Hasibe Durmaz / Şazeli Tekke Cami ve Kitabesi

İstanbul’da yaşamak eski zamanların keşşaflarının keşif gezilerine benzer. Bilenler böyle söyler. Her köşe başında, her sokak kıvrımında, her eski bir binanın arkasında neleri sakladığı merakını kışkırtan ön cephesinde bir bilinmeyeni keşfeder insan.  Bu keşif –elbette bilmeyen ve merak eden için- şaşırtıcıdır. Hayret ve çoğu zaman hayranlık uyandırıcıdır. Heyecan vericidir. Biraz maziyle şimdiki zaman arasında gidip gelmeye adeta zaman yolculuğu yapmaya benzer.

İş yerim Edirnekapı’daydı. Bir gün ani bir kararla bizi Fatih’e taşıdılar. Taşındığımız için üzgünlük, yeni bir yerin yabancılığı, yerleşememenin karmaşası ancak bu zaman yolculuklarından birine daha çıkmakla teskin olabilirdi.

Öyle yaptım.

İstanbul’un tam göbeğinde sur dibindeydim. Unkapanı’ndan aşağı doğru etrafıma bakarak iniyordum. Yolun bitimine yakın Eyüp tarafına doğru gidişe gelmeden biraz yukarda yoldan az içerde sol tarafta çok güzel bir kitabe ile karşılaştım. Sanki birazcık saklanmış gibiydi. Ne kadar güzel ve sevimliydi. Bütün kitabeler gibi geçmiş zamanlara dair bir işaret levhası bir yol haritasıydı.

Şazeli Tekke Cami

Abdülhamit’in tarafından yenilenmiş.

Kitabeyi okumaya başlamadan iki temel sözcüğe yoğunlaşmak gerekiyordu.

Birincisi “Şazeli” kelimesi.

Şâzelî’nin İstanbul halk folklorunda kahvecilerin piri olarak kabul edildiği hatırlanıyor. Buradan geçmiş hayatımızın ve medeniyetimizin en baskın sosyal figürü olarak tekke ve zaviyelere intikal ediliyor. Tekke ve zaviyelerin her birinin tarikat geleneğindeki silsile ile bağlantıları, kurucuları, hangi kökten geldiği, hangi dallara ayrıldığına dair detaylara geliyor sıra.

Ebü’l-Hasen Nûruddîn Alî b. Abdillâh b. Abdilcebbâr eş-Şâzelî (ö. 656/1258) Şâzeliyye tarikatının kurucusudur. 593 (1197) yılında Kuzey Afrika’nın en batı bölgesinde yer alan Gamâre’de doğdu. Mürşidi Abdüsselâm b. Meşîş’in emriyle irşad faaliyetine başladığı İfrîkıye’deki Şâzile (Şâzele) beldesine nisbetle Şâzelî diye tanınır. Soyu Hz. Hasan’a ulaşan bir aileye mensuptur. Şâzelî, Fas, Tunus ve Mısır’a gitti, oradan Irak’a geçti. Şâzelî eser telif etmemiştir. Ebü’l-Hasan eş-Şâzelî arkasında herhangi bir kitap bırakmamıştır.

Şâzeliyye İskenderiye, Kahire, Tunus, Mısır, Suriye,  Arap ülkeleri, Malezya, Endonezya, Afrika, Anadolu, Balkanlar, Amerika ve birçok Avrupa ülkesinde yayılmıştır. Şâzeliyye, Anadolu’ya XVI. yüzyılın başlarında Meymûniyye kolunun kurucusu Ali b. Meymûn tarafından getirilmiştir. II. Selimin desteğini almıştır. 1786 Silâhdar Abdullah Ağa tarafından yaptırılan Alibeyköy Şâzelî Dergâhı İstanbul’da açılan ilk Şâzelî zâviyesidir. Bu tarihten itibaren İstanbul’da Unkapanı, Beşiktaş (Ertuğrul), Kabataş (Çizmeciler) ve Çemberlitaş’ta Şâzelî dergâhları açılmıştır. Bunlardan Beşiktaş’taki dergâhla Unkapanı’ndaki dergâh dışındakilerden herhangi bir iz kalmamıştır. İstanbul’da en çok bilinen ve etki bırakan Şazelî şeyhi Şeyh Zâfir diye tanınan Muhammed Zâfir el-Medenî’dir (ö. 1903). II. Abdülhamid, Zâfir el-Medenî için Beşiktaş’ta Ertuğrul Tekkesi olarak da bilinen tekkeyi yaptırmış, tekkenin zengin bir vakıf gelirine sahip olmasını temin etmiş, kendisi de sık sık buradaki âyinlere katılmıştır. Şâzeliyye’de Ehl-i sünnet sınırları içinde kalmaya âzami özen gösterilmiştir.
Şâzeliyye 100’ün üzerindeki alt koluyla İslâm dünyasında en yaygın tarikatlardan biridir.

