M. Cahid Hocaoğlu / Baki Süha Ediboğlu /

(1915-1972)

Beni de alın ne olur koynunuza hatıralar
Dolanıp kalayım bir an boynunuza hatıralar

1915’te Antalya’da doğdu. Babası evkaf memuru Ahmet Edip Bey, annesi Remziye Hanım’dır. İlkokulu ve ortaokulu Antalya’da, liseyi 1936’da İstanbul Haydarpaşa Hayriye Lisesi’nde tamamladı. İstanbul Hukuk Fakültesi ile Ankara Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi’nde öğrenim gördü. Tan, Akşam ve Cumhuriyet gazetelerinde çalıştı. TRT’nin İstanbul ve Ankara radyolarında program yapımcısı, sunucu, İzmir Radyosu’nda müdür olarak görev yaptı.
Ankara Radyosu ve Basın Yayın Genel Müdürlüğü’nde çalıştı (1950-56). İstanbul Radyosu baş spikeri iken, 1952’de BB C radyosunda staja gönderildi. 1956’da İzmir Radyosu’nda, 1966’dan sonra İstanbul ve Ankara Radyoları müdürlüğü ve danışmanlık görevlerinde bulundu. Ankara Radyosu ve Basın Yayın Umum Müdürlüğü emrinde görev aldı. Televizyon uygulaması için bir yıl süreyle Londra’ya gönderildi.
“Işıklar Süzülürken” isimli İlk şiiri 1929 yılında Servetifünun – Uyanış dergisinde, sonrakiler ise Ülkü, Aile, Varlık ve Cumhuriyet gazetelerinde yayınlandı. Şiirin yanı sıra, öykü, biyografi yazdı, güldesteler hazırladı.

Ses sanatçısı Afife Ediboğlu ile evli ve iki çocuk babası olan Baki Süha Ediboğlu, Gazeteciler Cemiyeti, Türk Edebiyatçılar Birliği, Yahya Kemal’i Sevenler Cemiyeti, Beşiktaş Spor Kulübü üyesiydi. Futbol, kürek ve dağcılık sporlarıyla uğraşmış olan çok yönlü bir sanat ve cemiyet adamıydı.

Edebi dünyada şairliği ve hikâyeciliği ile tanınan Ediboğlu, gazeteci, program yapımcısı ve TRT Spikeri olarak da tanınır. Hazırladığı “Yedi Tepeden Yankılar” isimli şiir sohbet programı hafızalarda yer etmiştir.

15 Eylül 1972 tarihinde İstanbul’da vefat etti.

ESERLERİ:
Şiir:
Cenup (1942)
Gece Yağmuru (1947)
İşaret (1953)
Karanlıkta Geçen Gemiler (1958).

Hikâye: Sel Geliyor (1944)
Antoloji:
Türk Şiirinden Örnekler (1944)
Atatürk İçin Bütün şiirler (Faruk Çağlayan ile – 1962)

Biyografi:
Fatih Rıfkı Atay Konuşuyor (1946)
Ünlü Türk Bestekârları (1962)
Hatıra: Bizim kuşak ve Ötekiler (36 şairle ilgili anılar – 1968)
Makale ve Şiirlerinden Örnekler:
Makale:
Orhan Veli Hakkında
Birçok şiirlerinde sanat zevkine inandığımız Orhan Veli, son çıkardığı “Vazgeçemediğim” adındaki kitabının sonuna bir de “Eskiler Alıyorum” diye bir parça koymuş. Kitabındaki şiirlerinin çoğunu zevkle, hayranlıkla okuduktan sonra bu “Eskiler Alıyorum” şiirini yenilik namına -gücenmeyeceğini bildiğim için söylüyorum- tiksinti ile karşıladım.
Eskiler alıyorum
Alıp yıldız yapıyorum
Musiki ruhun gıdasıdır
Musikiye bayılıyorum
Şiir yazıyorum
Şiir yazıp eskiler alıyorum
Eskiler verip Musikiler alıyorum.
Bir de rakı şişesinde balık olsam
Orhan Veli’nin sırf yeni şiir ve kendi ismi etrafında dedikodu yaratmak için evvelce yaptığı bu türlü -bir bakıma haklı- tuhaflıklara, garaiblere artık bir son vermesi lazımdır.
(Baki Süha Ediboğlu, 11 Nisan 1945)

Şiir:
Karanlıkta geçen gemiler

Bir deniz gecesinde unuttuğun şarkıyı
Kıyı kıyı topluyor hafızan
Masmavi göğün altında
Yıldız mahşeri
Dalga dalga açılan
Bulut bulut toplanan

Davut peygamberin olmalı
Şu duyduğun mezamir
Şu beyaz çıplak
Ölümü unutturan kadın
Aşkı bölüştüğümüz sofrada
Zeliha olmalı

Ben sevdiğim kitapları bitirdim
Her satırda seni görerek
Her yıldız bir şarkı söyledi
Her şarkıdan bir kalp ağrısı kaldı
Karanlıkta geçen gemiler gibi

Kara Sevda
Akdeniz kıyıları, portakal bahçeleri
Uzakta balıkçılar, yelken yelken üstüne
Seni düşünüyorum seni, beyaz ellerin
Gözlerini kapıyor ıslak melteme karşı

Bir harap tekne gibi rüzgârların elinde
Kayalara çarpıyor başımı hatıralar,
Kumların üzerinde unuttuğum günleri
Yırtık bir yelken gibi parçalıyor dalgalar.

