Ayşe Hümeyra Eken / Dünya Turu VII

Santa marta, kolombiya. (23.ocak.2019)

Kolombiya’nın Santa Marta limanı, Güney Amerika’ya ilk kez ayak bastığımız şehir. Burada gemiden tur almadım. Çok kalabalık ve pis. Tarihi meydanı, resmi binaları ve büyük kiliseyi gezdik. İspanyol kolonyal dönemlerine ait bu fakir şehrin dükkanları da ucuz ve kalitesiz tekstil, plastik ve basit elektrikli mallarla doluydu. Kaldırımlar ise çeşit çeşit tropikal meyve satan seyyar satıcılar tarafından işgal edilmişti. Meyveleri olduğu gibi satanların dışında soyulmuş ve parçalanmış olarak satanlar da vardı. Ayrıca taze sıkılmış halde meyve suları her köşede satılıyordu. Temizliğine güvenemediğim için almadım. Yoğun araç trafiği, yürümekte zorlandığımız kaldırımlar, gürültülü ve pis bir ortam nedeniyle geziyi kısa keserek gemiye dönmeye karar verdim.
Gemimiz hareket ederken, liman işletmesine ait kılavuz botlarından birisi hemen yanımıza kadar sokulup, tepesinde sabit duran büyük yangın hortum başlarından fıskiye şeklinde uzun süre bolca su fışkırtarak bir çeşit uğurlama dansı yaptı. Bu şehirdeki en güzel anlar, deniz ortasında döne döne hareket eden ve minare boyu yükselen iki taraflı fıskiyeler şeklinde su fışkırtan bu botu seyretmek oldu. Tüm yolcular bu şovu alkışlar eşliğinde izledi. Daha sonra her iki kaptan sirenlerle birbirlerine selam verirken, bottaki tayfalar ile gemideki turistler karşılıklı olarak birbirimize el salladık.

12- cartagena, kolombiya. (24.ocak.2019)

Kolombiya’nın Cartagena kentine geldik. Burada geminin hediye turu vardı. Önce tarihi kalenin olduğu bölgeye geldik. Kale, büyük bir tepe üzerine ve limana hâkim şekilde yapılmış ve sağlam bir vaziyette kalmış. Kale önünde çok büyük boyutlarda, burayı fetheden İspanyol komutanın eli kılıçlı heykeli var. Heykelin etrafında, ataları Afrika’dan köle olarak getirilen siyah kadınlar yerel giysiler içinde ve başlarında bir tepsi, tepsinin içinde meyveler veya market paketleri olarak turistlerle resim çektirmek için uğraşıyorlar, çünkü bu işi bir dolar karşılığı yapıyorlar.

Kaleden sonra normal halkın yaşadığı dar ve düzenli sokaklarda dolaştık. İki katlı kolonyal evler bitişik nizam yapılmış. Duvarlarına ve kapılarına grafitiler çizilmiş. Balkonlar ve kapı önleri çiçeklerle bezenmiş. 

Old tawn dedikleri eski ve tarihi şehri gezdik. Burada, tarihi büyük binalar çok iyi durumda, temiz ve albenili. Genel olarak turistlere hitap eden kaliteli dükkanlar, kafeler, restoranlar ve butik oteller halinde kullanılıyor. Tarihi şehir merkezi çok güzeldi, keyif alarak sokakları ve meydanları dolaştık.

Şehirdeki son durağımız ise, modern gökdelenlerin bulunduğu yeni yerleşim bölgesini gezdik.

Zümrüt taşlı mücevher yapılan ve satılan bir büyük işyerini gezdik. Bu ülke zümrüt madenleri ile ünlüymüş ve büyük bir sektör oluşmuş. Maden resimleri, maketleri, fotoğrafları eşliğinde bilgilendirme yapıldı. Çeşit çeşit zümrüt taşlarını, işlenmiş ve işlenmemiş halleriyle gördük. Aynı bina içinde bunların yapıldığı atölyeleri dolaştık. İspanyol kolonyal dönemdeki maden bölgelerini temsil eden maketleri inceledik. Sömürgeciler tüm zenginlikleri talan ettikleri gibi yerlileri ya öldürmüşler ya da kendilerine köle yapmışlar. Daha ilginci, hepsini köklerinden, kültürlerinden, inançlarından, dillerinden koparıp kendilerine benzetmişler. Zamanla, İspanyolca konuşan ve Katolik Hıristiyan inancına bağlı insanlar haline gelmişler.