Şâzeliyye’nin birçok kolu bugün yaşamamakta veya kendi arasından çıkan bir kolun içinde devam etmektedir.
XX. yüzyılda Batı’da en çok ilgi gören tarikatlardan biridir XX. yüzyılda Şâzeliyye tarikatının en önemli şahsiyeti olan Ahmed el-Alevî’nin kitapları, aralarında Türkçe’nin de olduğu birçok dile çevrilmiştir. Daha hayatta iken yüz binleri bulan müridleri dünyanın belli başlı merkezlerinde Aleviyye zâviyeleri açmıştır. Günümüzde Cezayir’den Malezya’ya, Hindistan’dan Güney Afrika’ya kadar bu kola mensup şeyhlerce açılmış zâviyeler faaliyetlerini sürdürmekte, müridler her yıl dünyanın farklı ülkelerinde ihtifal toplantılarında bir araya gelmektedir.

İkinci Kelime Sultan Abdülhamit Han’dır.

Abdülhamit 22 Eylül 1842 tarihinde doğdu. 10 Şubat 1918 tarihinde vefat etti. Osmanlı İmparatorluğu’nun 34. padişahı ve 113. İslam halifesidir. Sultan Abdülmecit’in oğludur. Henüz 10 yaşındayken annesi Tirimüjgan Sultan ölünce, bakımını Abdülmecit’in diğer çocuksuz eşi Piristû Kadın Efendi üstlendi. Piristû Kadın Efendi, Abdülhamit’i kendi çocuğu gibi büyüttü. Babasının ölümünden sonra yerine geçen amcası Abdülaziz diğer şehzadelerle birlikte Abdülhamit’in eğitimiyle de yakından ilgilendi. 1867 yılında çıktığı Avrupa gezisine Abdülhamit’i de beraberinde götürdü. 31 Ağustos 1876’da padişah ilan edildi ve 7 Eylül günü Eyüp’te kılıç kuşandı. 33 yıl padişahlık yaptıktan sonra 27 Nisan 1909’da tahttan indirildi. 3 yıl Selanik’teki Alatini Köşkü’nde ev hapsinde tutulduktan sonra 1912’de İstanbul’daki Beylerbeyi Sarayı’na getirildi. 10 Şubat 1918’de İstanbul’da vefat etti. Mezarı, büyük babası için Divanyolu’nda yaptırılmış Sultan II. Mahmut Türbesi’nde bulunmaktadır. Bazı uzmanlar Abdülhamit Han’ın Osmanlı Devleti’nin ömrünü 30-40 yıl daha uzattığını ileri sürmüşlerdir. Sultan Abdülhamit uzunca boylu, esmerce tenli, uzunca burunlu, ela gözlü, hafif kıvırcık sakallı idi. Zekâ ve hafızasının güçlü olduğu, açık bir tarzda konuştuğu, kendisine anlatılanları uzun müddet sabırla dinlediği söylenir. Sultan Abdülhamit oldukça dindar bir insandı. Çalışkan bir padişahtı. Günde muntazam 15-16 saat çalıştığı söylenmektedir. Çalışma saatleri dışında hobi olarak marangozlukla uğraştı. Gençliğinde binicilik, yüzme, atıcılık, güreş gibi sporlar yaptı. Tiyatro ve operaya ilgi duyardı. Yıldız sarayında 4 bölümden oluşan çok büyük bir kütüphane kurdurdu. Halen faaliyette olan Şişli Etfal Hastanesi ve Okmeydanı Darülaceze’yi kurdurmuştur. Polis teşkilatını geliştirdi. Savcılık müessesesini kurdu. Askeri dikimevleri, tersaneler, feshaneler kurdurdu. Limanlar ve rıhtımlar tesis ettirdi. Zirai alanda haralar çiftlikler tesis etti. Her dereceden okullar açtırdı ve halen hepsi kullanılmaktadır. Yurdun birçok yerine demir yolları yaptırdı. Ayrıca Hicaz demiryolunu da yaptırdı. Kadıköy Su Tesisatı, Hamidiye ve Terkos Suyunu hizmete soktu. Mum Fabrikası kuruldu. Telgraf hatları ve telsiz istasyonları kurdurdu. Şam’da Elektrikli tramvay hizmete girdi.

