Hasibe Durmaz / Miskinler Tekkesi Çeşme ve Namazgâhı

Cüzzamhâne cüzzamlıların ayrı tutulduğu mekândır.  Sözlükte “âciz, zavallı, yoksul; tepkisiz, hareketsiz” anlamlarına gelen miskin sıfatı cüzzamlıların niteliklerine uyduğu için bu hastalığa isim olmuş ve halktan ayrı tutulan cüzzamlıların barındırıldığı müstakil binalara (ieprosarium) miskinhane, miskinler tekkesi, miskinler dergâhı ve meczûmîn zaviyesi gibi isimler verilmiştir. Bunlara tekke, zaviye veya dergâh denilmesinin sebebi, genellikle tarikat pirinin türbesi yanında bulunan ve insanların müstakil bir grup halinde yaşamalarına elverişli olan tekkelere benzetilmesi, cüzzamlıların da topluma karışmayarak tekke sakinleri gibi münzevi bir ömür sürdürmelerinden ileri gelmektedir. Bu adlandırmada “Avrupalıların yakın çağlara kadar lanetli saymalarının aksine” cüzzamlıların hoşlanmayacakları bir isimle gururlarının kırılmaması da söz konusu olmalıdır.

İdarecilerine de “şeyh” denilirdi. Halk tekke ve dergâh dervişlerine yardım ettiğinden miskinler tekkesi adı cüzzamlılara sadaka verilmesine vesile oluyordu. Ancak hiçbir aktivite göstermeyen uyuşuk ve tembel insanlara da miskin denildiği için sonraları miskinler tekkesi tabiri “tembelhâne” anlamını kazanmış, aynı şekilde topluca uyuşturucu kullanılan yerlere de “esrar tekkesi” denilmiştir.

Miskinler Tekkesi, hem sağlıklı kişileri bu hastalıktan korumak hem de toplum içinde yaşama şansı olmayan cüzzamlıları barındırmak amacını taşıyordu. O dönemde cüzzamlılara herhangi bir tedavi uygulanamıyor, sadece halktan tecrit edilerek mümkün olduğunca rahat bir şekilde yaşamalarının sağlanmasına çalışılıyordu. II. Selim devrine ait Celalzade Kanunnâmesi’nin “Ahvâl-i Voynugân” başlığı altında yer alan 90. maddesinde cüzzam hastalığına yakalanan kişi ölmüş kabul edilmekte, eğer oğlu yoksa malının hazineye geçmesi öngörülmekteydi. İstanbul’da bir cüzzamlının varlığı haber alındığında eşraftan dahi olsa o kişi hemen Miskinler tekkesine götürülür, taşrada cüzzamhânesi bulunmayan yerlerdeki cüzzamlılar da genellikle buraya gönderilirdi. Son zamanlarında tekkeye her sabah Atik Valide İmaretinden kırk ekmekle çorba, her akşam yine çorba, et ve pilav gelir, haftada iki gece de zerdeli pilav verilirdi. Ayrıca buraya yılda on iki kurban tahsis edilmişti. Binanın önünde yoldan geçenlerin para bırakması için sekiz sadaka taşı vardı. Bunların oyuklarına para konulduğunda kapıda bekleyen ve “gözcü dede” denilen hasta içeriye haber verir, cüzzamlılar da hep birlikte dua ederlerdi. Daha sonra şeyh denen tekke yöneticisi toplanan paraları hastalara dağıtırdı. Zaman içerisinde hamam ve cuma namazlarının da kılındığı minareli, minberli küçük bir caminin ilâvesiyle bir külliye halini alan Miskinler Tekkesi, 1810 yılında II. Mahmut’un hazine vekili Ali Ağa’nın çabalarıyla âdeta yeniden yapılırcasına onarım görmüş ve genişletilmiştir. Yerli ve yabancı kaynaklarda yer alan bazı bilgilere göre tekkenin odaları iç bahçeye bakıyordu ve önlerinde ahşap birer revak vardı, her odada bir ocak bulunuyordu. On oda aileleriyle kalan evli cüzzamlılara, altı oda bekârlara, iki oda da son zamanlarda dışarıdan gelen ve cüzzamlı olmayan imama ayrılmıştı, hamamda bir de çamaşırhane vardı. Sultan Abdülmecid döneminde 1843 yılında camisiyle birlikte ikinci kez miskinhâne esaslı bir tamir yapıldı. Hacı Hüseyin Hayri Paşa 1866 yılında bir sebil, Mürg-i Kevser Hanım’da 1887 yılında musluklar ile tulumbalı bir kuyu yaptırmıştır. Kadın hastalara mavi dokumadan çarşaf ve şalvar, erkeklere aba, elbise, katır yemeni, mest-pabuç ve keçe takke veriliyordu. Önceleri cüzzamlılar kimseyle görüşemez, sadece kapı önüne çıkabilirlerdi, daha sonra şehre inip alışveriş yapmaya başladılar. Bir adlî dava söz konusu olduğunda mahkeme heyeti tekkeye geliyordu. Kaynaklarda bazı cüzzamlıların tavuk besleyip yumurta sattıkları, Ömer Efendi adında bir hastanın yirmi keçisi olduğu kaydedilmektedir. Cumhuriyet döneminin başlarında hastalar önce Toptaşı Hastanesi’ne, 1927 tarihinde Bakırköy Profesör Doktor Mazhar Osman Ruh Sağlığı Ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde açılan özel cüzzam bölümüne nakledilmiştir. Böylece Miskinler Tekkesi boşaltılmış bir süre sonra geçirdiği yangınla harabeye dönmüş, ardından yavaş yavaş ortadan kalkarak geriye sadece II. Mahmut dönemindeki onarım sırasında yapılmış olan çeşmesi kalmıştır.

