Havva Albayrak / Turgut Reis (devamı 2)

Havva Albayrak / Turgut Reis (devamı 2)

Turgut takriben 890 sene-i hicriyesinde İzmir’in Menteşe sancağı dâhilinde Seroluz nahiyesine mensup bir karyede yaşayan Veli ismindeki bir çiftçinin sulbünden tevellüd etmiştir [2]

Bazı fevkalade ruhlar vardır ki: Onları muhat oldukları ufukların muhteviyat-ı mu’tâdesi tatmin ve telziz eyleyemez. Onların mahiyet-i hilkatlerinde doğdukları seviyeden çok âli bir seviyede can vermeye kendilerini sevk eden hitabe-i itila daima tanin-endaz olur. Bunların ekserisi babalarının kış gecelerini rahatça önünde ve aileleri ile muhat geçirdikleri kış ocağının gürültüsü veyahut bir hayat-ı mutade ve asudenin cereyan-ı sakiti katiyen tesrir edemez. Onlar hayat-ı umumiyenin velvelelerine karışmak,

—————–

[1] Bu satırlar Tales of Battles by Land the and sea yani (muharebat-ı beriyye ve bahriye hikâyeleri) nam-ı İngilizce eserinden me’huzdur.

[2] Elhamdülillah Frenk müverrihleri kahraman Turgut’umuzun Olsun Türk olduğunu inkâr edebilmek cesaretinde bulunmamışlardır. (Leyen-Pol) bile istidad-ı kavmiyetimizden intikam alır gibi (arkadaşlarının birçoklarının aslına muhalif olarak ana ve babası İslam idi) demektedir.

21

Mübareze- gâh-ı beşeriyette muzaffer olmaya çalışmak emeliyle emel har ve ateşiniyle halk olunmuştur.

Turgut işte böyle ruhlardan birine sahip idi. İçtihad ve mübarezenin her nevine hahişger, mehalikle memzüc şan-ı galibiyete ezelden meftun bir ruh…

 Ve tabiat böyle bir ruha yakışacak cisimle onu bir cihetten daha teşvik ediyordu. Latif ve kahramanlar yetiştirmiş, yetiştirmekte bulunmuş olan bir iklimin, bir memleketin evladına verebileceği bütün zindegi-i vücut, kemal-i sıhhat, bi-pervai ve şetaret onda maa-z-ziyade mevcut idi. Ta çocukluğundan beri güreşmek, ok atmak gibi riyazet-i bedeniye ait meşagil onun başlıca merakını terkip ediyordu. Çocukta pederinin, ailesinin mutarrid, oldukça ızdırab-aver ve başladığı gibi bitmeye mahkûm hayat-ı cariyesine karşı ateşin bir kanaatsizlik vardı. Filhakika bu müstakbel kahramanını ana, baba yurdundan ayırmayı icap eden vakayı’-ı hususiyeye teferruatıyla vakıf değiliz. Lakin bütün bu söylediklerimiz kahramanımızın vakayı’ ve icraat-ı müteahhıresinden dahi istintaç olunabilir. Osmanlı tarihlerinde mumaileyhin kaç yaşında baba ocağını terk ettiğine dair malumat-ı katiye yoktur. Ancak

22

Avrupalılar henüz on iki yaşında bir çocuk iken saha-i sergüzeşt-i müstesnasına girdiğini söylerler. [1]

Yine bazı Avrupa tarihleri Turgut’un iradesine sahip olur olmaz Osmanlı donanmasına girdiğini ve orada mürur-ı zamanla en mahir topçu ve kılavuz olduğu iddia ediyorlar. [2]

Tarih-i tevellüdünü Amerika kıtasının tarih-i keşfiyle beraber addeyleyeceğimiz Turgut [3], bizim müverrihlerimize nazaran daha genç iken İzmir ve Aydın yalıları yiğitlerinin teçhiz ettikleri (levent) yani korsan sefaininde birine girmiş ve gitgide maharet-i bahriye ve şecaat-i fevkaladesiyle temeyyüz ederek bir tekne reisi olmuştur.

Turgut’un bu maharet ve şöhreti hususiyle denizcilik ve topçulukta arkadaşları içinde tefevvukî iktisabı herhalde yirmi

—————–

[1]Tales of Battles by Land and the Sea (Beriyye ve Bahriyye Muharebelerinden Hikâyeler).

