Ahmet Saim / Koku


Silgi kokladığında okul sıralarındaki günlerine dönmeyen yada çıtır simit kokladığında yanında çay düşünmeyen varmıdır ?

Kahve kokusu, ıslak toprak kokusu, papatya yada deniz kokusu… bunların hepsi yaşadığımız hayatlara göre kokladığımız anda bizi anılarımıza doğru bir yolculuğa çıkarır. Üstelik bunu anında ve bazen biz hiç farketmezken yapar. Bunu bilen günümüz pazarlama uzmanları gezindiğimiz süper marketlerde koridorlara taze pişmiş ekmek kokusu yayar ve bizi farkettirmeden unlu mamuller reyonuna yönlendirir.

Koku duyusu 5 duyumuz arasında en ilginç olanıdır. Tehlikelere karşı uyarıdan, yiyeceklerden tad almaya hatta eş seçimine kadar birçok konuda bize yol gösterir. Kapatılması mümkün değildir, 24 saat hatta biz uyurken bile çalışır. Ayrıca diğer duyu organlarından önemli bir farkı filtresiz bir duyu olmasıdır. Yani 5 duyumuzdan diğer 4ü uyarıldığında önce beynin talamus bölgesine gelerek burada işlenmek ve filtreden geçmek zorundadır. Koku ise doğrudan beynin duygu merkezini uyarır.

Koku molekülleri havada gaz halinde bulunur ve yayılırlar. Dünyadaki hemen herşey koku olarak bu gaz moleküllerinden üretir. Burnumuza ulaşan koku molekülleri burnumuzun iç yüzeyi vasıtasıyla koku alıcı sinirlere ve oradan da beynimizin duygu ve hafıza bölgelerine ulaşır.

Kokular genelde tek düze değil birçok koku zerreciğinin karışımı şeklinde ulaşır burnumuza.Örneğin  insanda 1 milyonun üzerinde olduğu tahmin edilen koku alıcı sinirlere ulaşan kokulardan biri 5. siniri 3847. Siniri ve 365748. Siniri uyarırken başka bir koku farklı 2 yada 3 siniri uyarır. Böylece milyonlarca farklı kombinasyonda koku almak mümkündür. 

Bebek daha anne karnında sıvı içerisinde iken kokular ile tanışmaya başlar. Koku duyusu hafıza ile doğrudan bağlantılıdır. Bebek doğduğu andan itibaren duyduğu kokuları o kokunun görseli ve duygu durumu ile eşleştirerek hafızaya kaydeder. Gençlik yıllarına gelene kadar koku hafızasının çoğu tamamlanmış durumdadır. Yıllar sonra dahi koku duyulduğunda o kokunun görseli ve duygusu anında hafızadan çağırılır. Dolayısıyla bu da genelde çocukluk yıllarına ait anıları içerir.

Bebek demişken, anne karnında bebeği sarmalayan fetus sıvısındaki koku ile anne sütü benzer moleküllere sahiptir. Bu yüzden bebekler bu kokuyu takip ederek hep annelerinin meme ucuna yönelirler. Bebek sadece koku duyusuna yetişkinler gibi tepki verir, görme, dokunma, işitme ve tatma duyuları ise zamanla gelişir.

Diğer duyular ile kokunun işleyiş farkını bir örnek ile açıklamak gerekirse,diyelim deniz kenarında bir evde çok mutlu bir çocukluk geçirdiniz. Bir deniz manzarası resmi gördüğünüzde önce beyniniz bunu inceler, sonra eski günleriniz aklınıza gelir ve gülümsersiniz. Oysa başka bir zaman burnunuza deniz kokusu, iyot kokusu geldiğinde anında önce gülümser sonra hafızanızdan denizle ilgili anıyı çağırırsınız. Koku ile duygu iletişimi işte bu kadar hızlıdır.

Her insanın (belki de her canlının) kendine has özelliklerinden biri de yaydığı kokudur. DNA’mızda bulunan bir gen ailesinin (MHC) dışa vurulan kısmını koku olarak algılarız. Çocuklar genetik olarak anne babalarından bu gen ailesini miras olarak alırlar ve kardeşleri ile de bu mirası paylaşırlar. Yani çocuklar koku tipi olarak ebeveynlerinin koku tiplerinin birleşimidir. Dolayısıyla ebeveynler çocuklarını (anne daha da fazla olmak üzere) ve kardeşlerin de birbirlerini uzun yıllar görmeseler dahi tanımaları olasıdır. Burada biz farketmesek de devreye giren koku tanıma hafızasıdır.

Ayrıca her ne kadar farketmesek de eş seçiminde de koku alma duyumuz sayesinde kendimize en yakın koku tipinde ama en uzak bağışıklık sistemi tipinde kişileri seçme eğilimindeyizdir. Amaç koku tipi benzerliği sayesinde duygusal uyum sağlarken, farklı gen tipi birleşimi ile de bağışıklık sistemi güçlü nesiller üremesini sağlamaktır. 

