Kızılaslan’ın Kalesi / Manzum Masal / Laedri

Kızılaslan adında bir padişah gelmişti

Sarp bir tepe üstünde bir kale zapt etmişti

 

Çok yüksek bir kaleydi yüce bir dağdı sanki

Yolları büklüm büklüm gelin zülfü gibiydi

 

Burda yaşayanlarda korkudan eser yoktu

İhtiyaçtan yana da tasa ve keder yoktu

 

Çünkü kale sağlamdı ele geçmesi zordu

Her türlü ihtiyacı kendi karşılıyordu

 

Çok büyük bir bahçenin ortasındaydı yeri

Belki de yeryüzünde yoktu eşi benzeri

 

Bir yumurta gibiydi lacivert bir tabakta

Bulutlar arasında inciydi parlamakta

 

Bir bilge kişi geldi şah huzuruna bir gün

Güngörmüş yaş yaşamış çok bilgili ve olgun

 

Kızılaslan kurumla sordu misafirine

“Görmüşlüğünüz var mı gezdiğiniz yerlerde

 

Bunun gibi kuvvetli böyle sağlam bir kale

Düşünün bir bakalım hatırlayın bir hele”

 

Konuk gülerek dedi: “gerçekten hoş bir kale

Lâkin zannetmiyorum pek sağlam değil öyle

 

Senden önce de pek çok padişah kaldı burda

Ama hepsi bırakıp kayboldu gitti sonra

 

Senden sonra da gene birileri gelecek

O ümit ağacından hepsi yemiş yiyecek

 

Velâkin ne çâre ki onlar da tükenecek

Zamanı yetişince birer birer gidecek

 

Hatırla ki baban da sürmedi az saltanat

Zaman onu eritti bırakmadı kol kanat

 

Bir köşeye oturttu hükmü geçmez bir pula

Ne koşma ne yürüme ne çıkabilir yola

 

Ümidini kesmiştir herkesten ve her şeyden

Cenab-ı Hakk’ın lûtfu olmuştur tek beklenen

 

Dünyaya değer vermez gerçeği bilen insan

Çünkü o hayırsızdır ellere olur mekân”

 

Kaynak: Sadi, Bostan

 

Laedri