Kitap / M. Harputlu / Kimsenin Bilemeyeceği Şeyler

Dikkat çeksin, günümüzün “ben burdayım” deme hastalığına müptela bir isim kitap ismi olarak uygun mu diye sorulacak olsa, elcevap demek işler böyle yürüyor ki çok satılıyor, bizim kitap köşesine girecek kadar da dikkat çekiyor, şeklinde olur. Kitabın alt başlığı üst başlığından daha da iddialı, “Bize, Bilime, İnanca ve Kaosa dair Fraktal düşünceler” şeklinde…
Buradaki bizce ne idüğü belirsiz “fraktal” kelimesine takılmadan künyeyi aktaralım.
Kitabın Yazarı: Sinan Canan
Nefes yayınlarından çıkmış, elimizdeki nüsha 4. Baskı Şubat 2016 tarihli. İstabul’da basılmış. “Tuti Kitap” ve “nbeyin.com.tr” şeklinde iki marka tescili daha var. Künyeye hem yazarın hem bu markaların sosyal medya hesapları, mail adresleri de koyulmuş.
Önsözden sonra kitabın bölümleri şöyle: Bölüm 1: Bize dair Bölüm 2: Bilime ve İnanca Dair Bölüm 3: Kaosa Dair ve Sonsöz
Her bölümde ortalama on iki makale var. Makaleler uzun denmeyecek hacimde. İfadeler, imla, neredeyse kusursuz. Bazı karmaşık bilimsellik dozu fazla konular bile son derecede başarılı bir şekilde basit ve anlaşılır yazılmış.
Kim okuduğu kitapta ne arıyorsa onu bulur denebilir mi? Yoksa algıda seçicilik dedikleri hadisenin gerçeklik payı fazla mı? Bu kitapta bizim ana meselemiz olan “lisan” veya “dil” konusunda yazılanları alıntılamakla yetinelim. Son karar kitabı okuyanlarda olsun.

“Bir insanın düşüncesinin sınırları, dil yeteneğinin sınırları tarafından belirlenir” dersek abartmış olmayız. Gerçekten de kelimeler, onların anlam bulutlan, kelimelerin birbirleriyle ilişkileri, etimolojik hakimiyet, mecaz ve diğer karmaşık lisan özelliklerini kullanma becerisi şeklindeki olguların tamamı, “zihinsel dünya”nın yapılandırıldığı temeli oluşturması açısından önemlidir. Dil yeteneği geliştirildikçe, dünyaya ve düşünceye dair özellikle soyut kavramlarla başa çıkabilme, bunlar üzerinde düşünce üretebilme ve yeni kavramları algılayıp bunları isimlendirebilme becerisi gelişebilir.
*
**
Fakat lisan yetenekleriyle temel ve basit iletişim düzeyinin ötesine geçemeyen insanlarda zihinsel işlevlerin de çok ileri bir düzeye çıkmasını beklemek beyhudedir. Günümüzde insanların neden birbirlerini anlayamadığını, basit kavramların etrafında nasıl bu kadar kavga çıkarılabildiğini, edebiyatta, sanatta ve diğer kültürel alanlarda neden gittikçe köreldiğini anlamak istiyorsak lisanın zihindeki yerini yeni veriler ışığında derinlemesine düşünmeliyiz. Ayrıca dilimiz üzerinde oynanan oyunların ne kadar yıkıcı sonuçlar doğurabileceğini yine bu bağlamda değerlendirme zamanı çoktan geldi. Bu mesele hayati mertebede önemlidir, zira lisanımız olmadan var olmamız mümkün değildir.
*
**
Burada bahsedeceğimiz (ve yazının geri kalanında “C.T.S.” olarak kısaltacağım) “Celbedilmiş Toplumsal Söz Yitimi (induced social aphasia)” ise fiziksel bir rahatsızlığa, yaralanmaya veya hasara bağlı olmayan, organik açıdan tamamen sağlıklı beyinlerde de görülebilen ve nispeten yeni tanımlanmaya başlanan bir söz yitimi tipidir. C.T.S., yazılışı ve okunuşu aynı olan kelimelerin taban tabana zıt anlamlarda algılanmasına neden olabilen, toplumsal katmanların iletişim yollarını ciddi oranda kapatan, belirgin bir organik rahatsızlıkla veya beyin hasarıyla doğrudan ilişkisi bulunmayan, bilinçli olarak farkında olmasak da günlük yaşamımızı derinden etkileyen bir toplumsal zihin hastalığıdır.
*
**
C.T.S.’de sorun, iletişimde kullanılan kelimelerin anlamlarındaki muğlaklıktır. Kelimelere kendilerini kullanan kişiler tarafından muhtelif bağlamlara göre farklı anlamlar yüklendiğinde, ortaya iletişimi engelleyen özel bir söz yitimi tipi çıkmaktadır. Görünen o ki bu “toplumsal hastalık”, günümüzde yaşadığımız birçok kavramsal sorunun temelini oluşturmaktadır.
*
**
Sonradan edinilen bir dilde ise gündelik konuşma kolayca yapılabilirken, alınan bilginin işlenmesi, içselleştirilmesi, soyut sonuçlara gidilmesi ve yeni imgelemler üretilmesi ise büyük oranda kısıtlanacaktır. Bu zaten bilinen bir vakıadır ve yukarıda zikredilen araştırma sonuçlarıyla şaşırtıcı bir uyum sergilemektedir. Zira yeni bir lisan, farklı bir beyin bölgesinde temsil edildiği (kodlandığı) için beynin tabii süreçler içerisinde lisan ve zihinsel işlevlerine ilişkin bağlantılarını aynı biçimde bu “diğer” bölge için de oluşturmasını beklemek, akla yakın olmayacaktır. Kaba bir benzetme için, on yıldır arkadaş olan bir grup insanın arasındaki sohbete henüz katılmış olan “yeni” birinin durumunu düşünün. Akla daha yakın olanı, bu bölge ve dolayısıyla burasıyla ilgili yeni lisanın sadece basit işlemlerde -örneğin ekmek alırken, basit dertleri anlatırken veya soru sorarken- etkili olabilmesine karşın, daha karmaşık düzeylerde “yetersiz” kalabilmesidir.
*
**
Kendini bilen insan “parayla satın alınabilecek kadar değersiz” şeylerin peşinde ömrünü tüketemez. Kendini bilen insan … Tam da her devirde ihtiyacımız olan insan tipidir işte …
*
**