Kokunun bir diğer ve belki de en hayati görevi de vücudu tehlikelerden korumaktır. Sebebi tam olarak bilinmemekle birlikte iyi koku ve kötü koku diye bilinen 2 tür koku vardır. Organizmalar bozulduğunda kötü koku yayarlar ve etrafı uyarırlar. Ölmüş bir canlının, bozulmuş bir yiyeceğin kokusunu uyarı olarak almamak mümkün değildir. Örneğin normelde görece kokusuz bir gaz olan doğalgaza suni olarak kötü koku eklenmesi suretiyle kaçak anlarında burnumuzla bu tehlikeyi algılamamız sağlanır.

Koku ile tad alma arasında da oldukça güçlü bir bağ vardır. Bunu aslında nezle/grip olduğumuzda test edebiliyoruz, tüm yediğimiz şeylerin tadını aynıymış gibi algılarız. Herhangi bir hasar sonucu beynin koku alma duyusu zarar gören kişilerin tad alma duyularını da kaybettikleri tespit edilmiştir. Bu konuda en uç örnek ise elma, soğan ve patatesin aslında aynı tadda olduğu, farklı koku yaymaları sayesinde bu 3 yiyeceği farklı algıladığımız gerçeğidir. Her 3 yiyecek de püre haline getirip koku duygusunu yitirmiş kişilere tattırıldığında tad olarak üçünü birbirinden ayırt edememişlerdir.

Vücudumuz da farklı duygu durumlarında farklı kokular yayar. Beslenme ile de çok ilgili olmakla birlikte, korku ve endişe anlarında yayılan ter kokusu kötü iken, mutlu sevinçli anlarda vücuttan daha hoş kokular yayılmaktadır.

Her insanın koku tipi farklı demiştik, bunu ispat etmenin yolları çok uzun zaman önce bulunmuştu aslında. Bir kişiye 3 gün boyunca aynı atleti giydirip, bu atleti bir cam kaba koyup beklediğinizde koku molekülleri açığa çıkar. Bu molekülleri bir koku analizöründen geçirdiğinizde o kişinin koku profilini net olarak elde etmiş olursunuz. Yada Alman gizli servisi Stasi’nin yaptığı gibi sorguya alınan kişi oturma yeri ter emici bezle kaplı bir sandalyeye oturtulur ve elleri (avuç içleri sandalyeye yapışık şekilde) baldırlarının altına sıkıştırılarak sorgu işlemi yapılır. Bu sırada terleyen avuç içlerinden kişinin koku tipi çıkarılır. Bugün Berlindeki Stasi müzesine gidenler o dönemde binlerce kişinin bu yöntemle kokularına göre fişlendiğini ve cam kaplarda koku örneklerinin isim bazında saklandığını görebilecektir. (Kapak resminde bir örneği görülüyor)

Anlaşılan o ki en gizemli duyumuz olan koku hakkında bildiklerimiz çok kısıtlı, bazı hayvanlar bu duyunun gelişmişliği sayesinde vahşi hayat şartlarında bile ayakta kalabiliyorlar. İnsanın hayat şartlarında nelere yön verdiği ise hala anlaşılmaya muhtaç. Parfüm üreticileri çeşitli reklam ve pazarlama teknikleri ile üzerimize kokular giydirerek bizleri olmadığımız insanlar gibi gösterip bu duyumuzu kandırmaya çalışadursunlar, parfüm hammadesinde kullanılan en hoş iki kokudan biri olan “amber”in okyanus balinalarının dışkı ve kusmuklarının 10 yıl civarında suda kaldıktan sonra geldiği halden,  diğer değerli koku “misk”in de bir çeşit geyiğinin testisinden alınan bir bezeden yapılmış olması hayret vericidir.

Haydi bu nahoş örnekten sonra bir de güzel enteresan bir örnek verelim; yaşlı insanların kendine has bir kokusu vardır, bu analiz edildiğinde cilt yüzeyinde gençlerinkinden farklı özel bir doymamış yağın oluştuğu ve bu kokuya yol açtığı tespit edilmiştir. Aynı kokunun rastlandığı bir yer daha vardır; eski kitaplar. Eskiyen kitaplar ve eskiyen insanların aynı kokması bize birşey mi anlatmak ister acaba?

Kimi cennet kokusunu arar, kimi annesinin kokusunu kimi de sevdiğininkini. Kiminin burnu çok hassastır, kalabalık ortamlara bile girmez bu yüzden, kimi ise parfümü boca eder üzerine, başkasının koklama alanına izinsiz girdiğini umursamadan. Her insan tek ve eşsiz, her insan kendine özel, kokusu da bu özel hallerden bir tanesi. Nihayetinde kokular hayatımızın her yerinde ve kararlarımızdan, duygularımıza kadar bizi etkiliyor. Biz farketsek de, etmesek de…