Nesir Defteri / Hafize Yıldırım / Abdurrahman Es-sufi

İşte; bin sene öncesine ait bir dahi, bir Astronomi Bilgini. Kelimenin tam manasıyla ulemadan biri. Dünya henüz daha Astronomi ilmine ait meselelerde, ilmi heyet vadisindeki keşiflerde, kendisine bir rakip beslememiş ve bir lokma ekmek yedirmemiştir. Eğer Dâhi lafzının fevkinde daha parlak ve daha kapsamlı bir kelime bilseydim, onu hem ilk ve hem de son defa olmak üzere, onun için hem de yeminle kullanmak için bir an bile tereddüt etmezdim.

Hakikaten; zamanından on asır evvel yaşamış bu zat o derece büyük bir Astronomi bilginiydi ki, pek tabi elinde Teleskop ya da Dürbün bulunmadığı halde, zamanımızdan ancak ve ancak iki sene evvel keşfedilebilen birçok gerçeği kesin olarak söylemişti. Atik kırk sekiz burcunun dört binden fazla yıldızı hakkında mükemmel ve sarih incelemelerde bulunmuştu. Bugün bile bütün Rasathanelere esas teşkil eden “kadr / ölçekleri” onun tarafından küsuratlarıyla beraber yazılmıştı. Gökyüzündeki Burçları BATLAMYUS’ a nispet kabul etmez derecede güzel tasvir etmişti. Bunlardan daha fazlası insanlık âlemine, “FELEKÜNNÜMA” gibi muazzam bir eseri de hediye etmişti. “SUVERUL-KEVAKİB” namıyla meşhur ve pek beğenilen eseri kaybolmuş zannedilirken bu eser Petersburg kütüphanesinde bulunmuştur. Bu kitapta, gökyüzündeki burçların resmedilmesinde gösterdiği maharet her türlü takdirin üstündedir.

Sufi’nin Eserlerinin mühim parçalarını ilk defa Müsteşrik (Thomas Hâye) (1636-1703) 1665 senesinde neşretmiştir. 1876 tarihinde de Petersburg’da Fransızca tercümesi yayınlanmıştır.

Önce şunun söyleyelim ki maalesef Abdurrahman Es-Sufi’yi İslam Âlemi layıkıyla tanımamaktadır. Diğer bir tabiriyle noksansız bir şekilde hayat hikâyesi yazılmamıştır. Mesela; Kamus el-alam isimli eserde bu zatın ismine bile tesadüf edilmez.

Ne garip tecellidir ki; onun büyük fikir ve keşiflerini, bir ilim ve fen heykeli gibi karşımda dikildiğini ve eğer caiz olsaydı bu muhterem şahsın önünde hürmetle eğilmeyi hissettiğimde bu muhteremin hangi tarihte doğduğunu, nereli olduğunu, nerelerde dolaştığını ve hangi tarihte vefat ettiği gibi meseleleri bilmiyor olmanın aczi içindeydim. Ve yine ne garip tecellidir ki; Es-Sufi’nin meçhul kalan dâhiyane hayatının bilinmesin de çok büyük ilmi gibi idrak edilemez, kavranamaz olduğunu telakki etmiştim. Bir güzel tesadüf ile bu üzüntüm bertaraf oldu. Daha sonra Üstadın ruhi tecellisi de imdada yetişti.

Abdurrahman, hicretin 271. senesinde Rey şehrinde doğmuştur. Sağlam ve bakımlı bir 92 sene gibi uzun bir ömürden sonra Bağdat’ta vefat etmiştir. BÜVEYH oğullarından ADUD-DEVLE’ NİN Hocasıydı. Bir Âlimin yetiştirdiği talebenin sayısı yüzlerce kişiye ulaşmıştır. ADUD-DEVLE’NİN Hazreti Üstada hürmeti o derece yüksekti ki; Bir Hükümdar olduğu halde, onun eline su döker, mübarek ellerini günde beş on kere öperdi.

Daha çocukken bile, akranları arasında hakimane sözleriyle dikkatleri üzerinde toplardı. Geceleri, belki de ne olduklarını anlamadan uzun bir müddet Yıldızlara bakarak geçirirdi.

Fıtratı Gök cisimlerine ve onların büyüklüğüne meftun olarak yaratılmıştı. Yirmi yaşına girdiği vakit, gece uykularını terk etmeye başladığı esnalarda, BATLAMYUS’ un EL-MECİSTİ adıyla çevrilen kitabın bir nüshasını büyük bir fedakârlık neticesinde elde edebilmişti.

