Hikâye / Coşkun Yüksel / Sizden Biri Değilim

Savulun başımdan. Sizden biri değilim ben. Çoktan tükürmüşüm müesses nizamınızın tam ortasına. Kendi çamurunuzda debelenip durun, bırakın beni kendi halime. O sahte o yalan o en kutsalında bile riya dolu sosyal hayatınız sizin olsun.  Hiç bir şeyinizle, hiç birinizle ilgim alakam ilişkim yok. Doğduğunuz günden beri kümese alışması için ayağına eski ayakkabı bağlanmış tavuktan farksızsınız. Ayağınıza bağladığınız ağırlık gibi tutkularınızı saplantılarınızı müptela olduğunuz şeyleri peşinizden sürüklüyorsunuz. Aslında onların peşinden sürüklenip gitmektesiniz ve de buna yaşamak diyorsunuz. Ne yaşıyorsunuz siz?

Öylesine gömülmüşsünüz ki benliğinizin bataklığına hiçbir şeyin farkında değilsiniz. Kendiniz için yaşıyor kendiniz için gülüyor kendiniz için ağlıyorsunuz. Korku dolu içiniz. Korkunuzu bastırmak için yaptığınız her şey gülünç. İşin aslı derinlerde bir yerde her şeyin bir pamuk ipliğine bağlı olduğunu hissediyorsunuz. Var oluşunuz bile öylesine. Var olurken hiçbir etkiniz olmayan süfliyetinizin içinden nasıl böyle bir bencillik abidesi çıkarmayı başarıyorsunuz. Şaşmamak elde değil. Korkularınız ve bencilliğiniz ile varlığınızı sürdürüyorsunuz.

Ömrünüzü elde etmek için heba ettiğiniz evleriniz korkularınızdan kaçıp kurtulacağınız sığınak gibi geliyor size. İçinde mutlu bir aile tablosu var, siz de mutlu ve huzurlusunuz öyle mi? Hadi oradan! Yalanın ihanetin ikiyüzlülüğün üreyip çoğaldığı sonra bir karabasan gibi üzerinize çöktüğü, örümcek ağları aslında evleriniz. Orada ne mutlusunuz ne de kaçıp kurtulmaya cesaretiniz var. Bir oyun oynuyorsunuz hep beraber. En saf en temiz en som sevgi çocuk sevgisi değil mi? Peki, o çocukların kreşlerde, okullarda ne işi var? Kendilerini yetiştirmek geliştirmek hiç değilse bir yabancı dil öğrenmesi için mi? Yoksa başınızı biraz rahat ettirmek biraz kendi başınıza kalmak için mi? Parayla satın alınmış şefkat veriyorsunuz çocuklarınıza sonra onların nasıl size zulmeden bir canavara dönüştüğünü izliyorsunuz adım, adım. Ağzı yeteri kadar büyüdüğünde sizi yutacak bir canavar besliyorsunuz. Onun masraflarını karşılamak için dünyanın rezilliğine eyvallah deyip sineye çekiyorsunuz. Niçin?

Toplum düzeni böyle, düzen böyle kurulmuş, dağ başlarına çıkamayacağımıza göre toplum düzenine uymak aykırı düşmemek lazım. Aykırı düşmek de bir cesaret işi çünkü. Toplum düzeni dedikleri rezilliğe göz yummanın adına da uyum, diyorlar. İki eşit insanın varlığına tahammül edemeyen, her bir insanı bir diğerinin ya altına ya üstüne yerleştiren, sonra üstteki ve alttakilerin davranış şekillerini yazılı yazısız belirleyen sistemin adıdır toplum düzeni. Alttaki kimse onun omuzlarına basacaksın, üsttekinin ayaklarının altına düşen baş hizanı koruyacak veya mümkünse yerine geçmek için elinden geleni yapacaksın. Yapacağın şeyler sınırlı aslında çünkü başın üsttekinin ayakları hizasında, en fazla ortasına kadar yükselebilirsin, bir üste geçmek için ağzını ve dilini kullanacaksın. Bu çok rezil bu haysiyet kırıcı durumun sihirli bir adı var. Kariyer yapmak. Hadi yap bakalım kariyerini hayırlı olsun.

