Emel Sözcüer / Farkındalık Bilinci mi Yitik?


Yıllar önce okuduğum bir yazıda sinsi bir hastalıktan söz ediliyordu. Belirtileri hissedilmeyen ama yakalanınca çok hayati zararlar veren bir hastalık. Nimete alışma hastalığı. “Çeşitli şekillerde kendini gösterir bu hastalık. Rabbinin nimetlerine alışıyor insan, sanki nimet değilmiş gibi, müktesep hak gibi görüyor” diyordu.
Gerçekten de akşam evine gelen kişi sağlıklı bir şekilde ailesini karşısında görmeye alıştığı için eşini ve çocuklarını iyi bir durumda bulmanın, bir şükür sebebi olduğunun farkında bile olmuyor. Alışverişe gidiyor, çarşı pazar ne ihtiyacı varsa istediğini alıp parasını ödeyerek evine dönerken bu nimetleri verene şükretmenin gereğini hissetmiyor. Ayrıca son derece normal ve tabii hak olarak görüyor. Her güne güven içinde başlayıp sağlıklı olduğu için, ağrısı acısı olmadığı için Allah a teşekkür etmek aklına bile gelmiyor.
Şimdi kendimize bir göz atalım. Bize hangi nimetler verilmiş? Biz bu hastalığın hangi belirtilerini yaşıyoruz? Karşılaştığınız insana hâl hatır sorunca ne cevap alıyorsunuz, ya da size sorulunca ne cevap veriyorsunuz? “Hep aynı, ne olsun” diye başlayan cümleler. Birçok insan o “hep aynı, ne olsun” dediğin, güven içinde başladığın güne, endişe ile başlıyor. Onlarca çalışan insan o gün işsiz, birçok zengin, yoksul hâle gelebiliyor. Nice gören gözler göremez, işiten kulaklar işitemez oluyor, sağlığını kaybediyor. Bir tanıdığım geçenlerde oğluna, günün nasıl geçti diye sordu. Çocuğun cevabı çok manidardı. “Her gün aynı baba, fotokopi kâğıdı gibi” dedi. Bu hal dili ile yaşanan bir evde yetişen çocuklarımıza değerlerimizi, bu kültürümüzü ne kadar aktarabiliriz?
Eğitim müfettişi Doğan Ceylan hazırladığı bir raporda, duygusuz nesil tehlikesinden söz ediyor. Duygusuz, bencil, kıymet bilmeyen, vefasız çocuklar yetiştiriyoruz. Onlar, şehitlere gözyaşı döken annelerini anlayamıyorlar. Başkaları için acı çekenlere anlam veremiyorlar. Yürekleri acımıyor. Hayatlarının odaklarında yalnızca haz ve eğlence var. En kıymetli eşyaları olan tablet ve telefonları ile sanal dünyada yaşıyorlar.
Evlatları adeta fanuslarda yetiştiriyoruz. Gerçek hayatla irtibatları kesik. Açlığı susuzluğu hiç tatmıyorlar, anne babalar fırsat vermiyor çünkü. Acıkmadan yemek, susamadan su veriyorlar. Hiç üşümüyor çocuklar, ıslanmıyorlar. Saçının teline, tenine bir yağmur damlası düşürmüyorlar. Yorgunluk nedir bilmiyorlar, iki adımlık yola bile arabayla gidiyorlar çünkü. Bir top almak için, bir külah dondurma için günlerce para biriktirmediler hiç. Bir ayakkabı, elbise giymek için bayramı bekledi mi hiç çocuklarımız? Yokluk nedir bilmiyorlar, daha istemeden her şeyi önlerine koyuyor anne babalar. İşte varlığın kıymetini bu yüzden bilmiyorlar. Ekmeğin fiyatı, zamlar onları hiç ilgilendirmiyor. Açlığı bilmedikleri için açların durumuna acımıyorlar. Sıcak odalarında hiç üşümedikleri için, evsiz olanları, üşüyenleri umursamıyorlar. Şu anda güvende oldukları için vatan topraklarının ne kadar kıymetli olduğunu bilmiyorlar. Kıymetini bilmiyorlar ekmeğin, elbisenin, vatanın, barışın, huzurun, anne babanın. Bu yaşlarda, nimetlere alışma hastalığının virüsünü yerleştiriyor ebeveynler çocuklarının ruhlarına.20 yıl sonra bu nesilden, nasıl evlatlar yetişecek? Ülkeyi nasıl yönetecek? Vatanını nasıl savunacak?
Biz ne yapıyoruz da, çocuklarımız duygusuz, maneviyatsız, vefasız, acımasız, kıymet bilmez oluyorlar? Çocuklar nimetlerin kıymetini bilmiyorlarsa, ebeveynler sevgisini şefkatini yönetmelikleri için ve nimetlere alışma hastalığına yakalandıkları içindir. Bu çocuklar mahrumiyet nimetinden mahrum büyüyorlar.
Nimetlere alışmak, farkına varmamak ne vahim bir görmezlik, nasıl sinsi bir hastalıktır?
Duygusuz bir nesil yetiştirmemek için sorumluluklarımızı yerine getirmeliyiz. Öyleyse eve geldiğimizde ailemizi karşımızda, sağlıklı bir şekilde görünce şükretmek için neyi bekliyoruz? Değerlerimizi çocuklarımıza aktarabilmemiz için önce biz sahip olduğumuz nimetlerin farkına varmalıyız. Bu davranış sadece çocuklarımıza değil bir sonraki nesle kadar etki edecektir. Sayamayacağımız kadar çok nimetler içindeyiz. Her gün yenilenen, güncellenen nimetler. Hayat yolculuğunda nimetlere alışma hastalığına fırsat vermemeliyiz. Böylece ailemize, yetiştirdiğimiz evlatlarımıza ve torunlarımıza aktaracağımız kadim bir kültürün temsilcileri oluruz.
Yaşadığımız sürece nimetlerin, zamanın farkına varmak, hamd ve şükre alışmak, hem fırsat hem de nimet diye düşünüyorum. Sahip olduğumuz tüm nimetlere, bu günümüze hamdolsun. Şükürsüzlükten Allah a sığınırız.