M. Cahid Hocaoğlu / Şeb-i Yeldâ

Yılın en uzun gecesi; bir rivayete göre aralık ayının 21’nci gününü ertesi güne bağlayan gece, diğerlerine göre ise bu geceyi içinde barındıran haftaya bu isim verilmiş. Eh, yılda bir gibi nadir olursa, mevzu – mazmun arayan şairin de bundan bigâne kalması beklenemezdi, hele de böyle telaffuzuyla kulak dolduran bir terkib olursa. “Bosnalı Sabit” e mal edilen meşhur bir beyit şöyle:

    Şeb-i yeldâyı müneccimle muvakkıt ne bilir,

    Mübtelâ-yı gama sor kim geceler kaç sâat

Her zamanki gibi konuyu Leyla ile Mecnun aşkına bağlayan Fuzuli ise farklı bir pencereden bakmış:

    Şeb-i yelda’da uzar fecre kadar kıssa-i aşk

    Ta ki Mecnun bitirir nutkunu Leylâ söyler

Cafer Çelebi ise konuyu başka bir takvim olayına bağlar:

     Neden ol zülf uzanup hadd-i dil-efrûza gele

    Kim görüpdür şeb-i yeldâyı ki nev-rûza gele

Bu bağın, Fars mitolojisinde önemli bir yeri var: diğer birçok mitolojik figür gibi Şeb-i Yelda da bazı gök olaylarının sebebi, kiminin de sonucu olarak görülmekte, isimlendirme kökeni Süryaniceye kadar götürülmektedir

Kaynaklara göre bu en uzun gecenin bir takım kültürel yansımaları, hatta ritüelleri var. Eski İranlılara göre bu gecenin uzun sürmesinin kötülük tanrısı Ehrimen’in kötülüklerinin, özellikle şiddetli soğukların devam etmesinin sebebi, bunun için de bu gece uğursuz bir gece.

Zerdüşt inancına göre Güneş tanrısı olarak bilinen Mitra ( Mihr ) Pehlevicede “sevgi, yemin, güneş, sevgi, şefkat, sözünde durma” gibi anlamlara geliyor. Uzun gecenin uğursuzluğuna karşı önlem olarak bu gecede toplanıp büyük ateşler yakılır, Mitra’ya dualar ederek, sabah güneş doğuncaya kadar sofralar kurulup “meyezd” (sıvı olmayan adak) dağıtılırmış.

“Ateşdân”, “mahrûy”, “bersem” gibi ayin edevatının yanı sıra, sonbahardan kalan son meyveler de sofrada hazır bulunur. Ehrimen’in kötülüklerine karşı Mitra’ya sunulan bu yiyeceklerin bütün bir yıla bereket getireceğine inanılır. Bu sofrayı kurmakla görevli kişilere verilen “meyezdpân” adı bugün İran diline “ev sahibi” şeklinde yerleşmiş.

Nereden nereye … Mitolojinin hâlâ ilahi dinlere bir karşı duruş gibi gösterilmeye çalışılması boşuna değil. Hele de “Türklerin İslamiyet’ten Önceki Dinleri” gibi muhayyel dinler üzerine “bilimsel” (!) makaleler ortalıkta uçuşmakta. Allah ıslah etsin.