Ahmet Saim / Rüya

Allah’ım, sen her gece ruhları ten tuzağından azad eder, onları dünyaya ait işlerden, hâtıralardan kurtarırsın. Ruhlar, her gece ten kafesinden kurtulurlar da kimsenin hükmü altında bulunmayan, kimseye hükmetmeden hürriyete kavuşurlar. Zindandaki mahpuslar, gece uyuyunca, zindanda bulunduklarından habersizdirler. Yüksek mevkilerde bulunanlar da refah içinde yaşayan mutlu kişiler de uykuya dalınca her şeylerini kaybederler. Uykuda ne gam ne kazanmak ne de kaybetmek endişesi vardır. Ne de şunun bunun hayâli vardır. Halkın canları, nedeni, niçini olmayan bir sahraya (ruhlar âlemine) gider. Ruhları ruhlar âleminde, bedenleri de yattıkları yerde istirahat eder. Sonra ilahî bir ikramla, bütün ruhları tekrar ten tuzaklarına getirir, onları iyi ve âdil insan olmaya davet eder. Vakit geldiğinde seherin nuru görünür, felek akbabası altın kanatlarını çırpar, sabah olur, güneş doğar. Sabahın yaratıcısı olan Allah, İsrafil gibi bütün ruhları alır o ülkeden, ruhlar âleminden şu görünen âleme, sûret âlemine getirir. Etrafa dağılmış, yayılmış olan ruhları beden ile bağlar. Böylece bedenleri tekrar ruhlara hâmile yapar, gebe bırakır. Geceleri insanlar uykuya dalınca can atlarının beden eğerlerini soyar alır. “Uyku, ölümün kardeşidir” hadisinin sırrı budur.
Böyle diyor Hazreti Mevlâna, Eşsiz eseri Mesnevi’de…
Bu yazıda biraz da riske girerek “rüya” konusunu ele almaya çalışacağız. Bu konuda ahkam kesmek haddimize olmadığından, konunun etrafından dolaşıp tüm açılardan inceleyip, tefekkürü sizlere bırakacağız desek daha doğru olur.
Bilim adamları uykuyu; “sinir sistemi ve beyin dahil tüm sistemlerin çalıştığı, sadece duyulardan gelen algıların belli tehlike eşikleri geçildiğinde açılmak üzere kapatıldığı hal” olarak tanımlıyorlar. Yani uyku aslında bir bilinçsizlik hali olmaktan çok, beynin bir kenara çekilerek gün içi deneyimlediklerini temize çektiği bir aktif dinlenme hali olarak tanımlanabilir. Bu temize çekme sırasında beyin, bir duyguyla veya bir duyuyla ilişkilendirdiği şeyleri kalıcı hafızaya alırken diğerlerini geçici hafızaya yolluyor ya da siliyor. Mesela o gün öğlen bir et yemeği yediğimizi düşünelim. Eğer yemeği yiyip kalktıysak beyin ertesi gün o yemeği ve hatta ne yediğimizi hafızaya kaydetmiyor. Ama yemeğin sunuş şekli, kokusu, lezzeti ya da ödediğimiz hesap miktarı bizde bir duygu uyandırdıysa, bu duygunun derecesine göre hafızamıza kayıt yapılıyor.
En basit manasıyla “uykuda görülen imgeler” ifadesi ile tanımlanan rüya, Batılı bilginlere göre gün içerisinde karşılaştığımız olayların bilinçaltında büründüğü hal, Doğulu bilginlere göreyse daha çok ilahi ve uyarıcı bir mesaj, insanın ruhu ile gördüğü ve aklı ile idrak ettiği bir olay ya da uykuda misal âlemini seyreden ruhun gördükleridir.
Dünyadaki her insan – hatırlasa da hatırlamasa da – mutlaka rüya görür. Rüya uykunun REM (Rapid Eye Movie- Hızlı göz hareketi) aşamasında görülür. Gecede 4-6 arası rüya görmek mümkündür. Bu rüya sırasında göz kapakları kapalı olduğu halde, gözler çok hızlı hareket eder ve vücuttaki tüm kaslar neredeyse felç haldedir. Bu aşamada beyin rüya görürken vücut; bağışıklık hücrelerini, organları, kemikleri ve dokuyu yeniler. REM aşaması uykunun sonlarına doğru en derin safhada gerçekleştiğinden gecede 2-3 saat uyuyan bir kişi bu yenilenme aşamasından mahrum kalır.
Bilim adamları gözlemleyip deneyimleyemediği rüya olgusuna temkinli yaklaşırken, rüyada görülen herşeyin; o güne kadar biriktirdiğimiz olayların yansıması veya psikolojimizin etkileri olarak değerlendirmişlerdir. Bir sorunu bir problemi düşünerek yattığımızda beynin gece boyu uykudayken dahi bu problemle uğraşarak sabah uyandığımızda problemin çözümünün akla gelebileceğini deneyimlemişlerdir. Rüya tabirini ve gelecekten haber vermesi ihtimalini ise tamamen reddetmektedirler.
Öte yandan ünlü Bilim Adamı Carl Sagan’ın dediği gibi “Kanıtın yokluğu, yokluğun kanıtı değildir.”