Çeşmeyi yaptıran Hafız İsa Ağa II. Mahmut’un hazine vekilidir. Çeşmeyi 1811 yılında yaptırmıştır.

Miskinler Tekkesi Çeşme ve Namazgâhı İstanbul’un Üsküdar İlçesi Barbaros Mahallesi Dr. Eyüp Aksoy Caddesi Karacaahmet Mezarlığının yol kenarında olup suyu akmamaktadır.

Çeşmeye Nasıl Ulaşılır?

Üsküdar’dan otobüse binip Kapıağası durağında inince yolun karşısına geçerek biraz Karacaahmet Mezarlığı’nın duvar kenarından aşağı doğru yürüyoruz. Yol bitiminde soldan mezarlığı takip ederek devam ediyoruz. Çeşme yol üzerinde olmalı kaçırmamak için pür dikkat bakarak devam etmeliyiz. Epey ilerliyoruz ama çeşmeyi göremiyoruz. Acaba kaçırdık mı olduğu yeri, yoksa yanlış yönden mi ilerledik? derken yoldan içeri doğru bir bölüm görürüz. Soldan içeri doğru baktığımızda birden bu muhteşem Hattat Mustafa Rakım’ın yazdığı çeşme kitabesi çarpar gözlerimize. Kitabenin yazısı o kadar güzeldir ki çeşme silik kalır yanında. Çeşmenin namazgâhlı çeşme olduğunu bildiğimizden “acaba namazgâh nerde” diye bakınırken sağ tarafta biraz zeminden yüksek bir yerde duvarda “kıble nâme” yazısı ile seccade olduğunu düşündüğümüz bir tahta görürüz. Eskiden büyük bir müessese ve şifahane olan bu eserden günümüze sadece çeşme ile namazgâh kısmının kalması içimizi burkar.

Etrafı iyice kolaçan ettikten sonra kitabe ve diğer eserleri fotoğraflamaya başlıyoruz. Aaa o da ne kitabenin en alt beytinde iki tane küçücük incir ağacı. Küçük olmasına küçükler ancak yazıları göstermiyorlar. Vakit seçimi de uygun olmadığından fotoğrafların bir kısmı gölgeli bir kısmı aydınlık çıktığından başka bir gün gelmek üzere ayrılıyoruz.

Uygun vakti bulup geldik ancak küçük incir ağaçları hâlâ kitabeyi kapatıyor. Onları koparmak için üç dört hamle yapıyorum ama nafile ağaçlara ulaşıp koparamıyorum. Çaresiz yola çıkıp yardım istemek için bekliyorum. Tam o anda iki delikanlı geliyor, durduruyorum. Bakar mısınız şu kitabenin fotoğrafını çekmem lazım ama ağaçlardan yazı gözükmüyor, ben ulaşamadım acaba siz onları koparabilir misiniz? diyorum. Tabi deyip boyları uzun olduğundan hemen ağaçları koparıyorlar ve yazılar gün yüzüne çıkıyor. Ben artık gönlüme göre tüm kitabe çeşme ve namazgâhı fotoğraflıyorum. İşim bitince mezarlığı keşfe başlıyorum. Yukarı çıkıp baktığımda büyük bir kalabalık görüyorum, merakla yanlarına gittiğimde mezarlığın Süleyman Hilmi Tuhan Hazretlerine ait olduğunu öğreniyorum. Dua edip oradan sol tarafa doğru gidince az ilerde Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın aile kabristanını görüyorum. Orada da dua edip ayrıldıktan sonra camiye doğru ilerliyorum. Yeni ve muhteşem yapılı bir cami olan Şakirin Camisi’ne ulaşıyorum. Cami o günün bütün modern imkânları kullanılarak yapılmış, farklı bir mimarisi var. Osmanlı Türkçesi ile camiyi yaptıranların isimleri yazılmış, ilginç ve modern bir çeşme tasarlanmış. İçeri girip namazımı kılıyorum, biraz dinlenip yoluma devam ediyorum.

