Yunus Emre / Erdoğan Muradoğlu

Klâsiklere Yolculuk-4

YUNUS EMRE (1240?-1320?): BİR ALLAH DOSTUNDAN ÇAĞLAR SONRASINA MEKTUP

Erdoğan MURATOĞLU

Yunus Emre, sırlara saklanmış bir gönül dostu… Bundan dolayı nerede, ne zaman doğduğu bilinmemekte… Hayatının seyri hakkında elimizde bulunan bilgiler hikâyeleşmiş durumda… “Evli mi, bekâr mı?” veya “Çocuğu var mı, yok mu?” sorularının cevapları net bir şekilde verilememekte… Velhasıl kendi şahsiyetini olabildiğince gizleyerek “Lâ-Edrî: Bilinmeyen” olmuş bir gönül dostu…

Yunus adının geniş bir coğrafyada çağlar boyunca unutulmaması, O’nun yüce gönüllü olması ve söylediklerini sadece Allah rızası için terennüm etmesiyle mümkün olmuştur. Yani Yunus, sadece 13.-14. Yüzyıla damgasını vurmamış, duruşuyla tüm çağları etkilemiş bir şahsiyettir.

Yunus hesaplı-kitaplı düşünerek şiir söyleyen bir isim değil. O, bilhassa Allah’a teslimiyetin ve Hz. Peygambere ümmet olmanın zevkini tatmış, kendini bu uğurda feda ederek bilinmezlere karışmış yüce bir gönül dostudur. Bunun sayesindedir ki, gönlü hızlı akan bir ırmağa dönüşmüş ve bizleri bu arı duru ırmakla beslemiştir. Bizleri beslerken de hiçbir dünyevi hesap gözetmemiş sadece Allah için hareket etmiştir.

O’nun şiirlerinde en başat konu, Allah’a hakkıyla kul olma, diğer bir ifadeyle Allah’a kayıtsız şartsız teslimiyettir. Yunus bilir ki Allah kul olmayan ne kadar kişi-nesne-nebatat-hayvanat vb. şey varsa onların kulu-kölesi olur. Bundan dolayı Yunus sadece ve sadece Allah’a kul olmayı kendi için ve diğer kişiler için mesele edinir. Ne kadar insan varsa herkesi Allah’a kul olmaya çağırır. Bir beytinde şöyle seslenmek bize Yunus:      “Öldüren ol dirgüren ol Yûnus imdi Hakk’ıla ol                / Hak’dan artuk hîç kimesne yok nesneyi var eylemez (112-7)”

Yunus yaşadığı çağın bir fotoğrafçısı gibidir aynı zamanda. Dönemin zenginlerinin-fakirlerinin, havassının-avamının, âliminin-cahilinin, güçlüsünün-zayıfının, dervişinin-asisinin, güzelinin-çirkininin dolayısıyla tüm insan tiplerinin her birine ait çeşit çeşit fotoğraflar bulunmakta Yunus’un şiirlerinde. Bu insan tipleri arasında iğneyi en şiddetli şekilde batırdıkları hiç kuşkusuz derviş kılık kıyafetine bürünüp heva ve hevesinin peşinde koşanlar olmuştur. Şöyle seslenir bu tiplere şair: “Dakındum şeyhlik adın kodum ma’şûk tâ‘atın  /  Virdüm nefsün murâdın kanı Hakk’ıla bâzâr (42-8)”

Yunus Emre şiirlerinde yaklaşık sekiz asır geçmesine rağmen sanki bu çağın insanına sesleniyormuş gibidir. Türkçenin en duru söyleyişini O’nun şiirlerinde buluruz. Şiirlerindeki Türkçe coşkun akan bir nehir özelliği gösterir. İşte bu özellik dolayısıyladır ki Türkçe ŞİİR DİLİ olmayı başarmıştır. Hem berrak hem de etkileyici, gönlün derinliklerinden çıkan samimi söyleyiş, şiirimizin temelini oluşturmuştur. On üçüncü yüzyıldan, yirmi birinci yüzyıla dek ulaşan Yunus şiiri bize samimiyetin, saflığın, duruluğun, erdemin ve güzelliğin yansımasını bize olanca berraklığıyla gösterir.  “Gelün tanşuk idelüm işi kolay tutalum / Sevelüm sevilelüm dünyâ kimseye kalmaz (103-5)”

Yunus’u anlatmak ne sayfalar dolusu kitapla, ne de saatler dolusu konuşmakla mümkündür. Yunus’un gönülden çıkan sözlerini, yine ancak gönlünü açık tutan-tutabilen kişiler anlayabilecektir. Gönlünü İlahî kitabımız Kur’an-ı Kerim’e ve Kur’an’ın mesajını değişik yollarla insanlara anlatma çabası güden eserlere açan kişileri hiç kuşkusuz geçmişten bugüne binlerce eser beklemektedir. Bu bağlamda Yunus’un şiirlerinden yaptığım seçmeyi aşağıda dikkatlerinize sunuyorum. İnşallah fazla zaman geçirmeden Yunus Divanı’nı ve “Risaletü’n-Nushiyye” adlı eserini üzerinde tefekkür ederek okuyan bireysel veya toplu okumalar başlatılır. Sadece bu tip okumalarla kalınmamalı,  söylenenler aynı zamanda bizlerin yaşantısında yer tutmalıdır. Yoksa yapılıp edilenlerin sözden öteye geçmemesi bizleri derin bir uçuruma düşmekten kurtarmaz.