[2] Bâlâdaki me’hazımız ile beraber (Liyen Pol) dahi Turgut’un ilk sinin-i hizmetinin donanmada mürur ettiğini yazıyorsa da (Kâtip Çelebi) mumaileyhin doğrudan doğruya (levent) yani korsanlık sülüğüne girdiğini söylüyor: “Derya levendine karışıp şecaatle iştihar bulmağın…”

(Tuhfetü’l Kibarü fi Esfarü’l Bihar_ sayfa 319)

[3] Amerika (591) de keşfolunmuştur.

23

Yirmi iki yaşından evvel olamayacağı aşikâr olmakla kahramanımızın tarik-i mukadderatını ayırır bir akıl u karar bir maksat takibine başlaması da 915 tarihlerine müsadif bulunması icap eder.

910 ve 915 tarih-i hicrileri mabeyni Osmanlıların bilhassa Karaman ve İzmir sevahili ahalisinin denizler üzerinde taharri-i sergüzeşt iştiyakıyla mümted bir devre-i teyakkuza girdikleri zamana müsadiftir. Biraz evvel yine Karaman sevahilinden neş’et eden Kemal Reis, Osmanlı donanmasının riyaset-i maneviyesine geçmiş henüz Akdeniz’in suları vücud-ı meyyiti üzerine müebbeden kapanmıştı. Midilli yalılarından ayrılıp hava-i cihada badban-ı güşa olmuş, Barbarosa kardeşlerin, Oruçların ve Hızır’ın avaze-i galibiyet ve kahramanisi ta Berberiye yalılarından Anadolu kıyılarına aksediyor. Kendine güvenen vatandaşları kendilerine iltihaka davet ediyordu. Mahuf korsan Aydın Reis, İzmirli Sinan Reis, Fedakâr Salih Reis, Kurdoğlu Muslihuddin Reis, bunların hepsi maiyetlerindeki levent filolarıyla kendi sularını İspanyollara, İtalyanlara, Fransızlara, Sicilyateynlere, Venediklilere dar etmişlerdi. Bir müddet sonra (Rodos)un zabtı da mukabil Anadolu sevahil ahalisini bir ruh-i teşebbüsle canlandırmış, Hıristiyanlığın bu ileri karakolunun

24

O mühim noktadan tardı sevahil-i Bahr-i Sefid ahalisinin temayülat-ı bahriyelerine bir inkişaf-ı tam vermiş idi.

Turgut, işte böyle bir hava-i cuşan içinde hayatının bahr-i mevvacına yelken kaldırmış, o asra göre en büyük ve kıymettar meziyyat-ı harbiye ve mellahiyeyi kazanarak temayüz etmiş idi. Lakin ne olursa olsun kendisini demir bir pençenin zapt etmekte olduğunu hissetmekte idi. Başkasının malı olan bir gemide bulunmak ve başkalarının emri altında çalışmak bütün harekât-ı müstakbelesinden anlaşılacağı vecihle Turgut için hürriyet-i kat’iye en istenilen bir şey idi. O düşünüyordu ki kaza ve belası kendisinden mesul bir teknesi olsa onunla herkesin tasavvur bile etmediği birçok fırsatlardan istifade edecek, o tek sefine ile on gemilik iş görecekti. Binaenaleyh en ziyade gayret ettiği husus, tekne edinebilmek için lazım gelen parayı biriktirmek oldu. Ve her anı gaza ve gâretle geçen biraz müddet bu paranın kısm-ı a’zamını biriktirmeye kifayet etmiş olduğundan bir aralık bir levent

[korsan]

sefinesinin hissesine sahip olmuştu.

O zamanın tabir-i marufunca küffar yakasına geçti ve efkârı kadar geniş olan Bahrisefid’in dalgaları arasında heme an yeni bir mühlikeye atılarak ve her atıldığı mühlikeden sağ salim çıktıkça

25

Talihe nefsine olan itimadı ziyadeleşerek dolaşmaya başladı. Müteaddit defalar İtalya ve Sicilya sevahilindeki kasabaları yağma ve ihrak etmişti. Bu seyrüseferi levendane esnasında bir kadırga zapt etmiş olduğundan hemen ortaklı tekneyi terk ederek bu mülk-i sarihine atıldı. Yanında kendisinin şecaatine muamelesine meftun olan yüz elli kadar Türk korsanı varsa da kadırganın küreklerini çekecek adamları (forsaları) yok idi. Binaenaleyh, Turgut ile rüfekası bu boş oturakları dolduracak kadar üsera-i Hıristiyaniye elde edene kadar kendi küreklerine kendileri oturmaya  mecbur oldular. Bu müşkül hale bir ayak evvel nihayet vermek lazım geliyordu. Kendini ancak şimdi müstakil bir reis addeyleyen Turgut, yeni gemisinin pruvasını Sicilya’ya çevirdi. Ve birkaç balıkçı karyesi basarak istediği kadar kuvvetli ve çok kürekçiler tedarik eyledi.