Çelikten daha sert bir azimle ve nihayet eşine az rastlanır bir ilmin ışığıyla, tercüme etmeye başlamıştı. Kâinat ve varlık hakkındaki bilgilerin kendisince keşfedilmeye başladığından daha fazla çaba ve gayret harcamaya başlamıştı. BATLAMYUS’ tan beri, kimsenin cesaret edemediği, aklına dahi getirmediği Yıldızların tasnifi işlemine başladı.

Bu mevzu da o derece bir başarı ortaya koydu ki, mesela: Küçükayı takımyıldızı burcunda ki, önceden gelen yıldızın parlaklık derecesini elinde hiçbir alet olmadığı halde ilk defa olarak, 4 ¾ gibi, dörtte üç derecesinde olduğunu tespit etmişti. Burada birazcık durmak lazım. Çünkü parlayışlarına göre, Yıldızların derecelerini tayin etme hususunda, gözden başka hiçbir vasıta bulunmadığı zamanlarda dahi Abdurrahman Es-Sufi’nin ¾ oranını derecelendirmesi ve derecenin de tayininde başarı göstermesi, cidden hayrete şayandır. Onun bu derecedeki inceliği, her türlü takdirlerin üstündedir.

Hele ki, (Semanın kuzey yarımküresinde bulunan birkaç parlak yıldızlı bir burç) ANDROMEDA burcunda EPSİLON Yıldızının (Gözle görülmeyen Güneşten biraz daha küçüktür. 10 milyar yıllık ömre sahip olan güneş, 30 milyar yıllık bir ömrü olan Epsilon yıldızı) civarındaki bulutumsular hakkında tam bin sene evvel ilk defa olarak, verdiği malumat hayretlerle ifade edilebilecek bir haberdir. Yakın vakitlere kadar, adi bir yıldız olarak zannedilmiş olan bu bulutumsulardan bahsederken, der ki; bu bir Yıldız değil, mesafesi akıl ve hayalin kavrayamayacağı derecede uzak, oluşumu ele geçmeyecek bir âlem fakat semada ufak bir bulut, yani bir bulutumsudur.

Bir iki satıra sığdırabildiğimiz bu sözlerin mahiyetindeki büyüklüğünü anlayabilmek için, Gök bilimci olunmalıdır. Ne yazık ki, okurlarımızın elbette birçoğu Astronomi bilgini değildir.

Asrımızın en büyük Âlimlerinden, Üstat Muhterem CAMİLLA FLAMMARİON (Fransız) bu haberin gerçek mahiyeti için, ne kadar uzun yazılar yazmış ve Abdurrahman Es-Sufi’nin canlı fikirlerini ve dahası keşiflerini ne kadar parlak cümlelerle ifade etmiştir.

Doğrusu Abdurrahman Es-Sufi’den sonra, Batılı Astronomlar on yedinci asırda ancak bu kadarına vakıf olabilmişlerdir. 1612 Miladi senede FRANKO NİA LEİ (SİMON-MARİYOS) Astronomi Bilgini namıyla bu konuda ancak bir iki söz söylemişlerdir. Bu da Üstattan 652 sene sonra demektir. Bununla beraber SİMON bile bunun bulutumsuluğuna kesin olarak bir hüküm verememiştir. Kuyruklu Yıldız olabilir demiştir. Meşhur (GALİLEO) (TYCO BRAHE) de ancak bu durumdan, daha sonra bahsedebilmişlerdir. Bununla beraber, Abdurrahman Es-Sufi’nin mesafe hakkındaki görüşü, ancak ve ancak bir sene evvel, yani 1923 senesinde tasdik edilebildiği düşünülürse, bu eşsiz dâhinin önünde tam bir tevazu ile eğilmemek mümkün değildir. Hakikaten; zikredilen harikulade bulutumsunun Yerküreye olan mesafesi, dört yüz elli bin parsektir. (Parsek; Gök bilimcilerin kullandığı uzunluk birimidir) ALPHA CENTAURİ (Güneş sistemimize en yakın üç parlak yıldız) Yıldızının otuz bir trilyon kilometre bir mesafesi vardır ki, her ikisi toplandığı takdirde, yaklaşık 14 katrilyon kilometre çıkar. Zikredilenin yaklaşık olarak mesafesi, 35 trilyon ışık hızıyla, ışığın saniyede 300,000 kilometre kat etmesi şartıyla, 14.775.000 senede tamamlayabilir.

