Bahri Akçoral / Osman Nevres

XIX. uncu yüzyıl şair ve münşilerinden. XVII. nci yüzyılda yaşamış Kerküklü Abdürrazzak Nevres isimli şairden ayırt edilebilmesi için Osman Nevres’e “Nevres-i Cedid” de denmiştir.

1820: Sakız adasında doğdu.  Bağdat ve Şam Valiliklerinde bulunmuş Laz Ali Rıza Paşanın maiyetinden Süleyman Efendi nezdinde bir süre yetiştirildikten sonra Paşaya takdim edildi ve onun himayesinde Farsça şiir ve inşa tahsili aldıktan sonra medrese tahsili gördü.

1846: Ali Rıza Paşanın vefatı üzerine İstanbul’a gidip Hariciye Mektubî kaleminde çalışmaya başladı. Bu arada Askeri Mektepler nazırı Müşir Abdülkerim Nadir Paşa’nın maiyetine girdi.

1848: Abdülkerim Paşa ile beraber Bağdat, Diyarbakır, Halep, Musul ve Kerkük’ü dolaştı.

1852: Gene aynı sebeple Hicaz’a geçti.

1858: Mütemayiz rütbesi ve Irak-Hicaz orduları muhasebeciliği vazifesiyle Bağdat’a döndü.

1872: Kendisi İstanbul’a dönmeyi çok arzu etse de İkinci Ordu Muhasebeciliği vazifesiyle Şumnu’ya gönderildi.  Bağdat’ta iken adının karıştığı bir suiistimal sebebiyle azledildi ve bir buçuk yıl kadar Şumnu’da yaşadı

1874: İstanbul hasreti ve suç isnadı yüzünden aklî dengesinde bozulmalar meydana geldiğinden İstanbul’da bir müddet tedavi gördü.  Nisan 1874’te Zaptiye Nezareti Mektupçuluğu’ vazifesine nasb edildi.

1876: Bir müddet sonra hastalığı nüksedince evine çekildi. Bu yılın 6 Şubat tarihinde vefat etti.

Sanatı ve Şahsiyeti:

Mahfil Mecmuasının Zilkade 338 tarihli Cild: 5, 55.inci sayısında neşrolunan Muammer Efendi imzalı “Osman Nevres Efendi ve Âsârı” isimli makalede hulasaten şu bilgiler yer almaktadır:

Nevres Efendi şair olmakla beraber âlim ve fazıl bir zâttır ve Divanında Arapça, Farsça ve Türkçe olmak üzere her üç dilden söylenilmiş yüksek şiirler vardır.

Divanında yer alan Arapça şiirlerinden başka eserleri varsa da hastalığı sırasında tab’ edilemediği, Arapça kasidelerin mukaddimesinde bildiriliyor.  Farsça şiirleri de çok mükemmel olup, bunu en çok yetiştiği muhite borçlu olsa gerektir. Fuzuli’nin memleketinde büyüyen bu yüksek tabiattaki şair Fuzulî kadar güzel Farsça şiirler söylemiştir.

Osman Nevres Efendi, Divanını yazmamış olsaydı bile onun yalnız,

Olur idi deheniñ sırrı rû-nümâ-yı vücûd
Ademle mümkün olaydı ger iltifâ-yı vücûd

matla’lı kasidesi, hazret-i Hüseyin için yazılmış,

Demdir ey dil alayım destime levh ü kalemi
Şûr-ı mâtem ile tecdîd edeyim köhne gamı

bedî‘a-i garrâsını, bir de,

Senden bilirim yok bana bir fâ’ide ey gül
Gül yağını eller sürünür çatlasa bülbül
Etsem de abesdir sitem-i hâra tahammül
Gül yağını eller sürünür çatlasa bülbül

şarkısını ibda’ ediverseydi yine üstadın dehasını tasdik etmemek elden gelmezdi.

Müessir-i ebyâtı arasında vak’a-i Kerbelâ pek hazin tasvir edilmiştir. O kadar canlı levhalar vücuda getirilmiştir ki sanatın rûhu temsilin inceliklerini süslüyor, okuyanları titretiyor, dinleyenleri ağlatıyor.

Yaşadığı dönemde nesirle temayüz etmiş olsa da sonraları daha çok şairliğiyle ön plana çıkmıştır.  Nesri, Âkif ve Mustafa Reşid paşaların, nazmı ise Ali Rızâ Paşa’nın tesirindedir. Nesirde ananevi bir yol izlese de şiirlerinde şekil ve muhteva bakımından pek alışılmamış yenilikçi bir yol takip etmiştir. Döneminde kullanılan telgraf, vapur, Avrupa gibi kelimeleri divan şiiri mazmunları arasına sokmuştur. Hattâ çağının ilerisinde eserler vermiştir. Bunun delilleri yüz küsur yıllık yoldan gelip günümüze ulaşan güftelerdir:

Senden bilirim yok bana bir fâide ey gül
Gül yağını eller sürünür çatlasa bülbül
Etsem de abesdir sitem-i hâre tahammül
Gül yağını eller sürünür, çatlasa bülbül

~ ~ ~

Kar etmez ahım sen gülizare
Onulmaz işler güzelim dilde bu yare
Olsam da geçmem bin pare pare
Sevmiş bulundum güzelim gayrı ne çare

Koy aksın yaşım billahi silmem
Mecnunun oldum güzelim terkedebilmem
Kessen de başım senden ayrılmam
Sevmiş bulundum güzelim gayrı ne çare

~ ~ ~

Zülfün görenlerin hep bahtı siyâh olurmuş
Tek zülfünü göreydim bahtım siyâh olaydı
Güçmüş vefâ yolunda Nevres murâda ermek
Ey kâşi kûy-i yâre bir başka râh olaydı.