İslam alimleri ve düşünürlerine göre ise insanın gayb alemiyle tek bağlantısı rüyalardır. Sufiler rüyayı uykuda misal alemini seyreden ruhun gördüklerini uyanınca hatırlaması şeklinde açıklamaktadır. Gazzali rüyayı, uykuda insan ruhu ile levh-i mahfuz arasındaki perdenin kalkmasıyla levhte yazılı olan şeylerin bazısının insan kalbine yansıması olarak açıklar. İbn Haldun’a göre rüya, uykuda insan ruhunun manalar alemine dalması sonucunda gaipten kendisine akseden varlıklara ait şekil ve suretleri bir anda görmesinden ibarettir.
Dini literatürde üç çeşit rüyadan söz edilir. 1. Rahmani rüya. İnsanın metafizik alemle olan ilişkisi ve oradan aldığı müjdeleyici bilgi ve işaretler anlamına gelir. 2. Şeytani rüya. Şeytanın aldatma, vesvese ve korkutmalarıyla meydana gelen karışık hayaller, düşler, telkinlerdir. Bunların anlatılması ve yorumlanması tavsiye edilmemiştir. 3. Nefsani rüya. Nefsin hayal ve kuruntuları, uyku esnasındaki dış etkiler ve günlük meşgalelere ilişkin rüyalardır.
Aslında burada görüldüğü gibi pozitifist yaklaşımı savunanlar rüyaları sadece 3. Tip rüya üzerinden değerlendirirken, İslam alimleri konuyu 5 duyunun algıları dışında da ele almışlardır. Hz. Muhammet’in ilk vahiyleri rüya yolu ile alması 1. Tip rüyaya en güzel örnektir.
Rüya tabir etmek, yorumlamak, rüyada görülen imgelerden, olaylardan, renklerden anlam çıkarmak geçmişten günümüze çok rağbet edilen, üzerine ciltlerce kitaplar yazılan, aslında üzerine sohbet etmesi de keyifli bulunan bir konudur. Yalnız burada dikkat edilmesi gereken, rüyanın tipi ve yorumlayan kişinin ehliyeti, ruh hali ve size olan hissiyatıdır. Mekanizmasını şu anki algı seviyemizle anlayamadığımız bir şekilde bir düşünceyi, bir niyeti düşünmek, kurgulamak, tefekkür etmek ile onu sese çevirmek, söze çevirmek farklı sonuçlar doğurabilmektedir.
Aslında “söz tohumdur”, ağızdan çıktığı anda, bir dua bir istek haline dönüşüp kaderi etkileme, geleceği şekillendirme gücü olduğu söylenmektedir. Kur’an-ı Kerim’de bahsedilen Hz. Yusuf ve zindandaki 2 adam kıssası bu duruma işaret eder. Bazı alimlere göre görülen rüya kişiye gelecekle ilgili işaretler veriyor olmasından öte, söze dökerek yorumlayan kişinin niyeti, akibeti şekillendirebilir.
Rüya üzerine henüz anlayamadığımız konular bahsetmekle bitmez. Örneğin “istihareye yatmak” yani kararsız kalınan bir durum veya merak edilen bir konunun nasıl sonuçlanacağına dair öngörüye sahip olmak için ipuçları almak amacıyla bilinçli olarak niyet ederek uykuya yatmak ve gerçekten rüyada cevap niteliğinde rüyalar görmek de bunlardan biridir. Konu Levh-i Mahfuzdaki perdelerin kalkıp muhtemel kaderlerden bazısının görülebildiğine yorumlanabileceği gibi, beynin meşgul olunan konu ile ilgili uyurken olasılık hesapları yaptığı ve verilmeye niyetli olunan veya en mantıklı olan seçeneği işaret eden imgeleri hayal ettirdiği de savunulabilir.
Bu anlamda bir diğer konu da Lucid rüya/Bilinçli rüya konusudur. Kimi insanların rüyalarını yönlendirebildiği, kötü bir rüya görürken istediği an uyanabildiği, rüyanın gidişatına etki edebildiği, hatta rüyada olduğunu sürekli fark edebildiğine dair örnekler oldukça fazladır.
Uyku ve rüya konusu insanlığın varoluşundan beri ilgi çekmiştir ve çekmeye de devam edecektir. İnsan bedeni bu dünyada fiziki olarak kısıtlara sahiptir, hızı kısıtlı, davranışları yapabilecekleri kısıtlıdır. Ekstra bir teknoloji olmadan uçamaz, dalamaz, zıplayamaz, sesini uzaklara duyuramaz, uzakları göremez. Oysa rüyada yapabilecekleri sınırsızdır. Vücudunu sınırsız kullanabileceği gibi, vücudunun şekli de normların dışına çıkabilir, eli ayağı konuşabilir, hatta vücudu başka bir canlıya veya varlığa dönüşebilir.
Örneğin fiziksel bir özrü olan bir kişi için rüyada sınırsızca bu fiziksel organını kullanabiliyor olmanın zevkini hayal edebilir miyiz?
Öte yandan Vahiy bittiği halde, manevi alemle irtibat kurabiliyor olmanın ihtimali bile sizleri de heyecanlandırmıyor mu?
Konuyu meşhur bir paradoks ile bitirelim; Bir adam rüyasında kelebek olduğunu görmüş. Uyandığında kendine şu soruyu sormuş: Ben rüyasında kelebek olduğunu gören bir insan mıyım? Yoksa rüyasında insan olduğunu gören bir kelebek miyim?
Bu paradoks fazla naif geldi ise beynimize fazla mesai yaptıracak 2 cümle daha ekleyelim
“Alem, tabir edilmesi gereken bir rüyadır” İbn Arabi
“İnsanlar uykudadır, öldüklerinde uyanırlar” Hazreti Muhammed (SAV)
*