Editör / Dalıp Sokaklar Kadar Esrarlı Bir Uykuya

Çok basmakalıp bir ifade ama gerçek… Her şeyin kıymeti yokluğunda anlaşılıyor. İnsanoğlu sahip olduğunun değil sahip olmadığının peşinde koşan bir açgözlülüğe duçar olduğu için elinde olanın ne kadar değerli olduğunun çoğunlukla farkında olamıyor.
Sol elinin serçe parmağının hepsine değil sadece ucundan bir santimlik kısmına nasıl muhtaç olduğunu anlaması için elindeki birkaç kırığın velev geçici bir süre de olsa alçıda kalması gerekiyor. Oysa sıradan bir zamanda bu muhtaç oluşunun farkında olması mümkün değil. Kafası o kadar çok dertle dolu oluyor ki bırakın serçe parmağının hiç değilse birazcık kısmının alçının dışında kalmasını, elinin kolunun hatta bütün bedeninin umuruna gelmesi beklenmiyor. “Bir ayakkabım olmadığı için üzülmem bir ayağım olduğu için seviniyorum” gibi Çin Atasözlerinin uyarısı da asla işe yaramıyor.
Kırk yıl düşünsek sokakta yürümenin aş eren bir kadının iştahıyla özleneceği akla gelmezdi. Karantina günleri geçirdik. Üç aya yakın bir süre evlerde mahpus kaldık. Hayatın akışı aniden yön değiştirdi. Gıda maddelerini stokladık. Önem sırasına göre listeler yaptık. İlgi alanlarımız farklılaştı. Evde kendi ekmeğimizi yapabilmek için un satın aldık. Un çeşitleri üzerinde uzmanlaştık. Kim neye tutkun ise onu yapmaya çalıştı yeni şartlarında. Kimi şarkı söyledi, kimi dans etti, kimi dedikodu programları düzenledi, kimi dini sohbetler yaptı. Kimi çarpıcı pozlarda fotoğrafını çekip ilgili bakışların önüne serdi, bulduğu ilgi tuhaf terimlerle ifade edildi. “Sanal alem karıştı”, “Instagram yıkıldı”, “Facebook çöktü”, “Twitter köpürdü”, “takipçiler azdı”, “beğeni yağdı” ve benzerleri. Hepsi de online olmak zorundaydı. Bu zorunlu durumda yapılanlar aslının yerine geçti mi bilemiyoruz.
Bunların hiçbirinin aslının yerine geçemeyeceği özlemler de vardı.
Dalgın bir yürüyüşün istemsiz sürüklediği yabancı bir sokağın başında durup da sokağın iki yanında sıralanan evlere bakmak bunlardan biridir. Evler içinde yaşanan sırları sokağa dökmeye çalışır gibidir. Kapıları pencereleri bazılarının balkonları ve çıkmaları diğer bazılarının önlerine sıralanmış saksı çiçekleri bu sırrın ortağıdır. Tül perdeler esen rüzgârda sallanmaz da taşımaktan yorulduğu bir sırrı anlatır gibidir. Sanki pencereden sokağa sallanan ucu, tül perdenin içini dökme çabasına benzer. Bu bilinmez anlaşılmaz hissedilmez hayatların acıları da kederleri de neşe ve mutlulukları da kendilerine sakladıkları bir sırdır. Her sokak iki yanında sıralanan evlerden içine akan bu sırlarla iyice esrarengiz görünür. Her sokak başında insan bu bilinmezliğin içinde kendini biraz daha yalnız hisseder. Hüzünlenir. Hafızasında sakladığı en hüzünlü anıları çıkar gelir. O sokağa girerse o sırların ifşa olacağını düşünmez ama içinde engel olamadığı bir değişim duygusu yaşamaya başlar. Bu sokağa girerse hayatı tamamen değişecek belki bütün kederlerinden kurtulacak yepyeni bir doğuş yaşayacak zanneder. Oysa aklının bir tarafı bunun imkânsız olduğunu bilir. Bilmekle de yetinmez. Sürekli fısıldar durur.
Sokak başında insan bu çatışmanın tam ortasında kalır. Biraz daha yalnızlığına biraz daha kendi içine gömülür. Halbuki sokaklar kendi içine gömülmeye değil daha çok dışavuruma yol açmalıydı diye düşünür. Yalnız sokaklarda yalnız başına amaçsız yürümenin insana kendi varlığını hüzünlü ve kederli de olsa bu hissettirişi online yaşanabilecek bir duygu değildir.
Sonra bir şiirden bir mısra takılır dilinin ucuna “dalıp sokaklar kadar esrarlı bir uykuya” diyen.
Bu mısraın devamı bir türlü gelmez.
Çünkü ölüm sokakların hüznünü de bitirecektir.
Bu satırlar bu sokak fotoğrafları ne iş diyecek olanlar içindi.
Ahenk Dergisinin 64. Sayısı ilgi duyan herkes için.
Esenlik dileklerimizle
*