İşte asıl şimdi korsan için nihayetsiz bir faaliyet devresi açılmış bulunuyordu. Nil nehri munsabından itibaren ta Cebelitarık Boğazı’na kadar bütün Avrupa, Afrika sevahilini, koyları, körfezleri, adalarına ki bir zuhur-i fırtına şiddet ve süratiyle dolaşıyor, münasip zamanlarda hatta en müstahkem şehir-

26

 lere bile sataşarak önüne gelen Hıristiyan sefainini bila istisna zapt ve gârat ediyordu.

Aynı zamanda Turgut, eline geçen emvali, nukûdu israf etmekte değil idi. Kuvve-i bahriyesini tezyid etmek için çalışıyordu. Ve işte bu gayret neticesinde artık Akdeniz’de yirmi kadırga ve kaliteden ibaret bir filo ile dolaşmaya başlamıştı. Şöhreti, şecaati ihsas eylediği dehşet, dost-düşman arasında yayılmış, bütün Türk korsanları, levent kaptanları onun sancağı altında dövüşmeyi medarı mübahat addeylemeye başlamışlardı.

Bu fevkalade adamın hayatı bin türlü vakayı’ ile meşhûn olduğu halde ahval-i ibtidaiyesine ait maatteessüf pek az malumata sahibiz. Yalnız, şurası muhakkaktır ki Turgut dahi bütün Osmanlı meşahir-i bahriyyunu gibi o esnalarda Cezayir’de yerleşmiş olan Hayrettin Barbarosa’yı kendisinin reisi, pîri tanımış, Cezayir’e giderek onunla teşriki mesai etmiş idi. Hayrettin Barbarosa bu kıymettar gemiciye son derece riayetkarane muamele etmekte, Turgut’un cesaret ve hamiyet-i müfritesi, meslekte mahareti, isabet-i fikir ve sürat-i intikali, alelhusus koca Akdeniz’in her köşesini gözü kapalı gemi gezdirecek derecede iyi bilmesi onu en muktedir muavini addeylemesine sebep olmakta

27

Bulunmuş idi. Nazar-ı dikkati celp eder ki, Hayrettin Barbarosa gibi meşhur-i cihan bir amiral kendisinden on sekiz yirmi yaş genç olan bu kahraman için divanında umuma karşı “Turgut benden ileridir”, itirafıyla mediha-han olmuştu.

Turgut Reis Dragut The Corsair (devamı) Günümüz Türkçesi (2)

Turgut yaklaşık hicri 890 yılında İzmir’in Menteşe sancağında Seroluz’a bağlı bir köyde yaşayan Veli ismindeki bir çiftçinin oğludur. Bu satırlar Tales of Battles by Land the and Sea yani (Kara ve Deniz Savaşlarından Hikâyeler) adlı İngilizce eserinden alıntıdır. Elhamdülillah Avrupalı tarihçiler kahraman Turgut’umuzun Türk olduğunu inkâr edebilmek cesaretinde bulunmamışlardır. (Leyen-Pol) bile milliyetçiliğimizden intikam alır gibi (arkadaşlarının birçoklarının aslına muhalif olarak ana ve babası Müslümandı) demektedir.

Bazı olağanüstü ruhlar vardır. Onları, çevrili oldukları ufukların alışılagelmiş sıradanlığı tatmin ve mutlu edemez. Onların yaradılış hakikatlerinde kendilerini doğdukları seviyeden çok daha yüksek seviyelerde can vermeye sevk eden yüce bir ses daima çınlar. Bunların çoğunu babalarının kış gecelerini rahatça önünde ve aileleri ile birlikte geçirdikleri kış ocağının gürültüsü ya da sıradan huzurlu bir hayatın sakin gidişatı mutlu edemez.  Onlar, genel hayatın velvelelerine karışmak, [21] İnsanlığın savaş meydanında zafer kazanmak arzusu ve ateşiyle yaratılmıştır.