Limon çiçeklerinden daha aydınlık göğsün
Körfez suları gibi kabarıp alçalıyor;
Seslen bana dağların ardında kalan çocuk;
Antalya’da saatler şimdi kaçı çalıyor?

Pars
Aydınlık bir ölüm arayıp durur
İçimde alevden pençeli bir pars
Gündüzün sesiyle göğsü kudurur.
Geceler onunçün kevserden bir tas

Durmadan arıyor yüreği üzgün,
Sesinden dağlara kaçan gazalı.
Durmadan rüzgârla koşuyor ölgün,
Gözleri dumanlı, kalbi yaralı.

Bir mavi kuş olur, düşer sulara,
İpekten kanadı okşar engini
Kalbinden akşama açılan yara,
Geceyle yükselir, aşar bendini.

Boşluğu seyreder bakışı durgun
Ve uçar ruhunun çılgın azabı;
Dökülür kalbine mavi bir sükûn,
Durulur gözünün dönen girdabı

Gece Biterken
İçmiş gibi geceyi bir yudumda,
Göğün mağrur bakışlı bulutları.
Bense bu sabah üşüyen ufkumda,
Görüyorum o sarhoş haydutları.

Nerede görünmeyen o ince renk?
Bir kadehe boşalmış ıslak sesi-
Ömrümü dolduran hava, su çiçek
Nerede, n’oldu o sükûtun annesi…

Cenup
Nerdesin ey aradığım şehir?
O merhamet dolu evim ve kuşlar?
Gürlüyor içimde koca bir nehir,
Ses vermez oldu artık deli rüzgâr…

Sarhoş kalbim eski bahçelerde
Antalya, sonbahar ve portakallar…
Muhacir kuşlarla cenuba hicret
Cenupta çiçekler ve yeşil dallar.

Yorgun gözlerimde altından bir gün,
Her an içerimde mavi dalgalar…
Renkler cennetinden bir rüzgâr esse
Cenup ışıkları ruhumu sarar.

Haziran

Kırlangıç, yuvasından
Yeni yavrular saldı,
Gözlerimi avutan,
Renkler mayısta kaldı..

Ne olur ağarsın tan,
Susun kuşlarım bir an,
Bahçelerde haziran
Yeni uykuya daldı..

Gerçektir Öldüğüm
Sizin gibi
Ölümü düşündüğüm çok olur
Hattâ düşlerimde öldüğüm bile
Bütün yürekler taş kesilmiş
Kendim ağlarım öldüğüme.

Şöyle iki yanı ağaçlı loş
Uzun bir yol
Gide gide tükenmez
Gide gide tükenmez
Sonu deniz.

Sular birden görününce
Nasıl koşarım bilmezsiniz.

Kaçak ruhum denizde başı boş
Gövdem karanlık bir ormanda
Darağacında sallanır.

Kardeş balıklar acır halime
Uzaktan geçen gemilere seslenirim
Beni de alın, beni de alın
Düş içinde düş görürüm
Çoğu zaman sabahı beklemeden
Gerçektir öldüğüm

Antalya
Bahçeler meltemlerle konuşuyor;
Üç bin yıl evvele dair,
Masal cennetlerinin kapısı açılmış,
Ağır ağır geçiyor taş kapılardan
Omuz başları kopmuş genç heykeller,
Yarım kalmış rüyalar içinde.
Portakal bahçelerinin ışık denizinde..

Beyaz elleri gecelere uzanmış
Otları nergis yapıyor zaman,
Toprakları ışıl ışıl yakut kaya
Limon bahçelerinden sarhoş
Olmuş, Antalya..

Bitip tükenmez şarkısında sular,
Eski köprüler,
Kadırga ışıklarıyla yıkanan,
Çağlayanlar boyunca..

Eski köprüler.. Zamanın dışından gülen
Kader.. Güzel kader, mahzun kader nerdesin?
Deniz zamanlarının maviliğinde açsın şafak gülü
N e r d e s i n..?

Sabahın derinliğinde aydınlık, aydınlık,
Yeşil aydınlık,
Yelken yelken dağılan,
Bahçe bahçe toplanan,
Mor aydınlık, beyaz aydınlık…

Mermerler dünyasında başlayan yolculuk
Kara sevdalı heykeller ömrünce,
Eski Yunan kızlarının sönen gözlerinde,
Susan dudaklarında, eski şairlerin..