Nesir Defteri / Süleyman Nazif

Bir Beyit Münasebetiyle…
Muhibb-i azizim Rıza Tevfik Beyin (Makam-ı Hayret) ser-namesiyle neşretmiş olduğu makale-i vakıfane o şair-i hâkimin her eseri ve herkesi olduğu gibi, beni de şad ve müstefid etmiştir. Henüz çocuk sayılabileceğim bir yaşta, babamın ezberletmiş olduğu beyitlerden,

Sefayı hatıram var nefi ile isbattan geçtim
Yetiştim münteha-yı ilme ben hayretteyim şimdi

Beyti bu makale bana hatırlattı ve ferda-yı intişarından Mösyö Klodfarer’in Galatasarayı Mekteb-i Sultanisi konferansında tesadüf ettiğim feylesof dostuma bu beyti okudum. Hem beğendi hem iki gün sonraki bir makalesinde bundan bahsetti.
(Gıyabi bir muhibbiniz) imzasıyla geçenlerde bir mektup aldım. Kendisinin de vaktiyle görmüş olduğu şu beytin mısra-ı sanisi,

Yetiştim münteha-yı aşka ben vuslattayım şimdi

Şeklinde imiş. İki kayd ve rivayetin hangisi doğru olabileceğini benden nüvazişkâr bir lisanla sual ediyor.
Hangisi doğru? Yani şairin kaleminden (ilim ve hayret) mi yoksa (aşk ve vuslat) mı çıkmış? Bunu olduğu gibi tayin etmek -hatta namı bile ikimize elân meçhul duran- sahib-i beytin ruhundan veya o ruhun yeryüzünde zılal-ı sabitesi olan el yazısından istiknah-ı hâl etmeye tevakkuf eder.
Mamafih, beytin müeddasını tetkik etmek suretiyle hakikate tekarrüb edebiliriz zannındayım.
Urefâ nazarında (vuslat) münteha-yı aşk değildir. Ve o aşka hiçbir nihayet olamaz. İntiha-pezir aşklar, onlara göre, raşe-i ihtiras içinde çırpınan ve yine öyle raşeler içinde sönüp giden na-pak iptilalardır. Süllem-i hilkatin her derece ve derekesindeki
Mevcudat-ı namîyede mütefavit zaaf ve şiddetle görüldüğü gibi.
Pek ziyade sevdiğim Şirazlı büyük şair Örfî-i Arif,
Gafil gitme ki Kâbe-i aşkın kapısına kadar yüz konak var. Ve ilk konak kıyamettir.
Yüz menzil var ve birinci menzil kıyamettir
Beytiyle aşkın -vuslatla da nihayet bulmayan- bir incizab-ı mütevali ve ebedi olduğunu ne güzel ityân ediyor! Merhale-i evveli kıyamet olunca, mizan ve sırat ve cennetle rüyet-i merâhil-i taliyeyi teşkil eder. Kâbe-i aşkın kapısına (harimine değil, kapısına) vasıl için doksan beş menzil daha kat etmek lazımdır.
Şimşek süratiyle ilerleyenlerin bile topal ayak izi tarzında serilip kaldığı bir yolda benim gibi asâsız bir kötürüm nereye varabilir?
(Nefi ile ispat) burada aşkı olmaktan ziyade ilmi bir meseledir. Zevke taalluk etmez. Kelamiyunun aklıyla mutasavvıfının kalbi başka başka yollardan hakikate vasıl etmek istemişlerdir. Zahirde birleşmedikleri ve itilaf edemedikleri noktalarda görülür. Ben kendi hesab-ı şükranıma söyleyeyim ki rehzen-i din olanların yed-i tasallutundan iman-ı ezelimi tahlis edenler urefa-yı sûfiyedir. Aşık-ı hakiki, nefi ile ispat gibi şeylerden müstağni, Allah’ı çeşm-i yakin ile görür. Akıl ve ilmin delalet ve dalaletine ne müftekirdir ne mail. Onun nazarında edille şüphesi olanlar içindir ve delil, bizzat fena-fillah da bekayı bulanlar, kîl ü kâldan geçerler. Bu geçiş ilmin müntehası olduğu gibi hayretin de mebde’dir. Hayret ise aşkın vecd ve istiğrak şeklinden başka değil.
Yalnız milletinin değil, insaniyetin de en büyük şairlerinden biri olduğundan hiç şüphe olmayan Abdülhak Hamit’in ekser eşarında garbın felsefesiyle tasavvuf-i İslam, bir diğerini teyit ve tezyin eder surette mümtezic bulunur. Eserlerini okuyunuz. Bu büyük şairi ilim ve aklının sevk ettiği nokta daima hayrettir.
Fünûn, zunûn demektir, hikmetin adı: hayret bilhassa (Makber)i bu yolda feryat ve lehle meşhun bulursunuz.

Bir reh ki deliller de hayran
Bir gayeti yok feza-yı seyran

Beytinde (Makber) şairinin kâinatı mündemicdir. İlminin mecmuunu yalnız bir (bilmem) itirafı icmal eder.
Nerden geliyor gamım? Bilmem. Nerden geliyor kılıyor hücum? Bilmem.
Âsâr-ı gazap görüp semada
Titrer durur ellerim duada
Rüya göremem, nücum bilmem. Dünyaya nedir lüzum? Bilmem
Dinler yeri, kalkarım havaya
Her su da alelumum: Bilmem!
İlim ü irfanın son firazı (maarif-nâk) dir.
Ben muhib şühudim Rıza Tevfik Bey’e verdiğim beyti, muhib-i gıyabiyim gibi satırdan değil, sudûrdan hafızama nakletmiştim. Aslı kendinin gördüğü gibi ise beytine acırım, kailinde.

27 Haziran 1922
Süleyman Nazif