~ ~ ~

Zahm-dâr-ı hayretim dağımla yaram bağlarım
Seyl-i sahrâ-yı cünûnum hem akar hem çağlarım
Yanarım âteşlere hasretle sînem dağlarım
Ağlarım ammâ niçün bilmem kiminçün ağlarım

~ ~ ~

İlk uzun manzumelerinin Ali Rızâ Paşa’ya hitaben söylediği kasideler olduğu, daha çok Fuzûlî’ den etkilendiği, Nevres-i Kadîm (Abdürrezzâk), Nedîm, Tarihçi Râşid, Keçecizâde İzzet Molla gibi şairlerle Ali Rızâ, Mûsâ Kâzım ve Ziyâ Paşa gibi çağdaşlarına nazîreler yazdığı bilinmektedir. Arapça ve Farsça şiir yazmıştır. Ziyâ Paşa ve Muallim Nâci gibi şairler tarafından takdir edilen şiirleri bilhassa Irak Türkleri arasında şöhret kazanmış, bestelenen na‘tları tekkelerde icra edilmiştir.

Eserleri:

1. Divan. (İstanbul 1257, 1290)

2. Destâr-ı Hayâl (1289)

3. Eser-i Nâdir Mecmûâtü’t-tarab alâ lisâni’l-edeb.

4. Mersiye (1290)

5. Sa‘dî-i Şîrâzî’nin hayat hikâyesinin de yer aldığı Gülistân tercümesi

6. Külbe-i Ahzân

4 no.lu eser Divan’ın 1290 baskısında yer almakta, son iki eser mustakil neşriyat olarak elde bulunmamaktadır.

Şiirlerinden seçmeler:

Senden bilirim yok bana bir fâide ey gül
Gül yağını eller sürünür çatlasa bülbül
Etsem de abesdir sitem-i hâre tahammül
Gül yağını eller sürünür, çatlasa bülbül

Ellerle o zevk etdi ben âteşlere yandım
Çektim o kadar cevr ü cefâsın ki usandım
Derlerdi kabûl etmez idim, şimdi inandım:
Gül yağını eller sürünür, çatlasa bülbül!

Senden güzelim çare bana kat’-ı emeldir
Etsen dahi ülfet diyemem ellerle haleldir
Ağyâr ile gezsen de gücenmem ki meseldir:
Gül yağını eller sürünür, çatlasa bülbül

Gördüm açılırken bu seher goncayı hâre
Sordum n’ola bu cevr ü cefâ bülbül-i zâre
Bir âh çekip hasret ile dedi ne çâre:
Gül yağını eller sürünür, çatlasa bülbül

Bîgâne-edadır bilir ol âfeti herkes
Ümmîd-i visâl eyleme andan emelin kes
Beyhûde yere âh u figân eyleme Nevres
Gül yağını eller sürünür, çatlasa bülbül

~ ~ ~

Kar etmez ahım sen gülizare
Onulmaz işler güzelim dilde bu yare
Olsam da geçmem bin pare pare
Sevmiş bulundum güzelim gayrı ne çare

Koy aksın yaşım billahi silmem
Mecnunun oldum güzelim terkedebilmem
Kessen de başım senden ayrılmam
Sevmiş bulundum güzelim gayrı ne çare

Avare bülbül memendi bülbül
İnler senin’çin güzelim ruz -i şeb ey gül
N’ettinse naçar ettim tahammül
Sevmiş bulundum güzelim gayrı ne çare

Çekmez bu derdi efendim herkes
İster kabul et güzelim ister başım kes
Gurbet ellerde kalmışım bikes
Sevmiş bulundum güzelim gayrı ne çare

Vur beni akmaz billahi kanım
Mecnun’a döndüm güzelim yok mu imanın
Sabra mecalim varsa da varım
Sevmiş bulundum güzelim gayrı ne çare

~ ~ ~

Sînemde ger müessir bir dûd-ı âh olaydı
Ruhsârıñı yakardım ger gökde mâh olaydı

Evvel senin elinden şekvâya ben giderdim
Âlemde âşıkâna bir dâd-hâh olaydı

Zülfün görenlerin hep bahtı siyâh olurmuş
Tek zülfünü göreydim bahtım siyâh olaydı

Olmazdı kalb-i mahzûn tâ böyle zâr u mecnûn
Çeşmiñ kılaydı efsûn zülfüñ penâh olaydı

El çekdim ey vefâsız vaslın temettu‘undan
Rûyıña bâri bende tâb-ı nigâh olaydı

Kasd eylemek rakîbe kûyunda pek günehmiş
Ben hasmım öldüreydim koy bir günah olaydı

Hattın Habeş kuluyla alsaydı Fas diyârın
Zülfün sevâd-ı Çîne tek pâdişâh olaydı

Ömrüm içinde senden ger bir vefâ göreydim
Râzı idim gâmıñla ömrüm tebâh olaydı

Güçmüş murâda ermek Nevres vefâ yolunda
Ey kâş kûy-ı yâre bir başka râh olaydı