Turgut, işte böyle bir ruha sahipti. Kavga ve mücadelenin her türlüsüne arzulu, tehlikelerle dolu şanlı galibiyetlere ezelden tutkun bir ruh…

Ve tabiat böyle ruha yakışacak bir bedenle onu bir yönden daha teşvik ediyordu. Kahramanlar yetiştirmiş, yetiştirmekte olan hoş bir iklimin, bir memleketin evladına verebileceği bütün vücut zindeliği, sağlığı, korkusuzluğu ve kurnazlığı onda fazlasıyla mevcuttu. Küçüklüğünden beri güreşmek, ok atmak gibi bedensel esneklik ve beceri gerektiren uğraşlar onun başlıca merakını oluşturuyordu. Çocukken ailesinin tekdüze, oldukça buhranlı ve başladığı gibi bitmeye mahkûm olan hayat tarzına karşı şiddetli bir hoşnutsuzluk duyuyordu. Doğrusu geleceğin bu kahramanının ana, baba yurdundan ayılmasına sebep olan özel durumlara ayrıntısıyla vakıf değiliz. Lakin bütün bu söylediklerimiz kahramanımızın daha sonraki icraatlarından anlaşılabilir. Osmanlı tarihlerinde Turgut’un kaç yaşında baba ocağını terk ettiğine dair kesin bir bilgi yoktur. Ancak [22] Avrupalılar henüz on iki yaşında bir çocuk iken maceraya atıldığını söylerler.

Yine bazı Avrupa tarihleri Turgut’un akli ve iradi olgunluğa erişir erişmez Osmanlı donanmasına girdiğini ve orada zamanla usta bir topçu ve kılavuz olduğunu iddia ediyorlar. Yukarıda bahsettiğimiz kaynak eserle beraber Liyen Pol de Turgut’un ilk hizmet yıllarının donanmada geçtiğini yazıyorsa da Kâtip Çelebi, kendisinin direk levent yani korsanlık sülüğüne girdiğini söylüyor. “Derya levendine karışıp şecaatle iştihar bulmağın…”(deniz korsanına karışıp yiğitlik ve cesaretiyle şöhret bulan…)

Doğum tarihini Amerika kıtasının keşif tarihiyle aynı sayabileceğimiz Turgut, bizim tarihçilerimize göre daha genç iken İzmir ve Aydın kıyılarındaki yiğitlerin donattığı, levent (korsan) gemilerinden birine girmiş ve denizcilik hünerleri ve olağanüstü cesaretiyle gitgide kendini göstererek bir tekne reisi olmuştur.

Turgut’un bu maharet ve şöhreti, özellikle de denizcilik ve topçulukta arkadaşları arasında üstünlük kazanması herhalde yirmi [23] iki yaşından önce olamayacağı aşikârdır. Dolayısıyla kahramanımızın geleceğiyle ilgili karar verme olgunluğuna ererek amacına uygun bir yol izlemeye başlaması da 915 tarihlerine rastlasa gerek.

 Hicri 910-915 tarihleri arası Osmanlıların bilhassa Karaman ve İzmir kıyı halkının denizler üzerinde macera arayışıyla geçen bir uyanış dönemine denk gelmektedir.  Kısa zaman öncesinde yine Karaman sahillerinde yetişen Kemal Reis, Osmanlı donanmasının manevi reisliğine geçmiş, Akdeniz’in suları cansız bedenine ebediyen henüz kapanmıştı. Midilli kıyılarından ayrılıp cihada yelken açmış, Barbaros kardeşlerin, Oruçların, Hızır’ın galibiyet ve kahramanlık naraları, ta Berberiye kıyılarından Anadolu kıyılarına aksediyor, kendine güvenen vatandaşları aralarına katılmaya davet ediyordu. Korkunç korsan, Aydın Reis, İzmirli Sinan Reis, Fedakâr Salih Reis, Kurdoğlu Muslihuddin Reis, bunların hepsi emirlerindeki korsan filolarıyla kendi sularını İspanyollara, İtalyanlara, Fransızlara, Sicilyateynlere (İki Sicilya Krallığı), Venediklilere dar etmişlerdi. Bir müddet sonra Rodos’un fethi de Anadolu karşısında bulunan sahil halkını bir ihtilal ruhuyla canlandırmış, Hıristiyanlığın bu ileri karakolunun [24] O mühim noktadan uzaklaştırılması Akdeniz kıyı halkının denizciliğe olan sevgi ve meylini ortaya çıkarmıştı.  

