Fâik Kumru / Gurbette Bayram Sabâhı

(Nur Anama Aziz Babama)

Sîmâlarda tebessüm kutlu zaman dilimi
Mübârek bir hava ki kucaklıyor iklimi
Gök kubbede bereket çisil çisil yağmakta
Şu gamlı yüreğime bir başka gün doğmakta
Neşe sevinç bir bütün yüzlerde gülümseme
Birleşen şu ellerden pay düşer mi hisseme
Âciz garip bir kulum kervan geçmez illerde
Acep ismim kaldı mı dost bildiğim dillerde
Yüreğime sonsuzluk yazmış ikametgâhı
Dilimde virdi zeban söylüyor Bismillâh’ı

El açılır semâya zikir çeker dâvûdî
Gönül çifte kanatlı arşa çıkar amûdî
Beden nura gark olmuş ruh ki pervaz eylemiş
Atılmış cümle kirler cismi beyaz eylemiş
Velvele almış göğü deliğe girmiş necva
Gönülleri mest etmiş bu uğurlu muhtevâ
Yaşlı gözler âfâkta bir fecir beklemekte
Küçücük yavru gibi ufka emeklemekte
Dingin başlar secdede tâzim eder Allâh’ı
Teşrif etmiş mâbede asırların ervâhı

Bir hüzün sağanağı yüreğime yağıyor
Gözümdeki yaşlarım âsumana ağıyor
Kalbim kuşlar misâli uçuştukça uçuyor
Efkârın ummânına yine yelken açıyor
Anamın mis kokusu etrâfımı kaplıyor
Hasretlik hançerini tam kalbime saplıyor
Dizine sarıldığım günler dâim aklımda
Anılar uyanmakta son demin son faslında
Derdim bana dert oldu anında tuttu âhı
Mülkümü talan etti harab eyledi câhı

Gam yükünde ezildim keder çöktü ânîden
Eridim damla damla yüz çevirdim fânîden
Gurbetin gurbetinde senelerce yaşadım
Yazın kor sıcağında ateşlerde üşüdüm
Bir dost eli sarmadı hep boşa düştü elim
Lügatin denizinde lâl oldu bülbül dilim
Kapıda kaldı gözüm bir tık sesi duymadım
Yanımı saranları döner diye saymadım
Gözümle gönlüm toktur yol eylemez tamâhı
Kaderi yaşıyorken dilim bilmez eyvâhı

Yalnızlık bazen ilaç bazen de bir yaraymış
Öyle bir uzaklık ki kapanmaz bir araymış
Otuz sene devrildi beni de peşi sıra
Ne çabuk geçti yıllar nasıl bitti ne ara
Ah ederek ağladım alev alev tükendim
Külüm oldu savrulan zerre zerre üflendim
Hem yetim hem de öksüz kalmışım bir başıma
Sanki hiç büyümedim ah girdim bin yaşıma
Karaları bağladım sırdaş bildim siyâhı
Sonsuz bir Nur’da buldum selâmeti felâhı

Özlemin gölgesinde buz kesiyor bedenim
Her günüm tasa dolu hiç yok iken nedenim
Eski günler içimde saplı bir bıçak gibi
Ne zaman elim değse ıztıraptır nasîbi
Eşim dostum akrabâm savrulup gitmiş hepsi
Mesâfeler artıyor böyle miydi öncesi
Ellerimi uzatsam varıyorum serâba
Bir toz zerresi gibi karışırım türâba
Teslimi silah ettim düştü gönül cenâhı
Hâletirûhiyyemin yok târifi îzâhı

Eski evime gitmek eşiğine yüz sürmek
Kabilse Naz Ana’mın gül ağacını görmek
Yanık sesli babamın sekisinde oturmak
Uzun hava türküde yetim kalbi doyurmak
Yemyeşil bahçesini seyre dalıp dinlemek
Şimdi boş vîrânede inim inim inlemek
Ana baba mevsimi yazı geçti güz kaldı
Horantamız dağıldı ferden ferdâ azaldı
İbâdet neşvesiydi kudsî baba dergâhı
Muhabbeti sohbeti dağıtırdı günâhı

Sönmüş baba ocağı tütmez olmuş bacası
Kapısı zırzalanmış paslı demir kancası
Gözümde hâtıralar tutulmamış güncesi
Duman tüter başımda gündüzün her gecesi
Anamın pembe gülü solmuş tâze goncası
Bir yâd-ı cemil kaldı bir anamın ricâsı
Babamın duâsına her dâim mazhar oldum
Sıcak tebessümünde kış iken bahar oldum
Eskimeyen eskiler kesmez selâm sabâhı
Eller öptüm hayâlen ulvî bayram sabâhı
*