Miskinler Tekkesi Çeşme ve Namazgâhının Kitâbe Okunuşu:

Menba-ı cu-yı ‘inayet maksim-i âb-ı kerem

Hazret-i Sultân Mahmûd Hân İskender-vakâr

Ab-rû-yı şân-ı devlet dürri bahr-ı saltanat

Kulzum-ı zehhâr-ı himmet-i dâver gevher-nisâr

Cömertlik suyunu kaynağından ihsanıyla taksim etti

İskender vakarlı Sultan Mahmut Hân Hazretleri

Şanlı devletin yüz akı saltanat deryasının incisi

Coşkun denizlerden inci saçar o hükümdarın gayreti

Kilk-i lutfu bende-kâme lüle-i ‘ayn-ı ‘atâ

Cûd-ı tab‘ı kişver-i ihsâna bahr-ı bî-kenâr

‘Âlemi sîrâb-ı feyz-i cûybâr-ı hayr idüb

Gülşen-i mülke su virdi ol şeh-i âlî-tebâr

Bağışladı lütuf kalemi isteyen kullarına çeşme lülesini

Yaradılıştan cömert (padişah) memleketine ihsan etti sonsuz denizleri

Hayır edip akarsuyun bolluğuyla suya kandırdı âlemi

O asil soylu padişah mülkünün gül bahçesine su getirdi

Su-be-su ma‘mûr idüb dünyâyı ol şâh-ı cihân

Yabdı ‘âlemde nice âsâr-ı hayr-ı bî-şumâr

Dâimâ böyle cihânda vaz‘-ı âsâr eyleyüb

Olduğıçün mâil-i hayrât o şâh-ı kâmkâr

Dünyanın her tarafını mamur etti o cihan padişahı

Âlemde nice sayısız hayır eserleri yaptı

Cihanda daima böyle eserler yaptırdı

Hayır işleri yapmaya meyilli olduğundan o bahtiyar bir padişahtı

Meslek-i şâhânesine eyleyüb ‘âlem-i sülûk

Hayra meyl itdi cihânın meşrebi bî-ihtiyâr

Bak vekîl-i kenz-i şâhi Hâfız ‘İsa nâm Ağa*

Kıldı bu hayrât-ı dil-cûyı binâya ibtidâr

Şaha yakışır usulüyle eyledi tarikat âlemini

Cihan (padişahı) kendiliğinden yaratılıştan hayra meyilli

Bak padişahın Hafız İsa isimli Ağası hazine vekili

Süratle yaptırdı bu arzu edilen müesseseyi

Celb idüb vakf-ı Selimiyyeden âb-ı dil-keşin

Eyledi bu çeşmeyi ibn-i sebîle yâdigâr

Hiç söz olmaz tarhına bu çeşmesâr-ı himmetin

Nakşı zîbâ resmi dil-cû âb-ı sâfı hoşgüvâr

Selimiye vakfından cezbedici suyu getirdi

Yolculara yadigâr etti bu çeşmeyi

Bu çeşmelerin düzenine hiç söz olmaz gayretle yapıldı

Nakışı güzel resmi gönle hoş, suyu halis lezzetli

Şerbet-i kand ile hem ta‘am olduğun gûş eyleyüb

Teşnedir hâlâ bu şîrin cûya şah-ı Kandehâr

Varsa bu da‘vâmı inkâr eyleyen gelsün beri

İşte hımas şerbeti işte bu şîrin cûy-bar

Hem şekerden şerbetiyle lezzetli olduğunu duyanlar

Heveslidir hâlâ bu şirin yere şahı Kandehar

Varsa bu davamı inkâr eden gelsin beri

İşte bu şirin akarsu işte açların şerbeti

Bir midir bu âb-ı şîrîn ile hiç âb-ı hayât

Bunda hem safvet nümayan hem letâfet âşikâr

Hak bu kim bu hayr u asâr ile şâh-ı âleme

Eyledi celb-i duâ ‘atşândan leyl ü nehâr

Bu şirin su ile hiç hayat suyu bir midir?

Bunda hem halislik apaçık hem letafet ortadadır

Gerçek şu ki bu hayır ve eserlerle âlemin şahı

Gece gündüz susuzlardan dua aldı

Tûl-i ‘ömr ile muammer idüb ol şâhinşehi

Mazhar-ı tevfîk ide zâtın cenâb-ı gird-gâr

Sâye-i şâhîde Hak ol sahibü’l-hayrâtı da

Eyleye dil-hâhı üzre feyz-yâb u behre-dâr

Oku Vâsıf su gibi târîh-i cevher-mâyasın

Gel su iç kıl Hakka hamd işte muallâ çeşme-sâr

                                                                         1226

O şahlar şahı uzun bir ömür yaşasın

Cenabı Allah yardımına mazhar kılsın

Padişah himayesinde Hak o hayır sahibini de

Gönlüne göre feyz ve nimete nail eyleye

Oku Vâsıf su gibi aslı cevher olan tarihi

İşte yüce çeşme gel su iç eyle Hakka hamdi 

                                                            H. 1226- M.1811

Ketebehü’l-abdü’d-dâî Mustafa Râkım gufira zünübehü

Bunu yazan duacı Mustafa Rakım Allah günahlarını bağışlasın

*Kitabenin dördüncü satırının üçüncü bölümünün sonundaki “ Hafız İsa nâm Ağa” kelimeleri eski yazıdaki benzerliği dolayısıyla İbrahim Hakkı Tanışık’ın İstanbul Çeşmeleri İstanbul Ciheti II sah:408-410’da “ Hafız Aynî Balim (Belim) Ağa” Çeşmesi olarak geçmektedir.