Ahmet Saim / Her İnsan Eşsizdir

Son yapılan sayımlara göre şu anda Dünya üzerinde 7 milyar insan yaşıyor. İlk insan olan Hz. Adem’den günümüze de 100 milyar insanın yaşayıp öldüğü tahmin ediliyor.

Özellikle 1880 de parmak izinin ve 1953 de DNA sarmalının keşfi bilimsel olarak da her insanın eşsiz ve tek olduğunu ispatlamıştır. İç dünyasında kendisi ile konuşan, planlar kuran, düşünen, tefekkür eden insan bu hali ile kendini zaten eşsiz hisseder. Bununla birlikte bilimsel bulgular da şu ana kadar doğmuş ve şimdiden sonra doğacak her insanın birbirinden farklı olacağını göstermektedir.

Şimdi en bilinenlerinden, daha az bilinenlerine her insanda belirleyici olan özelliklere bir göz atalım

DNA:

Aslında fiziksel insanı oluşturan genetik kodun %99,95 i tüm insanlarda aynıdır. Farkı yaratan kısım %0,05 lik bölümdür. İnsan gen kodu yaklaşık 3.2 milyar DNA kod harflerinden oluşur. Bunun % 0.5’i yaklaşık 16 milyon harf eder. Kod 4 harften oluştuğuna göre olası kombinasyon sayısı 4 üzeri 16 milyondur. Bu da muazzam çeşitliliktir. Yani 2 insanın birbiri ile genetik açıdan tamamen aynı olma ihtimali yoktur.

Aslında buradan sonra sayacağımız insanda farklılık yaratan özelliklerin bir çoğu da DNA gen kodu farklılığının fiziksel özelliklere yansımasıdır.

Parmak izi:

İnsanı birbirinden ayıran özelliklerden en kolay tespit edilebileni parmak izidir. İzler şekil, kalınlık ve derinlik gibi kombinasyonları esas alan 30 civarı ufak ayrıntı tipi ile birbirinden ayrılır. Yapılan kriminoloji araştırmalarında 2 parmak izinin birbirine çok benzeme ihtimali milyarda bir olarak saptanmış ve bu durumda dahi 30 ayrıntının ancak 12 si ortak çıkabilmiştir.

Parmak izi adli tıp bilimi için halen en önemli bilgi kaynağıdır. Bununla birlikte parmak izinin aslında ne işe yaradığı hala keşfe muhtaçtır.

Gözler:

İris denilen göz bebeği çevresindeki renkli kısım her insanda birbirinden farklıdır. İris bölgesindeki beneklerin yerleri ve girinti çıkıntı boyutları farklılığı sağlar. 2 insanda aynı göz iris yapısına rastlama oranı 10 üzeri 78 de 1 dir. (1 in yanına 78 tane 0 koyacağımız bir rakam!)

Bu arada göz, doğumdan sonra 16. Ayda son halini alır ve ömür boyu değişmeyen tek organdır. 

Yaydığı frekans veya beyin dalgaları:

İnsanların yaydığı frekans farklılığı üzerine daha önceki yazılarda değinmiştik. Her insan beyni farklı frekanslarda 5 tip dalga yayar. (Alfa, Beta, Gama, Teta, Delta)  Bu dalgaların frekansları ve şiddetleri de farklıdır ve her ortamda yada durum karşısında müzik notalarına benzer farklı kombinasyonlar ortaya çıkarır. Bilim adamları şu anki teknoloji ile çok mümkün olmasa da ileride bu kombinasyonların ve yayılan frekans bütününün insanları ayırt etmede rol oynayacağını düşünmektedir.

Bakteri popülasyonu mikrobiyom:

İnsanları birbirinden ayıran özellikler arasında en ilginci vücudunda bulunan bakteri popülasyonunun dağılımıdır.

İnsan vücudunda sahip olduğu hücre sayısının yaklaşık 10 katı kadar bakteri yaşar, bu rakam yaklaşık 100 trilyon bakteridir! İnsan vücudunda yaşayabilen 1000 kadar bakteri türünden her insanda yaklaşık 150 adedi bulunur. Çoğunluğu bağırsaklarda yaşayan bu bakterileri yaklaşık toplam ağırlığı 2 kg. kadardır. Bu 150 bakterinin insandaki dağılım çeşidi ve miktarı yine her insanda farklılık oluşturur.

