dağ gibi
Hak indinde yüzü yok itibar peşindedir
Hayat da böyledir. İnsanların çoğu kısmetiyle yetinmez hep fazlasını ister. Hırs için cehennemin yedi kapısından biri denmiştir. Haris mahrumdur hadisi şerifi de keza hırsın kısmeti artırmayacağını beyan buyurur. Hırslı kişi elindekiyle yetinmediği için sahip olduğu şeyden de mahrumdur. Kaldı ki kısmet ve rızık birbirinden ayrılarak daha büyük bir hakikate dikkat çekilmiştir. Hırs tıpkı öfke gibi, şehvet gibi, gazap gibi insanın düşüncesine ve duygusuna hükmederek onun davranışlarını belirler. Bundan kurtulmanın yolu diğerleri gibi Allah’a sığınmaktır.
Ey acizlere ihsanı bol olan rabbim
Bizi hırstan ve gafletten kurtar

Rızık görünüyor lakin altında tuzak
Göster bize nedir bundaki murat
Hırsın sebep olduğu gafletten kurtulamayanın rızık endişesi onun için bir tuzağa dönüşür. Hırs ve sonucu gaflet içindeki insan acze düştüğü için acizlere yardım rabbim ifadesiyle onun merhametine sığınılmıştır.
Aslan İsa’ya dedi; “bu av değildi
Mutlak bir öğüt ve ibret içindi

Eğer benim cihanda olsa idi kısmetim
Ölüler diyarında ölülerle olmaz idi sohbetim

Bu öğüt temiz su bulduğu halde bağıranlaradır
Eşek sıfatlılara boş ve çok konuşanlaradır
Asıl mesele aslanın avlanması değildi. Asıl mesele bu hikâyedeki ibret ve öğüt idi. Kimlere öğüt? Dünya hayatında rızkının takdir edilmiş olduğunu bilmesine rağmen rızık derdine düşenlereydi. Rızık endişesi şeytanın fakirlik korkusundan doğmaktaydı. Esas olan rızkın daha fazlasını talep etmek veya onun hırsıyla harama sapmak değil verilene şükretmek, kanaat etmek, yetinmekti. Hırs ve sürekli verilenden fazlasını istemek eşeğin temiz suya ayağını sokmasına benzer. Verilen temiz kısmetten ve rızıktan mahrumiyete sebep olur.
Eşek temiz suyun bilse kadrini
Ayağını değil sokar serini
Bu hikâyedeki kısmet ve rızkı sadece maddi olanla sınırlamamak gerekir. Temiz duygu ve düşünce, manevi haz, hikmet, din ve inanç hepsi rızık ve kısmet cümlesindendir. Peygamberin hayat bahşeden öğütleri, ruhunun terakkisini sağlayan temel düsturlarını hiçe saymak o rızık ve kısmetten mahrumiyet demektir.
Hayat bağışlayan hikmetler saçan hesapsız
Bir peygamber bulur da münasebetsiz

Onun huzurunda tutmaz da edep
Kendine bir hayat etmez bak talep

(480)O köpek nefsinin dirilmesinden sakın
Can düşmanın o zarardır hep unutma sakın

Toprak başına olsun o kemiğin
Köpek nefsini can avından men eylemesin
Kemiklerin dirilmesi için dua etmek bir bakıma kemik peşinde koşmaktır. Kemik peşinde koşmak köpeğin hasletidir. Nefsine uyan, nefsinin köpekleşmesine göz yumandır.
Köpek değilse nefsin bu kemik arzusu neden
Sülük gibi kan içicilik hangi sebepten

Basiret nuru olmayan göz ne biçim gözdür
İmtihan vaktinde rezil rüsva olacaktır

Zan bazen hata bazen isabet eder
Bu nasıl zandır ki gittiği yoldan kör olarak döner

Başkaları için ağlayıp durma
Bir uzlete çekil kendine ağla

Ağlayan buluttan beslenir dallar
Mumun gözyaşından gelir aydınlık

Ağlayanları görünce yanlarına otur
O gözyaşlarından belki sana da fayda gelir

Fani ayrılıklara gözyaşı dökenler
Sonsuzluk cevherinden habersizdirler
*