SÜBHAN olan (Allah bütün noksanlıklardan münezzehtir)

Sümbüle (başak) burcunun 61 numaralı yıldızı hakkında verdiği malumat ise daha parlak ve daha yüksektir. Şöyle ki:

O bu Yıldız’dan bahsettiği sıralarda bunun tek değil, çift olduğunu söylemiştir. İzah edelim;

Ta KEPLER zamanına kadar, “sabitler” şeklinde ifade edilen gök cisimleri ancak Zühal’in (Satürn) biraz daha ötelerinde zannedildiği sıralarda, bulutumsu olan ANDROMEDA yıldızının beşeriyetin idrakinden hariç bir mesafede bulunduğunu söylemek, nasıl bir ilim ve keşif gücü ise onun “61 SÜNBÜLE (Başak)” için ikizdir demek, belki de bundan çok daha fazlasıdır. Zira işte bu Koca Abdurrahman Es-Sufi’dir ki; Gökyüzünde çifte Güneşlerin bulunduğunu, yeryüzünde ilk defa söyleyen kişidir. O böylece [iki doğunun rabbi ve iki batının rabbi] Ayeti Kerimesinin yüceliğine şahit olmuştu. Bununla beraber, son asır içinde bu Yıldız hakkında çok dedikodular, garip maceralar, heyecan ve hararetle karışık münakaşalar cereyan etmiştir. Çünkü Abdurrahman Es-Sufinin haberine rağmen, bu günkü Teleskopların yardımıyla bu Yıldızın çift değil, tek olduğu anlaşılmıştır.

Ey Okuyucu! Bu yanlışlık dolayısıyla, Abdurrahman Es-Sufi hakkında sakın canın sıkılmasın. Bu günkü olayın araştırılmasına göre 61 numaralı Yıldız, iki kat daha büyük değil, tek başına bir Güneştir. Fakat Üstadın yüksek ilim adamları sınıfına mensubiyeti ve bizlerden daha çok iman etmiş bulunan Avrupa Astronomları, onun her halükârda hata etmediğine, o derece inanmışlardı. Sonucunda bütün fedakârlıklara katlanarak, bu konuda araştırma yapmaya koyulmuşlardır. Böylece esrarengiz perde yırtılabilmiştir. Çok uzun bir araştırmadan sonra, anlamışlardır ki, 61 SÜNBÜLE (Başak) Yıldızı, Abdurrahman Es-Sufi’nin zamanında hakikaten çift imiş. Diğer tekide bu günkü Gökyüzü haritasında, 63 SÜNBÜLE (Başak) adıyla gösterilen Yıldızmış. Ancak ikinci derecedeki Yıldızın, kendi hareketindeki sürat dolayısıyla, 61 SÜNBÜLE (Başak) tan ayrılmıştır. Mesele bin sene evvel geri döndürüldüğü yani 63 numaralı Yıldızı geldiği istikamete doğru

 Götürdüğümüz takdirde Es-Sufi’nin dediği tahakkuk eder. Her ikisi de yani, 61 ve 63 SÜNBÜLE (Başak) Yıldızları bin sene evvelden gerçekten de çift olarak izdüşümü teşkil ediyorlarmış.

İşte bu büyük adamın bin sene evvelki küçük bir sözü; bütün Avrupa Gök Bilimcilerini telaşe düşürmeye büyük, büyük hesaplara, muazzam araştırmalara, sokmak gibi bir hadise için yeterli sebep teşkil etmiştir.

Şimdiki çağda Gök Bilimcileri içinde, hiçbir kimse yoktur ki, Abdurrahman Es-Sufi’nin ismini, biyografisini, Kuvvetli ilim mensubiyetini bilmesin. Keza bilinen hiçbir Yıldız yoktur ki, bin sene evvelinden o mübareğin gözüyle, çok defalar tanışma şerefine nail olmuş bulunmasın. Ben; Mahfilimiz’ in sınırlı olan sahifelerini fazla meşgul etmemek için, hayatının en çok kısmını, Bağdat ve civarında geçirmiş olan Hazreti Üstadın manevi izinleriyle bu kadarla yetindim. Pür nur olan ruhu şad olmuşsa, bana ne mutlu!

Ey Okuyucu! Senden de bir Fatiha.

Erkânı Harbiye Miralayı

H. Abdurrahman

(Mahfil Dergisi / 1924 / 61. Sayı)