Ahmet Saim / Sinestezi

Çelimsiz, sıska denebilecek ölçüde zayıf genç adam Oxford Üniversitesinin girişine yanaşan taksiye taksimetrede yazan ücreti ödedi. Taksicinin geri uzattığı 3 pounda baktı, “yeşil” diye düşündü. Üstüne 2 beden büyük gelir gibi görünen kalın kazağının içinde daha da zayıf görünüyordu. Üniversitenin dev taş binasının önünde dururken kendini çok küçük hissetti, “bugün günlerden mavi” diye düşündü “tıpkı doğduğum gün gibi”. Annesi hep üniversite eğitimi görmesini hayal etmişti fakat insanlarla iletişim kurma yeteneğindeki farklılığı yüzünden öğrenim hayatı akademik olmasa da ilişkiler açısından hep sıkıntılı geçmişti. O da liseden sonra artık okula gitmek istemedi. Ama hayatın cilvesine bakın ki şu anda İngiltere’nin en saygın üniversitesinde bir grup insan onun yanlarına gelip şaşırtıcı derecede farklı ve neredeyse imkânsız iddiasını gerçekleştirmesini bekliyorlardı.
Tam söylenen saatte okulun girişine gelmişti, zaten hiçbir yere geç kalmazdı, açıkçası günlük hayatındaki birçok takıntısından biri de buydu. Öğrenci işleri sorumlusu kadın görevli onu heyecanla kapıda karşıladı ve yetkililerin denemesine refakat etmek için hazır beklediğini söyledi. Denemenin yapılacağı salonda 4 yetkili önlerinde üstünde sıralı rakamlar olan yaklaşık 50 sayfalık beyaz kağıtlar olduğu halde ciddi bakışlarla sevimli bir yüze sahip ve oldukça kalın camlı gözlükler takmış olan genç adamı süzdüler. Gözlemcilerin ve kendisinin bulunduğu alan bir camekanla ayrılmış ve genç adam rakamları okudukça onlarca meraklı bu camekanın arkasına birikmeye başlamıştı.
Genç adam derin bir nefes aldı ve gözlerini kapattı, sanki harika bir manzara izliyormuş gibi rahatladı, yüzüne yayılan gülümseme ile kendinden emin bir şekilde saymaya başladı 3, 1 4 1 5 9 2 6 5 3 5 8 9 7 9 3 2 3 8 4 …
Beş saatin sonunda genç adam sonsuza uzayan sayı olarak bilinen Pİ sayısının 22514 basamağını hiç hatasız olarak zihninden saymış ve önündeki kağıtlardan sırayı kontrol eden 4 Guinness Rekor komitesi görevlisinin şaşkın bakışları arasında “şimdilik bu kadar yeter” diyerek camekanın arkasından meraklı bakışlarla kendisini takip eden kalabalığa gülümseyerek el sallamıştı.
İngiliz Daniel Tammet 14 Mart 2004 yılında bu rekoruyla Guinness rekorlar kitabına geçti. Ama bunun öncesinde de zaten çok sıradan bir hayat sürdüğü söylenemezdi. Örneğin içinde 1 haftada öğrendiği dünyanın telaffuzu en zor dillerinden olan İzlandaca da dahil 11 dili okuyup yazabiliyor ve konuşabiliyordu. Aynı yıl Daniel’in beynini detaylı inceleyen bilim adamları bu özel insanın farklılığına bir çeşit Down türü olan Asperger Sendromu teşhisini koymuştu.
Daniel bir Sinestezikti.
Sinestezi kelimesi, Yunanca Sin (birleşik) ve aisthesis (duygu) kelimelerinden türemiş ve duyuların birlikte algılanması anlamında kullanılmaktadır. Yani sinestezik kişilerin duyuları arasında güçlü bağlantılar vardır. Çoğunlukla sayıları renkli ve geometrik şekilli görürler. Mesela 3 yeşil ve 5 sarıdır. Kelimelerin kokuyla eşleştiren ya da müziğin rengini görenleri de vardır.
Fakat sinesteziyi bir algılama bozukluğu veya hastalık olarak nitelendirmek yerine algıda gelişmişlik demek daha doğru bir tanım olacaktır aslında. Sinestezik kişiler genelde hassas yapılı, hayal dünyası çok yoğun, ruhsal durumu, kendisinin bile anlayamadığı kadar karışık olan kişilerdir.
Anne karnında beynin oluşumundan itibaren oluşan nöronlar arası bağlantıların bir kısmı doğumdan sonra zamanla kopmaya başlar, sinesteziklerde bu bağlantı kopmadan devam etmektedir.
