Emel Sözcüer / Alışmak mı?


Gerçek irade yalnızca şuurlu insanda bulunur. Şuurlu olma hâli farkında oluş hâlidir. Bu noktada zihni eğitmek yeterli olmuyor, iradeyi eğitmek gerekiyor. İrade de isteklerin sonucudur. İnsanlar yeterince çaba göstermezlerse irade üzerinde güçlü olamazlar. İrade çabaların yönünü gösterir. Şuurlulukta irade anlamı vardır ve irade özgürlük demektir.

Entelekt üzerinde çalışmak, yeni görüş açıları oluşturarak illüzyonları yıkarak yeni bir biçimde düşünmek demektir. İnsan belli bir disiplini kabul etmedikçe irade oluşturamaz. Daha önce de belirttiğimiz gibi kişinin kendi çabası şarttır. Şuurluluk düzeyimiz ne kadar düşükse, eylemlerimizin ahlâkî değerlere aykırılık düzeyi o denli artar. Ahlâkî davranışın ilk şartı şuurlu olmasıdır. Farkındalığı düşük olan insanlar sınırlarını göremeyebilirler. Farkındalığı olmayan insan olan biteni tesadüf sanır. İnsanın uyanıklık hâli kendinin, kim olduğunun, ne düşündüğünün, o anda nerede olduğunun, yaptığı eylemin farkında oluş hâlidir. İçinde bilinç olmayan eylem ibadet olma vasfı kazanamaz. “Kendimizi değiştirmek, şuurlu hale gelebilmek için; maksatlı ıstırap ve şuurlu çaba şarttır. Ancak bunlar hedefe ulaştırır” diyor P. D. OUSPENSKY

Bilindiği gibi kas hafızası denilen bir olgu mevcut. İnsan çaba göstererek belli bir disiplin çerçevesinde fiziksel hareketlere devam ediyor. Belli bir süre sonra bu hareketler kasların hafızasına yerleşiyor. Artık düşünmeye gerek kalmadan beden bilinç dışı hareketlere sevk olunuyor. “Her birimiz alışkanlıklarımızın ırmağında akarız. O ırmağın yatağından ayrılmaya cesaret ettiğimiz an kendi hikayemizi bambaşka bir biçimde kurmaya başlarız. Lazım olan şey azıcık cesarettir” der Kemal SAYAR

Ancak hayatımızdaki bazı alışkanlıkların ne kadar tehlikeli olduğunu gözlemlemişsinizdir. Lüks alışkanlığı, israf, ihtiyacı olmadığı halde alışveriş yapmak, tv telefon ve interneti bilinçsizce kullanma, zararlı alışkanlıklar… İnsanın yapısal özelliğidir kolay alışıyor tekrar ettiği her şeye. “Kıtlık zamanlarında insanları öldüren şey açlık değil fazlaca alıştıkları tokluktur” diyor. İbn-i Haldun

Neye alıştığına dikkat etmeli insan!

Alıştığımız rutinin iyi olması o alışkanlığın da iyi olduğunu gösterir mi? Geçenlerde şöyle bir konuşmaya şahit oldum, yaşlı amca kötü alışkanlıklarım yok evladım sigara alkol kullanmam arada bir nargilem vardır ama alışkanlık halinde değil diyor ve ekliyor, iyi alışkanlıklarım var namaza alışkınım, çocukluğumdan beri kılıyorum. Yat kalk düşünmeme bile gerek yok çünkü bedenim alıştı artık. Okuma alışkanlığım da var, vaktim olsa günde bir kalın kitap bile bitirebilirim. Okuduklarımı pek hatırlamıyorum ama olsun. Araba kullanmayı, her gün tarlaya gidip gelmeyi hiç düşünmeden yapıyorum.

İnsanın biyolojik kas hafızası vasıtasıyla kaydedilen davranışları yaparken artık düşünmez sorgulamaz hâle geliyor. Adeta akıntıya kapılmış gibi. Bir İskandinav atasözünün dediği gibi “Sadece ölü balıklar akıntıya kapılır. Akıntıyla aynı yönde hareket ediyorsanız ölmüşsünüz demektir” Vücudumuzdaki her hücre, her doku yaşamak için mücadele verirken, akıntıya kapılıp ölü olmayı tercih etmek, kendini keşfetmemek, potansiyelinin farkında olmamaktadır.

Güneşin her sabah doğuşuna alışık olduğumuz için seher vakti O’ nu heyecanla beklemiyoruz. Yağan yağmura alıştık. Uçan kuşlar, açan çiçekler, aldığımız nefes bize heyecan vermiyor, onlara alıştık çünkü. Alışmanın esaretine karşı “Ya Rabbi hayretimi arttır” diye dua ederek kendimizi korumaya alabilir miyiz? Bu noktada anlayışımızı berraklaştıracak bir söz geliyor hatırıma; “Yavaş yavaş ölürler alışkanlıklara esir olanlar, her gün aynı yolları yürüyenler, ufuklarını genişletmeyen ve değiştirmeyenler” P. Neruda

Alışmak yerine her namazı ilk defa kılacak gibi beklesek, son namazımızı kılıyorcasına özenle kılsak… Sevdiklerimizi ilk gördüğümüz gün gibi karşılasak, yanımızdaki dostlarımızı bir gün özleyeceğimizi düşünsek…Suya alışmasak, rahat yatağımıza alışmasak, yemek yerken yutkunmanın ne kadar büyük bir nimet olduğunun farkına varsak. Yürürken el ve ayak hareketlerimizin ne muhteşem bir mucize olduğunu görebilsek ve kıymetini bilsek. Ama elinin bile kıymetini anlamamış bir kişiye elindekilerinin kıymetini anlatabilmek hiç kolay olmasa gerek. Alıp verdiğimiz nefesin, her seferinde bize muhteşem bir hayat sunduğunu, biraz çaba göstererek tefekkür etsek, şuurlansak. Hayret ve heyecanla bütünleşse hareket ve eylemlerimiz. 

O zaman dünyanın alışılası bir yer olmadığını daha mı iyi anlarız?