Editörden / Harca(n)mak

Mirasyedilik edebiyatın baskın figürlerinden biriydi. İyice eskimiş ama yine de bir zamanlar usta bir terzinin elinden çıktığı belli olan mantosuna sığınmış bir kadın biraz ürkek biraz utangaç oldukça üzgün ve fakat çaresizliği adım atışından belli olacak şekilde rehinci dükkanına yanaşmıştır. Dükkanın demir parmaklıklı küçük penceresinden seyrek sakalları görünen hilekar bakışlı dükkan sahibine elindeki aile yadigarı pırlanta yüzüğü uzatmıştır. Dükkancı gerçek değerinin kat be kat altında bir rakam söylemektedir. Kadın bir taraftan bu kadar değerli bir yüzüğün hiç pahasına elinden çıkmasına üzülmekte diğer taraftan ailesinin ihtişamlı günlerinden geriye kalan tek hatırayı kaybetmek üzere oluşundan dolayı tutamadığı yaşları gözlerinden ellerine damlamaktadır.
Bu sahnenin günümüz insanına dokunan bir tarafı olmaz.
Acaba artık aileler çocuklarına miras bırakmadığından mıdır yoksa servetin kurumsallaşarak borsaya hisse senetlerine devredilmiş olmasından mıdır bilinmez. Miras olmayınca mirasyedilik de kavramsal olarak zihinlerden çıkmış olsa gerektir. Ailesinden kalan büyük servetleri sefahat yuvalarında, kumar masalarında, daha başka bir çok gayrı meşru bağımlılıkların pençesinde tüketen sonra bir dilim ekmek için dilenmeye kadar düşen insanların hayatın içinde yer almaları edebiyatta karşılığını bulacaktı elbette.
Edebiyatta karşılığını bulamayacak daha vahim daha acı daha büyük ama bir o kadarda gerçek felaketler de var. Üstelik bu denli büyük felaketin yol açtığı algı ve zihin yoksunluğu acıyı olduğu şekliyle hissetmeye mani olduğundan işin vahameti katmerleşiyor.
Kavramlar…
O güzelim, o insan zihnini çok uzak ufuklara taşıma kabiliyetine sahip kavramların rehinci dükkanına bırakılan pırlanta yüzükten daha büyük bir kayıp olduğunu idrak edebilmek için yine o kavramlara muhtaç oluşumuz meseleyi içinden çıkılmaz bir kördüğüme dönüştürüyor.
“İhlas” denince zihninizde oluşan düşünce, aklınıza ilk gelen fikir, uyanan imge nedir? Durun sakın söylemeyin. Önce olması gerekeni söyleyelim. Olanın olması gerekenden fersahlarca uzak düşeceği zaten malum. İhlas, büründüğümüz kişiliğin yırtılmasıdır. Persona, kelimesi batı dillerinde “kişilik” anlamında kullanılır. Hakkında kanun düzenlemesi bile yaptığımız personel kelimesi de buradan türemiştir. Kişi, kişilik, kişisel anlamlarını ifade eden “persona” maske demektir. Batı, kişiliğin ancak takındığımız maske ile tebellür edeceğini düşünmüş olmalı ki şahsiyeti dışa vuran maske ile tanımlamış. Gerçeğin kapılarını iyice zorlayan bu yaklaşım “ihlas” kelimesi ile yörüngesine oturabilir. Basite irca yöntemiyle “olduğun gibi görünmek” diyebilirsiniz. Fakat bu son derecede yetersiz kalır. Çünkü ihlas olduğun gibi görünmekten daha derinde bir yere işaret eder. İhlas, fiil olmadan suç olmaz perdesinin arkasına gizlediğimiz ne varsa, -hatırada, hafızada, bilinçte hatta bilinç altında- biriktirdiklerimizin temizlenmesi, arı duru hale getirilmesi, adeta bir kör kuyu gibi temas ettiği her şeyi yutan insanoğlunun kendi kendini şeffaflaştırması demektir. İnsan gerçek anlamda ihlas sahibi olabilseydi gölgesi yere düşmezdi.
“Merve” kelimesini duyduğunda ıssız bir çölün ortasında, aç, susuz ve yapayalnız bir annenin susuzluktan ölmek üzere olan kundaktaki bebeğinin çığlıkları kulaklarını tırmalarken çaresizce bir tepeden diğerine koşuşturuşunu içinde hissedenimiz var mıdır? Ve o çaresizliği içinin en içinde hissettiğinde her zorluğun ardından bir kolaylık geleceğinin bilincini asla yitirmeden, o çaresizliğin ve kimsesizliğin aslında yüzlerce yıl sonra kâinatı aydınlatacak bir nurun hazırlığı olduğunu aklına getirenimiz var mıdır? En çaresiz anın çareye en çok yaklaşılan an olduğunu bilincine erenimiz var mıdır? Yoksa hepimiz için “Merve” kelimesi pespaye bir ürünün tanıtım markasından ibaret midir?
İşte kavramları kaybedişimizin hazin hikâyesi böyledir.
Yıkılmış bir medeniyetin enkazı arasında dolaşan insan enkazları gibiyiz. Desti kırıklarından medeniyet keşfettiğimizi zannederek kavramları tüketiyor, harcıyor, aile yadigarı paha biçilmez pırlantaları üç kuruşa rehine bırakıyor, ele geçen üç beş kuruşu şarap parası yapmaktan imtina etmiyoruz. Çünkü dünya sarhoşluğu şarap sarhoşluğuna hiç diyecek kadar gözlerimizi bürümüş.
Paha biçilemeyecek değerde kavramlarımızı gözümüzü kırpmadan harcıyoruz. Böylece harcanmış olduğumuzun farkına bile varamıyoruz.
Ahenk Dergisinin 59. sayısı da bu kavramlara sahip çıkma gayret ve çabasıyla hazırlandı.
Sağlık ve esenlik dileklerimizle
*