Editörden / Mail-i İnhidam


İkinci dünya savaşının milyonlarca insanın ölümüyle bittiği yılların ruhsal darbesinin sanata, sanatçıya yansıması adeta bir kırılma noktasıydı. Nihilizm, pesimizim, Dadaizm, Egzistansiyalizm gibi şatafatlı isimler verilen edebi ve felsefi akımlar özünde hep bu travmanın sonuçlarıydı.

Biz bu konunun öncüsü sayılırız. Bizim felaketimiz birinci dünya savaşıydı. İkincisinde felakete uğrayacak hâlimiz kalmamıştı. Birincisinde şairin “tepetaklak ehram” dediği gibi her şey bitmişti. Bitmekten maada her şey tersine dönmekteydi. Enkazın içinden derme çatma yükseltilmeye çalışılan şeylerin hepsi önce var olan ne varsa tersine çevrilme savaşından başka bir şey değildi.

Hayatımıza “yeni” histerisi o zaman girmişti. Bunun tam zıddı eski ne varsa değerli zannedip özellikle nesne cinsinden olanlara mabetler inşa etme sapkınlığımız ne zaman başladı bilmiyorum. Biri ifrat diğeri tefrit olduğu için zıtlar da birleşir hükmüne havale edilmesi gereken bir konudur, denilebilir. Öyle ya soğuk da yakar, yeter ki belli bir dereceye ulaşmış olsun.

“Sanat insan ruhunun güzeli arayışıdır” diye tarifler yapmak, ruhun varlığını kabul etmeyen biri için ne anlam ifade edebilir. Ruh nedir? Ruh, beyin hücrelerinin üflentisidir, varlığı saptanamamıştır. O halde hadi sıra gelsin aforizmaya, “her şey beyinde” Her şey beyinde de senin beynin nerde?

Güzel, değerli, anlamlı ne varsa hepsini salgılarla, hormonlarla, nöronlarla açıklamaya çalışmak sonra da yaptığı açıklamaya tapınma derecesinde körü körüne bağlanmak bir sathı maildi. Eğimli düzlemdi. Nereye kadar düşüleceği belirsiz bir yuvarlanışın başlangıcıydı. 

Teşbih, istiare, mecaz, mecazı Mürsel, tecahül-i arif, hüsnü talil, mübalağa, tastir ve benzeri şeyler şiirin dışındadır. Vezni, heceyi, kafiyeyi ve bütün sanatları kaldırıp attığımız zaman geriye saf şiir kalır dediler. Ne kadar inandırıcıydı! Haydi atalım, geriye ne kaldı, Süleyman Efendi’nin nasırından başka?

Sathı mailin başlangıcı değildi, ortalarıydı. Çünkü öncesinde kafiye göze mi hitap etmeli kulağa mı gibisinden, kalıp mı parmak hesabı mı gibisinden çekişmeler vardı. Ve tekrar edecek olursak asıl yuvarlanma savaşın yıkıcılığıyla ortaya çıkan çöküştü.

Her çöküş insanın değerler sistemine saldırır. Öyle oldu. Fakirlik küfre benzedi. Her şey maddileşti. Nesneleşti. Metalaştı. Sanat üretemeyenler tuhaflığa sarıldı. Sonra o tuhaflık saf sanat zannedilmeye başlandı.

Artık sathı mailin sonuna geldik. Şimdi durum maili inhidamdır. Yıkılmadan önceki merhalesindeyiz sanatın.

Adam bir muzu -neden hıyar değil, bilemedik- bantla bir panoya yapıştırır. Sergiler. Bu performans büyük alkış alır. Yüz bin dolara satılır.

Bunu gördük ya daha ötesini düşünmek bile tüyler ürpertici.

*