Havva Albayrak / Masal / Üç Yüz Otuz Dördüncü Gece

Şehrazat, söze başlayarak dedi ki: Ondan sonra memleket halkına şölen düzenleyip büyük bir ziyafet sofrası hazırlattı. Şehrin her mahallesinde, her köşesinde “Büyük küçük, zengin fakir her kim olursa olsun Şah’ın Sofrasına gelip ikramını yesin” diye kesin emir verdi. Bunun üzerine halk, dükkânlarını kapatıp akın akın oraya gelerek yemeğe katıldılar. Bu ziyafet her ayın başında aynı şekilde tekrarlandı. Böylece Zümrüt, ziyafet verilen meydanda Ali’ni otağının çevresinde oturup yemeğe gelen halkı birer birer dikkatle inceleyerek Ali Şad’ın gelmesini bekledi. Sofrada oturan kimseler ise Zümrüt’ün bu dikkatle inceleyen bakışlarının kendilerine olduğunu düşünür yemeklerini yedikten sonra durup dua ve teşekkür ederek giderlerdi.
O ayki ziyafette Ali Şad’dan bir işaret görünmeyince Zümrüt sarayına gidip ikinci ayın gelişini beklemeye başladı. Yeni ayın başlangıcında yine meydana ziyafet sofrasını hazırlatarak halka haber gönderip çağırdı. Halk da topluluklar halinde ziyafete gelerek yemeğe başladı. O gün rastgele daha önce Ali Şad’dan bir perde satın almak için evine gelip Zümrüt’ü ve kardeşi Reşidüddin’i kaçıran Hristiyan suikastçı Müslüman kılığında ziyafete gelmişti. Zümrüt bunu fark ettiğinde “Hayırdır İnşallah” diyerek suikastçı adama bakakaldı. Adamsa doğru yemek sofrasına oturup zerde pilav kabı her ne kadar sofranın öbür ucuna konulmuş ise de yanına çekip yemeğe başladı. Yanında oturanlar “Canım senin yanına konan yemeklerden yesene, bu edepsizlik nedir”, dediklerinde orada oturmuş bulunan tiryaki mataralardan içip gitti. Şehrazat, hikâyenin bu kısmına geldiğinde sabahın yaklaştığını görüp sustu.
*