Kulaklar:

İnsanlar genellikle kulak şeklinin herkeste farklı olduğunu bilmez. Oysa bir insanın iki kulağı bile birbirinden farklıdır.

İki kulağın şekli genler tarafından belirlense bile, rahim içindeki koşullar da kulakların şekillenmesinde önemli rol oynar. Kulaklar bir kez şekillendiği zaman bir daha şekil değiştirmez, yalnızca insanla birlikte büyür ve yaşlanır.

İnsanları kulaklarından tanımak için bazı bilim insanları çalışmalar yapıyor. Bir çalışmaya göre kulakları inceleyerek insanların kimliğini tespit etmek, yüz tanıma yöntemi ile aynı doğruluk payına sahip. ABD ve Hollanda’da insanlar, cinayet mahalinde bıraktıkları “kulak izi”ne dayanarak tutuklanabiliyor. Ancak kulak izi ile suçluyu tanıma bilimi henüz tartışmalı, çünkü izin şekli, kulağa bindirilen basıncın yönüne ve miktarına göre değişebiliyor. Ama bu durum kulakların her insanda eşsiz olma ihtimalini azaltmıyor.

Koku

Her insanın koku tipi farklıdır. Bunu belirleyen aslında temel olarak yine genlerindeki farklılıklardır.

Kısaca anlatmaya çalışalım; Bağışıklık sistemimiz MHC (Major Histocompatibility Complex – Büyük Doku Uyuşum Karmaşası) adı verilen bir gen kümesi tarafından kodlanır. MHC, tek bir kromozom etrafına dizili 50 civarında genden oluşur. Her farklı MHC gen grubunun vücutta dışa yansıması farklı kokutipi olarak ortaya çıkar.

Çocuklar, anne ve babalarından bu genleri ebeveynlerinin yansıması olarak alırlar ve kardeşleri ile de paylaşırlar. Dolayısıyla ebeveynlerinin çocuklarını (anne daha fazla oranda olmak üzere) ve kardeşlerin de birbirlerini uzun yıllar görmese bile tanımaları olasıdır.

Genel olarak koku tanımı, hava içerisinde taşınabilen çok küçük yoğunluklarda kimyasal moleküller olarak yapılabilir. Her türlü koku ve özellikle insan kokusu istenirse hapsedilebilir ve kimlik tanımada kullanılabilir.

Bununla ilgili en kolay metod cama hapsetme metodudur. Bir kişi tarafından birkaç gün giyilmiş atlet, cam kap içerisinde belli bir süre bekletildiğinde koku molekülleri kumaştan ayrılır. Bu moleküller bir koku analizörü yardımıyla taranırsa o kişinin koku formülasyonu elde edilir.

Örneğin Doğu Alman istihbarat birimi Stasi, 1950li yıllarda her insanın farklı koku tipinde olduğunu keşfetmişti. Sorguya aldıkları kişilerin avuç içini oturdukları sandalyedeki bir beze bastırmış ve sorguda farklı duygu durumları yaratarak avuçiçi terlerinin geçtiği bezleri cam kavanozlara hapsederek fişlemişlerdi. Bu yüzlerce kavanoz üzerlerinde koku sahibinin ismi de olduğu halde, günümüzde Berlin Stasi müzesinde sergilenmektedir.

Sonuç olarak insan eşsiz bir varlıktır. Biz bu yazıda bu eşsizliğin fiziki olarak görülebilen yada ölçümlenebilen kısımlarını sıraladık. Daha henüz keşfedilmemiş ve bilim ilerledikçe ortaya çıkacak konular da varolabilir.

Konunun ruhsal ve düşünsel kısmı ise şu anki bilgi düzeyi ile sadece tahmin yürütülebilen boyuttadır.

Kaldı ki belkide hayvanlar, bitkiler ve hertür canlı varlık da kendi içinde eşsiz olabilir.

Bize düşen yine her zamanki gibi tefekkür etmek, anlamaya çalışmak ve ibret almak olmalıdır