Müzeyyen Muradoğlu Ağrıkan / Kudüs Günlüğünden

Bi’r-ruh bi’d-dem nefdîke ya Aksa

Bir sabah namazı sonrası Cuma mescidinden kaldığımız otele doğru yol alırken son günün hüznü ile, ne çok bahanem olmuş bu ziyareti ertelemek için diye düşündüm. Oysa Efendimiz o beldeyi ziyaret edin gidemezsiniz kandilleri için yağ gönderin buyurmuştu.

Kuşların cıvıltısı, zeytin ağaçlarının esintisi yüreğimde derin duygulara yelken açarken Bir an durup Kubbet-üs-sahra’ya özlemle baktım. Birkaç gün içinde sanki yüzlerce fotoğrafını çekmemişim gibi tekrar tekrar fotoğrafını çekmek istedim. Belki de o kareyi beynime gönlüme kazımaktı asıl düşüncem.

Çektim, çektiğim fotoğrafta mescidin karşısında oturan genç kızı, sonra fark ettim. Aynı gurupta birlikte geldiğimiz gençlerden biriydi. Oturmuş, belki de son gün olması hasebiyle O da geride bırakmanın hüznünü yaşayarak dua ediyordu. Son anda o da beni fark etti, selamlaştık ve geçtim. Daha önce de birkaç kez selamlaştık sadece.

 Fotoğrafa baktım 4 gün içinde çektiğim fotoğraflardan en beğendiğim kareydi o. Fotoğraftaki gencin birlikte Kudüs’e geldiğimiz gençlerden olduğunu, içinde barındırdığı hikâyeyi bilmeden çekmiştim. Tekrar tekrar baktım evet en beğendiğimdi o.

 Öğleden sonra zeytin Dağı’na geçip Mescid-i Aksa’nın panoramik görüntüsü eşliğinde, rehberimiz turun tamamının özetleyecek ve tek tek gittiğimiz yerleri bize hatırlatacaktı. Araçtan inerken onun yanına yaklaştım senden habersiz fotoğrafını çektim, sana da göndermemi ister misin? Kim olduğun belli değil, bu fotoğrafı paylaşmak isterim müsaade edersen dedim. Bu vesile ile aramızda bir ünsiyet oluştu.

Daha sonra geliş hikayesini anlattı. Okulu’nda bir yarışma düzenlenmiş Kudüs’e mektup ya da Aksa’ya mektup. (Adını yanlış hatırlıyor olabilirim) Bir gece uyanıp üç saat boyunca seccadesi üzerinde dua ederek Kudüs’e gelebilmeyi dilemiş, ağlamış ağlamış ve dua etmiş. Nasıl bir iç yangınıydı ki o, yazdığı mektuba duygusunu olduğu gibi aktarıvermiş. Mektubu birinci seçilmiş, birincilik ödülü olan Kudüs’e yolculuk hazırlıkları başlamış.

Kendisi bir öğrenci, belki özelliklerini yazmamı istemeyebilir diye mesleğini adını ve sair bilgilerini yazmak istemiyorum ama şunu biliyorum ki tam bir şuur abidesi. Bir senesi kalmış okulunun bitmesine. Görevini Anadolu’da yapmak istediğinden, tesettüründen taviz vermek istemediğinden, yaşantısından eğer taviz vermezse gelecek nesilden ümitli olabileceğinden, vatana millete hayırlı evlatlar yetiştirebileceğinden ve daha birçok şeyden bahsetti. Fotoğrafı çekerken, içinden böyle bir hikâye çıkacağından haberim yoktu.

Duygularım yoğun anlattıklarından, dokunsalar katıla katıla ağlayabileceğim bir kıvamda iken, yarabbi ne güzel kulların ne güzel gençlerin var diye geçirdim içimden. Ben ki Mescidi Aksa ve ona duyduğum yüzeysel özlemimden bahsederken, ziyaretimi erteleyecek bir sürü bahanelerim varken, yüreklerinde yangını oluşan gençlerimiz varmış.

 Öğrendim ki bir başına Kadim şehri, bütün sahabe kabirlerini tek tek ziyaret etmiş. Biz otelimizde dinlenmeye çekildiğimiz zamanlarda dakikasını boşa harcamamış, orada olduğunun hakkını sonuna kadar kullanmış.

Kadim şehrin dar sokaklarında, küçücük pencerelerinde çiçekler yetiştirip umut besleyen Filistinlilerin umutlarının yeşereceğine inancım sonsuz artık.

Bu minik çocukların çağlayan koca yürekleri neler öğretti bana bu yolculukta. Hatta hayatımı Kudüs öncesi ve sonrası diye ikiye bölsem yeridir. Çoluk çocuğumuza kayıtsız şartsız hoşgörüden bahsederken neleri ıskaladığımızı fark ettim. Daha neleri ve neleri.

 Yahudiler çocuklarına, yedi kollu şamdanları (şimdilerde kendi bulundukları mahallelerin meydanında bulunan) menorahın, ileride Mescidi Aksa’nın yerine yapmayı planladıkları mabedin üzerine yerleştirilmesi gerektiğini telkin ediyorlar.

Bunu söylemek için biraz geç kalsak da çocuklarımıza torunlarımıza, hedefimiz Mescidi Aksa’yı korumaktır. Biz gidip sahip çıkmazsak ele geçirmek için yüz yıllık planlarını yürürlüğe koyacak birileri harekete geçecektir. Bu sadece Filistinlilerin davası değil bütün Müslümanların ortak davasıdır diyerek tekrar ve tekrar anlatmanın gerekliliğini daha iyi anladım.

 Filistin halkını yalnız bırakmamak, kadim şehrin sokaklarında ve sair şehirlerinde dolaşarak onların yalnız olmadığını bu davada biz de varız demeyi, deme bilincini nesillere aktarmamızın gerektiğini yakinen idrak ettim.

Kudüs sen bir davasın ki ertelenemezsin. Senin adına birileri 100 yıllık kirli emellerini açıklarken, seni yalnız bırakmamaya, seni anlatmaya, fırsat buldukça sana tekrar tekrar gelmeye söz veriyorum. Biliyorum Aksa’nın sahibi onu mutlaka koruyacaktır, yeter ki biz de bu davada yerimizi almayı bilelim.

 Canımız kanımız sana feda ey Aksa

*