Emel Sözcüer / Şahsiyet Terbiyesi

Bildiğimiz gibi insanı oluşturan iki önemli unsur vardır. Bunlar kişilik ve karakterdir. Kişiliğin doğuştan geldiği, karakterin ise sonradan kazanıldığını söyleyebiliriz. Evet karakter doğuştan kazanılan bir özellik değil, sosyal nitelik taşıyan bir kavramdır. Dürüstlük bir karakter özelliğidir, tepki hızınız ise kişilik özelliğidir. A. Gordon “Karakter değer taşıyan bir kişiliktir” diyerek karakteri kişilikten ahlaki değer açısından ayırıyor.

Kişiliğin önemli bir bölümünün genetik olduğunu, karakterin ise hayat boyu değişkenlik gösterebileceğini söyleyebiliriz. Karakter denilince kişinin ahlaki davranışlarının yönü ve tutarlılığı kastedilir. İnsanın ahlaki karakter kazanması hiçbir zaman sona ermeyen devamlı bir mücadele sürecidir. Ancak ruha yerleşen prensipler, hareketlerimize ahlaki bir karakter kazandırır. Terbiyenin gayesi de kendini özünü geliştirmek, ulvi ve insanî güçlerini tekâmül ettirmektir. Buna Şahsiyet Terbiyesi diyoruz. Eğitimde irade terbiyesi ve nefse hakimiyetin tam sağlanması, şahsiyet terbiyesinin en önemli konulardandır.

İrade, motifler arasında tercih yapmak demektir. Şahsiyetle, duygu düşünce ve hareket tarzlarından söz etmiş oluruz. Karakterde ise iradeyi harekete geçiren prensipler akla gelir.

İnsanı değerli ya da değersiz kılan kişilik özellikleri, duygu ve düşünceleri, yetenekleri ve farklılıkları değil, yaptığı tercihlerle oluşturduğu karakteridir. Kişi tercihleriyle ya şahsiyetli değerli bir insan olur, ya da şahsiyetsiz değersiz biri.

Mizaç şahsiyet denilen şeylerin çoğunu içine alan bir kavramdır. Karakterin biyolojik unsurlardır diyebiliriz. Doğuştan var olan duygusal, zihinsel ve fiziksel özelliklerimizdir. Kişilik de yaşantılarımızın mizacımız üzerine ördüğü bir danteldir adeta. Her insanın yaşadıklarının farklı olması örüntüyü farklı kılmaktadır. Bu nedenle hiç kimse bir diğerine benzemez. Her insan ayrı bir âlem, ayrı bir sahifedir. İnsanlık alemi, sayfaları birbirinden tamamen ayrı, bağımsız ama birbiriyle sıkı ilişkide olan ve birbirlerine yardımcı olan, eksiğini tamamlayan büyük bir kitap gibidir.

İnsanın kendine has duygu düşünce ve davranış motiflerindeki farklı renkler, kişiliğin önemli bir bölümüdür. Herkes gibi olan değil, kendi gibi olan kişiliklidir. Kendine has gülüşü, damak zevki, giyim tarzı, konuşması gibi… “İnsanın en belirgin özelliği onun bireyselliğidir. Onun gibi bir kişi dünyaya gelmemiştir ve bir daha asla gelmeyecektir” Gordon All Port

 Normal bir kişilik yapısını tamamlayan karakter, tıpkı bir yapbozun parçaları gibi insanı inşa eder. Karakter büyüme sürecinden itibaren ailenin ve toplumun değer yargıları ile şekillenir. Benimsediklerimiz, anlamlandırdıklarımız karakterinizin yapı taşları olur. Böyle olunca da asıl olan kişiliğimiz değil şu an ve gelecekteki tercihlerimizle belirleyeceğimiz şahsiyetimiz olduğunu anlıyoruz. İnsan tercihleriyle diğerlerinden farklıdır. Kişiliklerimiz birbirinden ne kadar farklı olursa olsun bizi biz yapan şahsiyetimizdir. “Gerçek şahsiyetimizi doğuştan sahip olduğumuz yeteneklerimiz değil, yaptığımız seçimler gösterir” Albert Dumbledore

Karakter mizacımızla şekillenen şahsiyetimize rağmen yaptığımız tercihlerle belirleniyorsa, bu tercihler bizim dünya ve ahiretimizde akıbetimizi oluşturacaktır diyebiliriz.

Toplumda değerler dejenere oluyor. İnsanların sabrı erdemi asaleti gün geçtikçe azalıyor. Günümüz çocuklarının karakteri nasıl bir aile ve toplum inşa edecek? Biliyoruz ki insanlar gibi toplumların da karakteri vardır. Toplumdaki insanların karakter gelişimi, o toplumun karakterini şekillendirir. Bakara suresi /56. ayette söz edilen mucizevi dirilme, aynı zamanda ahlaki değerler ve toplumsal dinamikler bakımından çöken bir toplumun ancak, ilahi vahyin ışığında Allah Resulünün (A S) yol göstericiliği ile yeniden hayata kavuşabileceğini gösteren çarpıcı bir örnektir.

İnsanın kendini tanımaya çalışması, iç dünyası ve çevresiyle olan ilişkisini düzenler. İnsan gerçek bir kişilik sahibi olabilmek, hayatını anlamlı hale getirebilmek ve tekâmül etmek için hakikat arayışına, kendini tanıma ve bilme yolculuğuna çıkmalıdır. Şunu unutmamalıyız ki, insan tek ve özeldir, kalıplara sığmayacak kadar derin bir iç aleme sahiptir. İnsanın hayatını değiştirmesi kendini değiştirmesiyle başlar. Bu da kendini tanıma ve bilme çabasıyla mümkündür. Kendini tanıma gayreti olmayan insanın hayatını değiştirmesi düşünülemez.

Benliğini aşarak ebedî âleme hazır olmak, insanın kendini tanıması ve keşfetmesiyle gerçekleşebilir. Benliği aşmak, gereken bedeli ödemek kolay değildir, ama insan olma sürecinin olmazsa olmazıdır. İnsan kulluğunun farkına varmalı bu süreçle. Aklını kalbini ve bedenini vahiy ve sünnetle inşa etmek için gayrette olmalıdır. Şahsiyetin vasıfları da ancak bu yolla teşekkül edecektir. Vahiyle hedeflenen hayat inşası, kulun bu hedefe varmak için gösterdiği çaba ve nebevî öğretiyi yaşaması oranında kurtuluşuna vesile olacaktır diye düşünüyor ve umuyorum.

*