Editörden / İstila

Siyah beyaz Yeşilçam Filmlerinin klişe repliklerinden bir tanesi şöyleydi:

“Siz iyi bir insansınız, elinizde çiçek var”

Bu hitabın muhatabı sarhoş bir sefildir, fakat kimsesiz çocuk elindeki bir demet çiçeği kanıt olarak görür, adamın iyi birisi olduğu yargısına varır. Bu saçma kurgunun asıl sebebi sarhoş ve sefil sokak serserisinin gerçekte çocuğun babası olmasıdır. Bu mizansene ne gerek vardı? Çocuk “amca size karşı içimde hissettiğim bir yakınlık duygusu var, size anlamsız gelebilir ama sanki benim babammışsınız gibi geliyor” deseydi ne olurdu? Elinde taşıdığı anlamsız birkaç çiçek onun iyi adam oluşuna somut bir kanıt olabilirdi. Fakat çocuğun sezgisi kanıt olarak gösterilemezdi.

Bu pozitivist-aydınlanmacı şablon sömürgeci aydınların düşünce tarzıydı.

Bu şablon sanat alanında kendini daha çok gösterir. Sanatçılar üstün özelliklere sahip kişilerdir. Onların üstünlüğüne sokak serserisinin elinde tuttuğu birkaç sefil çiçeğin kanıt olması gibi ortaya serptikleri sanat eserleri (!) kanıttır.

Bir kere sanatçı payesini aldın mı artık eleştirilemez, ayıplanamaz, suçlanamaz, olumsuz hiçbir söz söylenemezsin. Bunlar, sanatın özgürlüğüne, özgünlüğüne, bağımsızlığına, yüceliğine, dokunulmazlığına bir müdahaledir. Naziliktir. Faşizmdir. Dahası irticai faaliyette bulunmaktır.

Müstehcen mi buldun “ahlakçısın” edebe mugayir mi dedin “namuscusun” buradaki ahlakçı ve namuşçu nitelemesinin tahkir ve tezyif anlamına geldiğini ayrıca belirtmeye lüzum var mı?

Tarihin birinde bir belediye başkanı belediye bahçelerinden birinde kendinden önce yapılmış heykelleri müstehcen bulmuş tartışmalar üzerine “tükürürüm böyle sanata” demişti. Öyle bir koro yükselmişti ki onun gibi düşünenler bile “canım böyle söylenmemeliydi, biraz kaba kaçtı, şık olmadı” falan demeye başlamışlardı. Müstehcen heykelleri yapan yontu sanatçısı kameraların karşısına geçip, belediye başkanına tabiri caizse ağza alınmayacak küfürler etti. Hızını alamadı Mevlana’dan “sen kendi yüzüne tükür” mısraı geçen bir şiir okudu.

Bu ve buna benzer yüzlerce binlerce örnek hadisenin sağanağı karşısında kalan normal insanlar “sanat” kelimesinin geçtiği her cümlede sırtını dönüp oradan uzaklaşmaya başladı. Çünkü sanatçı denilen kişiler sanat dedikleri dikenli tellerle çevrili alanlarının içine tıkışmış kendi dışındakileri aşağılamayı meslek edinmişler, anormalliklerini başkalarının taşıyamayacağı farklılık olarak göstermekte çok ilginç beceriler elde etmişlerdi.

Tepki olarak gösterilen kitlesel hareket çığ gibi büyümüş kendi piyasasını kendi şartlarını oluşturmuştu. Ortaya kaçınılmaz olarak çıkan ekonomik güç kısa bir süre sonra bu düşman kardeşleri birleştirdi. Dün “kıro” diye aşağılanan adamlarla onları aşağılamayı sınıfsal bir ibadet aşkıyla yapan sanatçı payeliler ortaklaşa sanatsal etkinliklere imza atmaya başladılar.

Olan sanata oldu. Anormallik basitlik ve pespayelikle kol kola girince bu işin gerçeği de gerçeğiyle iştigal edenler de kalın bir yok sayılma örtüsünün altında kaybolup gittiler.

Oysa erdemi, iyiyi, güzeli temsil eden gerçek sanat her şeyi bir tarafa bırakıp işgalin ilk adımında direnmeli bir istiklal mücadelesi başlatmalıydı. Bunu yapmadı, yapmaya tenezzül etmedi. İşgal istilaya dönüştü.

Sanat artık fıtratı tersine dönmüşlerin herkesi kendi gibi yapmaya gayret etmeyi sanat zannedenlerin istilası altındadır.

Ne özgürdür.

Ne özgündür.

Allah kurtarsın…

Sağlık ve esenlik dileklerimizle…