Divan
Yunus Emre’nin şiirleri bu Divan’da toplanmıştır. Şiirler aruz ölçüsüyle ve hece ölçüsüyle  yazılmıştır. Ayrıca Yûnus Dîvânı’nın Fatih nüshası, Nuruosmaniye nüshası, Yahya Efendi  nüshası, Karaman nüshası, Balıkesir nüshası, Niyazi Mısrî nüshası,  Bursa nüshası olmak üzere yedi nüshası vardır. Dîvân’da 415 şiir bulunmaktadır.

Risaletü’n – Nushiyye
1307’de yazıldığı sanılmaktadır. Eser, mesnevi tarzında yazılmıştır ve 600 beyitten oluşmaktadır. Eser; dinî, tasavvufî, ahlakî bir kitaptır. “Öğütler kitabı” anlamına gelmektedir.

 

(Yunus Divanı’ndan Tadımlıklar bölümündeki şiir ve beyit numaraları Mustafa Tatçı Bey’in hazırladığı Yunus Emre Divanı esas alınarak verilmiştir.)

Yunus Divanı’ndan Tadımlıklar

Sensüz yola girürisem çârem yok adım atmaga                                                                                      Gevdemde kuvvetüm sensin başum götürüp gitmege (1-1)

‘Işk da‘vîsin kılan kişi hîç anmaya hırs u hevâ                                                                                                      ‘Işk evine girenlere ayruk ne meyl ü ne vefâ (2-1)

Yûnus seni seveliden beşâret oldı cânına                                                                                                             Her dem yeni dirlikdedür hergiz ‘ömrin eskitmeye (3-13)

Sensüz iki cihân benüm zindân görinür gözüme                                                                                                                          Senün ‘ışkunla bilişen gerek hâssü‘l-hâsdan ola (4-4)

Miskîn Yûnus zehr-i kâtil ‘ışk elinden tiryâk olur                                                                                                ‘İlm ü ‘amel zühd ü tâ’at pes ‘ışksuz helâl olmaya (5-7)

Yûnus miskîn bu ögüdi sen sana virsen yig idi                                                                                                  Bu şimdiki mahlûkâta ögüt assı kılmaz ola (6-8)

Dursam senünle dururam baksam senünle bakaram                                                                                                     Her kancaru kim yürürem gönlüm yöni senden yana (8-4)

Miskîn Yûnus erenlere tekebbür olma toprak ol                                                                                                                  Toprakda biter küllîsi gülistânı toprak bana (10-5)

Dimesün kim müselmânam Çalap emrine fermânam                                                                             Dutmazısa Hak sözini fâyide yok dînden ana (11-3)

Yaradıldı Mustafâ yüzi nûr gönli safâ                                                                                                                          Ol kıldı Hakk’a vefâ andandur ihsân bana (12-7)

‘Âşık dilin bilmeyen yâ delüdür yâ dehrî                                                                                                                                  Ben kuş dilin bilürem söyler Süleymân bana (12-9)

İy pâdişâh-ı Lem-yezel kıldum yönüm senden yana                                                                                           İş bu yüzüm karasıyla vasl isterem senden yana (14-1)

‘Aceb bu benüm cânum âzâd ola mı yâ Rab                                                                                                        Yohsa yidi Tamu’da yana kala mı yâ Rab (15-1)

Turmayup söylerem sözüm günâhuma göyner özüm                                                                              Günâhlu Yûnus’un sözin sen kabûl eylegil Çalap (16-8)

Her kim dostı severise dostdan yana gitmek gerek                                                                                             İşi güci dost olıcak cümle işden olur âzât (17-4)

Yüz yıllar hoşlugıla ‘ömrün olursa Yûnus                                                                                                           Sonucı bir nefesdür geç andan da ötdün tut (18-11)

‘Işk îmâmdur bize gönül cemâ’at                                                                                                                  Kıblemüz dost yüzi dâimdür salât (20-1)

Gâfil olma aç gözüni hâlüne bak öleni gör                                                                                                          Kürelik itme dünyede yazuklarun dileni gör (22-1)

Aldanma mâla davara kulluk eyle Hakk’a yara                                                                                                  Seviyile bile vara bâkî yoldaş olanı gör (22-6)

Yûnus bu sözleri çatar halka ma’ârifet satar                                                                                                 Kendüsi ne kadar dutar söyledügi yalanı gör (22-7)

Yûnus imdi sen Hakk’a ir dün ü gün gönlün Hakk’a vir                                                                                           Gönül gözi görmeyince bu baş gözi görmeyiser (24-5)

Yûnus sözin tak kılan görmedi münkir olan                                                                                                        ‘Ömrin zulmete salan ma’rifet yohsulıdur (25-7)

‘Âşıklarun hâlini ‘âşık olanlar bilür                                                                                                                                ‘Işk bir gizlü haznedür gizlü gerekdür esrâr (26-7)

İy ‘ışk eri aç gözüni yir yüzine kılgıl nazar

Gör bu latîf çiçekleri bezenüben Hakk’a gider (28-1)

Şer’ile hakîkatün vasfını eydem sana                                                                                                                   Şerî’at bir gemidür hakîkat deryâsıdur (29-5)

Ko ölmek endîşesin ‘âşık ölmez bâkîdür

Ölmek senün nen ola çün cânun İlâhîdür (33-1)