5 Duyunun her biri için beyinde ayrı bir tetiklenme bölgesi vardır. Yani tat aldığımızda farklı, ses işittiğimizde farklı bölgedeki nöronlar titreşir. Sinestezik kişilerde ise bu bölgeler arasında bağlantılar çok güçlü şekilde devam etmektedir. Çok parlak renkli bir neon ışığın önünde durduğunuzda beynin arka tarafındaki görsel bölge tetiklenir, bazı sinesteziklerde bu sırada tat alma bölümü de aynı uyarıyı alır ve neon ışığın rengi görünürken, tadı da hissedilir.
Sinestezik kişiler rakam kümelerini bir bütün olarak şekilsel algılarlar, mesela Daniel’e göre 89 sayısı kar yağışı resmi, 327 sayısı piramit ve 8725 sayısı bir koyuna karşılık gelir. 100 bine kadar tüm sayıların kafasında yarattığı şekillere denk geldiğini söylemektedir. Dolayısıyla bu sayıları ezberlemesi veya çarpma gibi aritmetik işlemler yapması gerektiğinde, sadece yeni ortaya çıkan resme odaklanması yeterlidir.
Buraya kadar anlatılanlar çok ütopik ve bazı insanların beyninin işleyişinde sorun olduğu için üzerinde durmaya değmeyecek bir konu gibi gelebilir.
Peki biz “normal” insanların beyni bundan çok mu farklı işliyor acaba?
Elma kelimesini okuyunca aklımıza ne geliyor?
Muhtemelen kırmızı veya yeşil bir elma geliyordur, bu herkesin elma kelimesini bebekliğinde ilk eşleştirdiği elma imajına bağlıdır.
Bu örnekten hareketle beynimizin işleyişini inceleyelim; beyaz kâğıt üzerinde adına harf dediğimiz “e” “l” “m” “a” çizgilerini gözümüz gördüğünde beynimize bir bütün olarak bilgi yollar. Beynimiz bu çizgileri bütün olarak “kelime” şeklinde algılar, bahçedeki ağacımızda yetişen elmanın imajı aklımıza gelir. Hatta bazen kokusunu dahi duyarız ya da ağzımız sulanır.
Bir İngiliz ise aynı prosesi “a” “p” “p” “l” “e” çizgileri bir araya geldiğinde yaşar. Elma yazısı ona hiçbir şey ifade etmez.
Bu açıdan baktığımızda aslında her insan kendi çapında bir sinestezik, bu yazının konusu olan insanların farkı ise “normal” insanların yazı ile kurduğu anlamlandırma prosesini rakamlar ile kurabilmeleri.
Bu sayede Daniel Tammet Pi sayısına bakarken bir resim görüyor ve bunu zihninden anlatıyor. Günlük hayatta uzun bir şiiri baştan sona harf hatası yapmadan okuyan hatta Kuran-ı Kerim’i ezberleyen birini görünce şaşırmazken, rakamları yan yana sıralayanlara ucube gözüyle bakabiliyoruz.
Üstelik bu kişilerin sayısı hiç azımsanmayacak kadar çok. Tarihten en bilinenleri genelde sanatla uğraşmış kişiler. Örneğin: ünlü müzisyen Franz Lizst, bilim adamı Nicola Tesla, yazar Viladimir Nobakov sadece birkaç örnek.
Rus yazar Nabokov’un ilginç bir şekilde hem kendisi hem eşi hem de çocuğu Sineztezikti. Oğlunun mor gördüğü bir harfi, Nobakov pembe, eşi ise mavi görüyordu.
Aslında sinestezik kişiler belli yaşa kadar bu özelliklerini fark edemiyorlar, zaten herkes için rakamlar renklidir sanıyorlar. Bunu fark ettikleri andan itibaren ise çoğunluktan farklı olmanın cezasını, dışlanma, alay edilme, yalnızlaştırılma olarak hissetmeye başlıyorlar.
Oysa ki Kuran- Kerim’in de işaret ettiği gibi bırakın her insanı her canlı bile kendisine has özellikler dolayısıyla da farklılıklar taşıyor. Beyni, kalbi ve Yüce Allah’ın yarattığı her tür organı, canlıyı, hücreyi derinlemesine inceledikçe her geçen gün bizi hayrete düşüren yeni detaylar öğreniyoruz.
Zaten böyle de olmalı, çünkü her şey o tek bir Kitap’takileri anlamak için değil mi?
*