Fatih Cibali Mahallesi Yeşil Tulumba Sokağı’nda, adeta İstanbul’un korkunç kalabalığı ve dağdağasından ürküp bir kuytu yere sığınmış serçe yavrusunu andıran bu küçük ve şirin cami, Şazeli Tekke Camiinin inşa tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Bununla beraber üzerine aldığı sorumluluğu sonuna kadar sürdürme kararlığında bir bilinç taşıyormuş gibidir. Ahmet Halil Ağa tarafından yaptırılmıştır. Şeyh yüzyılın başlarında vefat ettiğinden bu dönemlerde inşa edildiği anlaşılmaktadır. Kaynaklarda “Balmumcu Şeyh Seyyid Ahmet Tekkesi” veya “Şem’i Şeyh Ahmet Tekkesi” gibi isimlerle de anılmaktadır. Tekke bir yangınla harap olmuş, 1886-87 tarihli tamir kitabesinden anlaşıldığı üzere II. Abdülhamid tarafından yeniden inşa ettirilmiştir. 1925’e kadar faaliyetlerini sürdüren tekkenin tevhidhanesi dışındaki bölümleri zamanla yok olmuştur. Mescit ile tevhidhane bakımsız kalmış ve bir dönem Zeyrek Spor Kulübü olarak kullanılmıştır. Fatih Müftülüğü ve hayırseverlerin gayretiyle 1989 yılı ramazan ayında tekrar ibadete açılmıştır.

 

 

Kitabenin ortasındaki Tuğrada ki ibare şöyledir. [Abdülhamid Han bin Abdülmecid El-muzaffer daima El-gazi / 1304] Abdülmecid’in oğlu Abdülhamid Han daima muzaffer olsun. El-gazi. H.1304 M.1886

 

Şazeli Tekke Cami’sinin kitabesindeki manzumenin şairi Raşid’dir. Manzume kitabelerde ender rastlanan müstezat tarzında yazılmıştır. Edebiyatta Müstezat Sanatı, (Müstezat; artmış, çoğalmış anlamına gelir) nazım biçimi olarak müstezat bir gazelin her bir dizesinin altına kullanılan ölçüye bağlı kalarak kısa bir dize eklenmesiyle oluşturulur. Yani müstezat uzun ve kısa dizelerin alt alta gelmesiyle oluşturulan özel bir gazel türüdür. Kısa dizelere ziyade (artmış, fazla) denir. Uzun ve kısa dizeler arasında anlamsal bir bağ vardır. Uzun dizeler gazeller gibi uyaklanır. Kısa dizelerse ya kendi aralarında ya da uzun dizelerle uyaklı olurlar. Müstezat, Divan Edebiyatı’nda az kullanılmıştır.

