Editör’den / Kültürümüzün Kaynak Kodlarından Biri, Masallarımız

Televizyon yıldızı komedyenlerimizden birinin Rumeli şivesi ile anlattığı Hansel ve Gretel masalını dinlemişliğiniz var mı? Komikti, dinlerken hep güldük. Ama komikliği neresindeydi pek belli değildi.  İki kardeşin ormanda kaybolup cadının pastadan yapılmış evinde mahsur kalmalarını, sonra cadının elinden kurtulmalarını sanki Keşan’da geçmiş gibi anlatarak bilinen bir masalı yeni bir biçime sokması mıydı komik olan yoksa Rumeli şivesini başarılı bir şekilde taklit etmesi miydi?

Şive taklidi içinde hiçbir zekâ pırıltısı barındırmamasına hatta daha da fazlası makbul ve makul bir şey olmamasına rağmen nedense hep güldürür. Kürt Bekçi, Arnavut Bahçıvan, Laz takacı tiplemeleri İsmail Dümbüllü tarzı komedinin vazgeçilmezidir. Bu işin bir tarafı, diğer tarafı, bilindik bir masalın farklı bir şekilde yeniden anlatılmasıdır. Yeni dönem sinemanın fantastik ögelerle bu işi dibine kadar yapıyor olması tahlile muhtaç bir konudur.

Sinema ve televizyon dizilerinin bağımlılığını insanın hikâye dinlemeye dair fıtri bir ihtiyacı olduğu gerçeğinin üzerine inşa edebiliriz. “Tahkiye” şeklinde bir üst başlık açarsak bunun altına, bütün klasik romanları, bütün modern öyküleri, sinemayı, tiyatroyu, klip dedikleri kısa videoları, hatta çok eskiye giderek bütün mesnevileri, menkıbeleri, destanları, masalları, esatiri, mitolojiyi ve benzerlerini yerleştirebiliriz.

İnsan algısındaki gerçek ve gerçeküstü sınırının esnekliği biraz dinlenen hikâyede sıradan gerçekliğin ötesine geçmekten haz alır. Sıradan gerçekliğin ötesindeki, cadılar, devler, zalim padişahlar, korkaklar, kahramanlar, sıradan insanların kendilerinden çok güçlü düşmanları alt edebilmesi, sihir, büyü ve diğerleri caziptir. Kendine çeker. Ayrıca içinden ders çıkarmaya, ibret almaya, hayata dair bir bakış kazandırmaya da uygundur. Masallar; bu temel ihtiyacın tamamına cevap verir. Dünyanın her tarafında, her ülkenin kendine mahsus masalları yüzlerce yıldan beri bu sebepten anlatılır. Tekrarlanır. Hatta tekrarı kesmez, yeni biçimler, yeni şekiller verilerek geliştirilir.

Bizim masallarımız da böyledir.

Masallarımız kültürümüzün temel kaynaklarından biridir. Bir şey için doğru olan zıddı için de doğrudur kuralını uygulayacak olursak, cümleyi şu şekilde tornistan edebiliriz. Kültürsüzlüğümüzün, kültürel kimliksizliğimizin temel sebeplerinden biri de masallarımızdan kopuk nesiller yetişmesidir.

Kopukluk bahsi uzun, yelpaze geniş, egemen güçlerin bizi kimliksizleştirmek için geliştirdikleri ve uygulamak zorunda bıraktıkları eğitim modellerinden girer, kültür emperyalizmine geçer, batılılaşmaya ulaşır, taklitçi maymunlara sanatçı demek sapkınlığımıza varabiliriz. Konumuz bu olmadığı için buna ancak eskilerin tabiriyle gasbı kelam demek icap eder. İçtinap etmek lazım, kopukluk bahsinin içerden sebeplerinin en başta geleni sözlü gelenektir. Geçmişimizin en güzide eserlerini bu sözlü geleneğe kurban vermiş durumdayız. Masallarımız ise kurban oluşun en üst sırasındadır. Çünkü gelenekten maada bizzat kendisi sözlüdür.

Masal bahsinde birkaç kayıta göz atmak zarureti hâsıl olunca çok tuhaf şeylerle karşılaştık. Mesela;

Türkiye’de masal derlemelerine başlayan, bu işe merak saran ilk defa yabancı âlimler olmuştur. Bu işe yabancı âlimlerin el atması boşuna değildir. Çünkü bu masal derlemelerinin yapıldığı devirlerde, bizim böyle işlerle uğraşmaya ya vaktimiz yoktu, ya da lüzum görmemiştik. ‘Bizi bizden mi çalacaklar’ düşüncesine kapılarak, bildiklerimizi yarınki nesillere aktarma yolunda bunları belgelere dökememişiz.

Biz, masallarımız ve diğer folklor ürünlerimiz hakkında böyle düşünürken, yabancı âlimler, özellikle Avrupalı âlimler, masallarımızla ve diğer folklor ürünlerimizle ilgilenmeye başlamışlar ve kendi güçlerinin yettiği kadar derleme yaparak onları belgelere dökmüşler, vakit geçirmeden neşretmişlerdir.

Çünkü halk arasından derleme yapmak ve onları gelecek nesillere miras olarak bırakmak fikri, o zamanın Avrupası’nda yaygın bir fikir halindeydi. Türk masallarının derlenip basılması hakkında Saim Sakaoğlu Gümüşhane Masalları adlı eserinde aşağıdaki bilgiyi nakletmektedir:

[…Türk maslarını içine alan en eski derleme Fransa Kıralı 14.Lui’nin mütercim ve sekreteri olan M.Digeon’un eseridir. Bizim görebildiğimiz ikinci cildi, 1781 tarihini taşıyan bu eserde üç Türk masalı olmak üzere beş masal vardır. Nouveaux Turc et Arabes adlı bu eserde bazı metinler bir masal için uzun sayılabilecek hacme sahiptir. Kitaptaki 1-3-5 olanları Türk masalı olarak tanıtılmaktadır]

Daha sonra, Umay Günay doktora tezini Elazığ masalları üzerine 1973 yılında tamamlamıştır. Bu çalışma sonradan Elazığ Masalları Üzerinde İnceleme adı altında neşredilmiştir. Umay Günay ele almış olduğu masalları, V.Propp metoduna göre incelemiştir. Bu çalışmada ayrıca masalların başına AaTh ve TTV tip numaraları verilmiştir. Türkiye’de Propp metodunun ilk defa Türk masallarının bir kısmına uygulanması yönünden, Umay Günay’ın Elazığ masalları üzerine yapmış olduğu bu çalışması oldukça dikkate değer bir çalışmadır.

Ahenk Dergisi olarak yıllardır, geçmiş medeniyetimizle bugün arasında bir köprü, bir iletişim noktası oluşturma çabası içindeyiz. Bunu hem geçmişimize ecdadımıza duymamız gereken saygının gereği olduğuna inanıyoruz. Hem kültürel kimliğimizi yeniden kazanmanın başka bir yolu olmadığı düşüncesindeyiz. Hem de sanat ve kültür adına bunun bizi ne kadar zenginleştirdiğinin ne büyük katkılar sağladığının bilincindeyiz. “Laedri” imzasıyla yayınlanan masallarımız sadece masal geleneğimizi değil masalların manzum olarak söylenmesi ustalığını da sürdürmektedir.

Bu sayımızda masallarımızdan “Altı Ayaklı Kısrak” başlığıyla birine yer ayırdık.

Sağlık ve esenlik dileklerimle