Turgut, işte böyle coşkulu bir hava içinde hayat denizinin dalgalarına yelken kaldırmıştı. O asrın en büyük, en kıymetli savaş ve kaptanlık meziyetlerini sergileyerek diğerleri arasından sivrilmişti. Fakat nedense kendini demir bir pençenin zapt ettiğini hissediyordu. Başkasının malı olan bir gemide bulunmak ve başkalarının emri altında çalışmak onun için çok zordu.  İlerleyen zamanlardaki davranış ve hareketlerinden de anlaşılacağı üzere özgür olmak Turgut’un en büyük tutkusuydu. O düşünüyordu ki kaza ve belası kendi sorumluluğunda bir teknesi olsa onunla herkesin hayal bile etmediği birçok fırsatı değerlendirecek, o tek gemi ile on gemilik iş görecekti. Bundan dolayı, tekne sahibi olabilmek için gereken parayı biriktirmek adına büyük gayret gösterdi. Her anı gaza ve akınlarla geçen bir süre bu paranın büyük kısmını biriktirmeye yeterli gelmişti. Sonunda bir korsan gemisinin hissesine sahip olmuştu.

O zamanın bilinen tabiriyle küffar yakasına geçti. Düşünceleri kadar engin olan, Akdeniz’in dalgaları arasında her an yeni bir tehlikeye atıldı. Her birinden sağ salim çıktıkça [25] Talihe ve kendine olan güveni artarak dolaşmaya başladı. Birçok defa İtalya ve Sicilya kıyılarındaki kasabaları yağmalayıp ateşe verdi. Bu korsan seferleri sırasında bir kadırga ele geçirdi. Hemen ortak olduğu tekneyi bırakıp sadece kendine ait olan bu tekneye geçti. Yanında kendisinin mertliğine yiğitliğine ve davranışlarına hayran olan yüz elli kadar Türk korsanı vardı. Fakat kadırganın küreklerini çekecek adamları (forsaları) yoktu. Dolayısıyla Turgut ile arkadaşları bu boş oturakları dolduracak miktarda Hıristiyan esir toplayana kadar kendi küreklerine kendileri oturmaya mecbur kaldılar. Bu zor duruma bir an önce son vermek gerekiyordu. Kendini anca şimdi bağımsız bir reis olarak gören Turgut, yeni gemisinin pruvasını Sicilya’ya çevirdi. Birkaç balıkçı köyü basarak istediği kadar sayıda ve güçte kürekçi temin etti.

İşte asıl şimdi korsan için sınırsız bir faaliyet dönemi başlamış oluyordu. Nil nehrinin denize karıştığı yerden itibaren ta Cebelitarık Boğazı’na kadar bütün Avrupa, Afrika sahilini, koyları, körfezleri, adaları bir fırtına şiddet ve süratiyle dolaşıyordu. Uygun zamanlarda hatta en müstahkem şehirlere [26] bile sataşarak, istisnasız önüne gelen bütün Hıristiyan gemilerini ele geçirip yağmalıyordu.

Aynı zamanda Turgut, eline geçen malları ve paraları israf etmiyor denizdeki gücünü artırmaya çalışıyordu. İşte bu gayretin neticesinde artık Akdeniz’de yirmi kadırga ve kaliteden ibaret bir filo ile dolaşmaya başlamıştı. Şöhreti, yiğitliği, hissettirdiği dehşet, dost-düşman arasında yayılmış, bütün Türk korsanları, korsan kaptanları onun sancağı altında dövüşmekten iftihar duymaya başlamışlardı.

Bu olağanüstü adamın hayatı, bin türlü olayla dolu olduğu halde ilk dönemlerine ait maalesef pek az bilgiye sahibiz. Yalnız, şurası muhakkaktır. Turgut da diğer meşhur Osmanlı denizcileri gibi o dönemde Cezayir’de bulunan Barbaros Hayrettin’i kendisinin reisi, piri olarak tanımış, Cezayir’e giderek onunla birlikte çalışmıştı. Barbaros Hayrettin bu değerli gemiciye son derece saygılı davranıyordu. Turgut’un üstün cesaret ve hamiyeti, mesleğindeki mahareti, isabetli düşünüp, hızlı kavraması, hele de koca Akdeniz’in her köşesini gözü kapalı gemi gezdirecek derecede iyi bilmesi, onu en güçlü yardımcısı olarak görmesine sebep olmuştu. [27] Dikkati çeken bir husus da şudur. Barbaros Hayrettin gibi dünyaca ünlü bir amiral kendisinden on sekiz yirmi yaş genç olan bu kahraman için meclisinde herkese karşı “Turgut benden ileridir” diye, itiraf ederek övgüde bulunmuştur.

*