 

Şazeli Tekke Cami Kitabesi

Oldu yine şâh-ı cihânın lutf u ihsânı bedîd

Âfâkı itdi müstefîd

Yanmışdı inşâ etdi bu dergâhı şâh Abdülhâmid

Ol necl-i Hân Abdülhâmid

 

Hayra muvaffık rahmi çok bir dâver-i âlî nejâd

Ehl-i kulûbu kıldı şâd

Zikr etsin aşkullah ile bunda hemân şeyh ü mürîd

Gelsün dile zevk-i cedîd

 

Verdi huzûr ehl-i dile lutfuyla ol hayru’l-mülûk

Cân buldu erbâb-ı sülûk

Dâim ana himmet ede rûh-ı cenâb-ı Bayezid

Hakk ömrünü kılsun mezîd

 

Râşid güher târih mi itse sezâdır sâlikân

Ez cân u dil vird-i zebân

Yapdırdı ra‘nâ Şâzelî Dergâhını Sultan Hamîd

Her yevmi yâ Rab olsun ı‘d

Günümüz Türkçesi:

Oldu yine aşikâr Cihan Sultanının lütfu ve ihsanı

Her taraf (bu lütuftan) istifade etti

Yanmıştı yeniden yaptırdı Abdülhamit Han bu dergâhı

O Abdülhamit, Han soyundandı

Hayırda başarılı rahmeti çok yüce soylu bir padişahtı

Gönül ehlini sevindirdi

Hemen burada şeyh ve mürid Allah aşkıyla zikir etsin

Yeni manevi hazlar dile gelsin

 

O hükümdarların hayırlısı lütfuyla gönül ehline huzur verdi

Can buldu tarikat ehli

Hazreti Beyazıt’ın ruhu daima ona yol göstersin

Allah ömrünü uzun etsin

 

Raşid Güher tarih yazsa layıktır gönül erlerine

(Onlar da) canı gönülden zikretsin

Sultan Abdülhamit yaptırdı Şazeli Dergâhını güzelce

Ya Rabbi her günü bayram olsun

—————————————————-

 

Kelimeler:

afak: Ufuklar, dört bir taraf

aşikâr: Açık, apaçık, belli, meydanda olan

bayezid-i bistamî: (Hi: 188-261) Ehl-i Sünnet ve Cemâatın büyük âlimlerinden ve büyük evliyadandır. İran’ın Bistam şehrinde doğmuştur. Künyesi, Ebu Yezid Tayfur bin İsa El-Bistamî’dir. Cafer-i Sâdık Radıyallahü Anhu’dan kırk sene sonra dünyaya gelmiş ve ondan üveysî olarak feyz almıştır. Mücerret bir hayat geçirmiştir. (K.Sırruhu)

bedid: bedidâr :Görünür, açık, belli, ayan, zâhir.

cenâb: “şeref, onur ve büyüklük” terimi olarak kullanılır, hazret.

dâver: Doğru, insaflı. Hükümdar. Vezir, vali. Allah’ın sıfatlarından.

ez: “den, dan” mânâsına gelir

Güher tarih: Manzumede yalnız noktalı harflerin hesap edilmesiyle söylenen tarihtir.

himmet: Yardım, ihsan, lütuf, kayırma, koruma. Mânevî yardım, ruhanî imdat. Çalışma, gayret gösterme, emek sarfetme. Kasıt, azm, niyet. Cehd, gayret.

ihsan: İyilik etme. Bağış bağışlama. Verilen bağışlanan şey. Lütuf, iyilik.

kulûb: kalbler, gönüller

mülûk: Melikler, hükümdarlar.

müstefid: İstifade eden, fayda elde eden, kazanan. fayda gören, faydalanan.

necl: Oğul, evlât, çocuk. * Kuşak, nesil, sülâle.

nejad:  Soy, nesil.

rahmî: rahmete mensup, rahmetle ilgili

ra’na: İyi, güzel, hoş, lâtif. Pür ve revnak olan.

sâlikân: Bir tarikata girmiş veya bir şeyhe bağlanmış kimseler.

şad: Sevinçli, ferahlı, memnun, mesrur, şen, bahtiyar.

vird-i zeban: Dilde tesbih. Sık sık tekrar edilen dua, söz, zikir.