Limana döndüğümüzde ise limandaki tropikal parkta, her renkten onlarca papağanla karşılaştık. İnsanlardan hiç kaçmayan ve birbirleriyle ara sıra kavga ederek dolaşan papağanları seyrettik. Aynı park içinde bugüne kadar ancak resimlerde ya da belgesellerde gördüğüm değişik yabani kuşlar da vardı. Ayrıca flamingolar, ördekler, tavus kuşları ve iki karınca yeyen hayvanı gördük.

Cristobal, Panama. (25.ocak.2019)

Cristobal şehrinde gezip görülecek pek bir şey yoktu. Halk çok fakir ve şahir pis ve bakımsız. Gemiden tur da almayınca, bu küçük ve pis şehirde gezecek hiçbir yer de olmayınca, iki saatlik bir dolaşmadan sonra gemiye döndük. Bu şehirlerde güvenlik te ayrı bir sıkıntı. Gemiden çıkmadan görevliler uyardılar. Her an bir olumsuzlukla karşılaşacağım tedirginliğini yaşıyorum. Ben, bundan sonraki gideceğimiz yerlerde kesinlikle gemi turu almaya karar verdim. Böylece güvenli bir şekilde gezebilirim.

Deniz kıyısında beyaz renkli çok büyük bir İsa heykeli yapmışlar. Bu şehir hakkında aklımızda kalacak tek güzel anı, gemiden inerken ve dönüş için binerken yerel kıyafetleri ile bizi karşılayan ve uğurlayan genç folklorcular ve onların gülen yüzleri, güzel yerel kıyafetleri, tatlı müzikleri ve yerel dansları oldu.

Panama Kanalı: İki Okyanus Arasında (26.Ocak.2019)