Sabah kalktığınızda mutfak dolabınız doluysa, sıcak suyunuz akıyorsa, içine girebileceğiniz tuvaletiniz varsa, dışarda hava soğuk ve yağmurlu ise, içinize engel olamadığınız bir mutluluk dolmakta. Katlandığınız onca şeyden sonra bu küçük ödül bile bir büyük kazanım olarak görülebilir. Haline şükretmek denilen ekseninden sapmış duygunun pençesine düşersiniz. Buna “haline şükretmek” değil sahip olamayanları görüp sevinmek, denmelidir. Korkuların en çatallısından birisinden kurtulmuş olmanın sevincidir bu ve son derecede aşağılık bir duygu durumudur. Ama bunları düşünmeye, irdelemeye, tartışmaya bile gerek yoktur değil mi?

Korkudan kurtulmanın sevinci hemen ardından yerini hazzın peşine koşma dürtüsüne bırakır. Siz bunları hepsine birden boş verir,  hayat böyle ne yapalım sahte tesellisi ile kendinizi kandırmanın bir yolunu bulursunuz. Hayatınız boyunca söylediğiniz yalanları, ihanetleri, sakladığınız gerçekleri, çehresini değiştirerek sunduğunuz duyguları, bunlarla aldattığınız insanları bir çetelesini tutsanız göreceksiniz ki çok başarılısınız çok!

Bu kadarını başaran kendi kendini kandırmayı mı başaramayacak, o peynir ekmek kadar kolay. Kaldı ki toplum düzeni durumunuzun bilincindedir. Size kendinizi kandırma konusunda sınırsız imkânlar sunar. Hayallerini kışkırtır. İçinde oturduğun evden nefret edeceğin kadar güzel mükemmel evler gösterir sana. Havuzlar, yeşillikler, beyazın çarpıcı asaletinin her tarafa hâkim olduğu, göz retinasıyla açılan kapıları, açıl dediğin zaman açılan televizyonları, perdeleri, kombileri olan evler. Daha neler ve neler. Bunlara sahip olma tutkusuyla yanıp tutuşman kendini kandırmanın en başat yoludur. Kediler, köpekler, kuşlar beslemek, hayvan hakları ve diğer bütün ezilmişlerin hakları için eylemlere katılmak, çalgılı çengili, aşklı meşkli arkadaş toplantıları yapılan mekânlarda gezinmek de kendini kandırmanın etkili yollarındandır. Olmadı mı, tamam sana da şiirler, şarkılar, kitaplar, yüksek idealler, entelektüel meşguliyetler, diziler, filmler seçeneğimiz mevcut. Haydi, besle bakalım bu zulüm düzenini. Mutlu huzurlu bahtiyar.

Ben çoktan kırdım zincirlerimi. Nasıl olduğunu bile hayal meyal hatırlıyorum. Yaşım yetmişe merdiven dayadı artık. Gayet doğal hatırlayamayışım. Şehrin varoşlarında çöplükten artık toplayan insanların yaşadığı gettolara ne zaman gittim bilmiyorum. Hurda kâğıtları biriktirdikleri ardiyede bir yer verdiler. Bir de hurda çocuk arabası. Orada yatıp kalkıyorum, sabahın erken saatlerinde çıkıp çöplükleri dolaşıyorum. Bulabildiklerimi arabaya yükleyip kulübeme dönüyorum. Yenilebilir olanlarla karnımı doyuruyorum. Giysi bulduğum da oluyor. Geri kalanları bana merhamet eden aileye veriyorum. Onlar da onları satıp paraya çeviriyor.

Ne korku, ne umut, ne sığınak, ne mutluluk, toplum düzenini oluşturan zincirden çıktım. Şimdi bana doğru yaklaşan şu adam, boşluğa bakan mavi gözlerime takılmış durumda. Düşünceleri sızıyor her deviniminden, anlıyorum. Bu mavi gözler ne kadar derin, kim bilir zamanında kimler takılmıştı cazibesine, acaba nasıl bu duruma düştü. Aile, çoluk, çocuk, kimi kimsesi yok mu?

Eline cebine atıyor.

İşte bu!

Çöplükten atık toplayan yaşlı bir kadına kim acımaz. Şimdi vicdanını rahatlatacak bir miktar para çıkarıp verecek. Ben onu alıp boşluğa doğru –adeta bir karanlığa bakar gibi- bakmaya devam edeceğim. O gösterdiği merhametin duyduğu korkuya bir çare olduğunu zannedecek. Bunun kendini kandırma yöntemlerinden biri olduğu hiç aklına gelmeyecek.

“Parayı ver, yürü git işine, ben böyle iyiyim, çoktan tükürdüm kurulu düzeninizin içine” demeyeceğim elbette.

Mavi gözlerimle sonsuz boşluğa doğru bakmaya devam edeceğim, biteviye.

Coşkun Yüksel