Cristobal limanı, Panama Kanalının hemen girişinde. 26 Ocak sabah 07.00 sularında Panama Kanalına girdik. Önce doğal bir haliç ile bir km kadar karaya doğru girdik, büyük bir asma köprü altından geçtik. Hafif bir yamaç üzerindeki tesisleri, rampa şeklinde ve yaklaşık 20 metre genişliğinde beton bir uzantının sağ ve sol bittiği yerde merdiven gibi yükselen 30 ar metre genişliğinde ve yüz metrenin üstündeki devasa havuzları ve bunların içinde gelen ve giden iki ayrı gemi gördük. Çok değişik ve mühendislik harikası bir yer. Gemiyi havuza çok yavaş bir şekilde alıyorlar. Bir saat kadar bekledkten sonra sıramız gelince ilk havuza doğru ilerledik. Demir kapaklar ve kapakların önündeki araç yolu iki tarafa doğru açıldı, ilk havuzdaki su biraz önce tahliye edilmiş ve bizim bulunduğumuz deniz seviyesine inmişti. Havuza girdik, dört kılavuz lokomotif sağ ve sol ön ve arkamızda bize tel halatlarla bağlı olarak rampalardaki demiryolunda hareket ediyordu. Havuzun diğer ucundaki kapalı haldeki demir kapaklara kadar ilerledik ve dayandık, bizim için açılan ilk kapaklar ise tekrar kapandı, sular yükseldi, önümüzdeki havuzun seviyesine yükseldik, önümüzdeki kapaklar açıldı ve bir öndeki havuza geçtik. Önümüzdeki gemi ise bu arada havuzların sonunda başlayan Gotun Gölüne geçiş yaparak hızlıca uzaklaşmaya başladı. Karşıdan gelen ve bitişikteki diğer havuzlar silsilesinden aşağıya doğru havuz havuz inen diğer gemi ile yan yana geldik. Demir kapaklar açıldı, kapandı. Bizim havuzlar yükseldi, onların havuzları alçaldı. Biz Pasifik’e, karşıdaki gemi Atlantik’e doğru yol almaya devam ettik. Sonuncu ve üçüncü havuz da bitince devasa bir göle çıktık. Gotun Gölüne.
Etraf küçük adacıklarla dolu ve kıyıya yakın seyrediyoruz. Tüm kara parçaları yemyeşil, adeta balta girmemiş ormanlarla kaplı. Birkaç saatlik göl geçişinden sonra göl bir kanala dönüşmeye başladı ve başlangıçtaki kanala girdiğimiz şekilde tıpa tıp aynı bir başka köprünün altından geçerek bu sefer iniş kanallarının olduğu yere geldik. Ancak bu kez bir silsile şeklinde birbirine bitişik üç havuz yapılmamış. Tek bir havuz ile bir kademe indik sonra yaklaşık 2-3 km’lik bir doğal göl içinde seyrettik ve tekrar havuz başına geldik. Bu kez 2 havuz yine birbirine bitişik yapılmış, bunları geçtikten sonra artık Pasifik Okyanusu sularındayız.
Havuzlardaki inişi bu kez geminin arka tarafından seyrettik. Şansımıza karşıdan gelen gemi olmadığı için her iki yandaki havuzları, bize ve bizim yönde hareket eden bir başka büyük petrol tankerine ve üç yata ayırdılar. Dev petrol tankerinin hemen önüne, standart boylardaki bu üç yatı birbirine yanlarından bağlanmış halde geçirdiler. Bu şeklide, önde üç ayrı yat aynı hizada birbirine bağlanmış olarak giderken hemen arkalarında devasa bir petrol tankeri onları takip ediyor. Bizim gemimizin hemen bitişiğindeki yan havuzlarda olarak hep birlikte, Pasifik’e doğru ine ine yol almaya başladık. Her bir havuzun iki yanında tren yolları ve gemilerin başlarında ve kıçlarında toplamda dört lokomotif sert ve kalın tellerden oluşan halatları yanlarındaki gizli makaralardan otomatik olarak uzatıp gemilere bağlıyorlar ve hep birlikte havuz içinde ilerliyoruz. Havuzun genişliği ile bizim gemimizin veya yandaki tankerin genişliği aynı ve adeta havuz yanlarına sürünerek gidiyoruz. Birbirine bitiştirilmiş üç yatın ise her iki yanları oldukça boş, sanki üç ayrı yatı daha onların bitişiğine ekleseler ancak havuzu kapatabilecekler. Toplam altı yat genişliğinde havuzun genişliği. Lokomotiflerden uzanan sert telden halatların fonksiyonunu anlamadım, belki halatlarının geriliminden gemilerin sağ veya sol kenara gereğinden fazla yaklaştığını belirleyip gemi kaptanlarına aksi yönde dümen kırmalarını söylüyorlar.
Bu kez havuza girince kapaklar kapatılıyor, sular boşalıyor ve diğer havuz yüksekliğine kadar inince ön taraftaki kapaklar açılıyor ve diğer havuza geçiliyor ve aynı işlem bir kez daha yapılıyor. Arkada bıraktığımız havuza ise kendi tabanından birçok noktadan adeta doğal kaynak sularının fokurdaması gibi su veriyorlar ve o havuz kendinden bir önceki göl ya da havuz seviyesine kadar yükseliyor. Su tahliyesi ise havuzların köşelerinden yan taraflardaki ayrı bölümlere yapılıyor. İniş ve çıkışlarda sarsıntı veya çalkantı olmuyor, çok yumuşak geçişlerle işlem tamamlanıyor.
İnişimiz bitti, deniz seviyesine indik. Yan taraftaki üç yat birbirinden ayrıldılar ve ayrı ayrı seyretmeye başladılar. Onlarla aynı havuzlarda iniş yapan tanker ise daha ağır hareket ettiği için arkamızda kaldı.
Tabii ki, hemen açık denize çıkmadık, karaya doğru derinlemesine ve genişçe bir doğal kanal boyunca ilerlemeye başladık. Çok büyük ve yüksek tamamen metal ancak estetik ve şık görünümlü bir asma köprünün altından geçtik. Haliç giderek genişledi bir körfeze dönüştü sonra da açık deniz haline geldi. Daha doğrusu, dünyamızın yarısını kaplayan en büyük ve en derin su kütlesine Pasifik Okyanusuna girmiş olduk.
Solumuzdaki ağaçlarla kaplı tepelerin arkasında Panama City’nin uzun ince ve beyaz renkli gökdelenlerin en üst katları görülmeye başladı. Körfez tamamen açık denize dönüşünce Panama City tamamen ortaya çıktı.
Yüzlerce pelikan çok enerjik bir şekilde yüzüyor, uçuyor ve etrafımızda adeta gösteri yaparcasına çok dik ve hızlı bir şekilde denize dalış yapıyorlar. Sağ tarafımız daha doğal, yer yer sığ veya sık ağaçlı kıyılardan oluşuyor. Güneş o taraftan batmaya hazırlanıyor.
Etrafımızda güzel ormanlar ve pırıltılar içinde okyanus. Pelikanların dansı ile renklenen güzel bir doğa manzarası. Başarılı bir insani yapılar silsilesi olan, Panama Kanalı, Panama City’nin parlak beyaz silueti, küçüklü büyüklü tekneler, yatlar ve gemiler.