Sohum Kalesi Kitabesi ve Kaybedişin Hikâyesi / Hasibe Durmaz

Sohum Kalesi kitabesi Topkapı Sarayı’nda göze çarpan fakat fark edilemeyen kitabelerden sadece bir tanesidir. Osmanlı Türkçesi ilgi alanıma girdikten sonra bu kitabenin fark edilmesi hem hüzün verici hem şaşırtıcıdır. Kitabe fark edildikten sonra insanın hemen aklına şu sorular geliverir.  Sohum’un tarihçesi nedir? Sohum nerededir? Bu kitabe buraya nasıl gelmiştir?

Sohum ve Kalesini Fatih Sultan Mehmet 1455 yılında Abhazya’da bir Ceneviz kolonisi olan Sebastopolis’i alarak Sohum Kale adıyla Batum Sancağı’na bağlamıştır. III. Murat Gürcistan ve Kafkasya fetihleri esnasında Sohum-Kale’yi Beylerbeyliği yaparak Çıldır Eyaleti’ne bağlamıştır. Hıristiyan Abhazlar 1725 ve 1728 yıllarında Sohum-Kale’de büyük bir isyan çıkarmışsa da isyan Çıldır Valisi Osman Paşa tarafından bastırılmıştır. 1810 yılında Ruslar tarafından ele geçirilen kale Bükreş Anlaşması nedeniyle Osmanlılara iade edilmişse de 1828 yılında kalenin ikinci defa Ruslarca işgal edilmesi üzerine Edirne Anlaşması ile bölge Ruslara bırakılmıştır. Kale en son 93 Harbi olarak bilinen Osmanlı Rus Savaşı’nda önce zapt edilmiş sonra kaybedilmiştir. Bu savaş sonucu Sohum tamamen elimizden çıkmıştır.

Sohum Kalesi Abhazya’da bulunmaktadır. Abhazya 1994 yılında Gürcistan’dan ayrılarak bağımsızlığını ilan etmiştir. Merkezi yönetimi Sohum’dur.

Bu kitabe Sohum Kalesine fethi esnasında III. Ahmet tarafından yaptırılmıştır. II. Abdülhamit de 93 Harbi kaybedilince yaptırılan kale kitabesini kendisine oraları hatırlatması için Topkapı Sarayı’nın ikinci avlusuna padişah ve ‘Selvili Yol’ denilen yolun Babüssade’ye yakın kısmına, solda bir kaideye, üzerine kendi kitabesi ve tuğrasını ekleyerek koydurtmuştur.

Sultan II. Abdülhamit 1876-1909 yılları arasında padişahlık yapmıştır.

Sultan III. Ahmet 1703 tarihinde tahta geçmiş 1730 yılına kadar saltanatta kalmıştır. 1718 ile 1730 yılları arası Lale Devri olarak adlandırılan dönem onun devridir.

Sohum Kalesi ve kitabenin öyküsü oldukça hüzün vericidir. Topkapı Sarayı’na gidildiği zaman Sohum Kalesi kitabesi hayranlıkla seyredilebilecek görsel bir güzelliğe sahiptir. Kitabesi okunduğu zaman hikâyesi ve tarihi olayların hatırlanması büyük bir üzüntü vermektedir.

Sohum Kalesi Kitabesi sessiz-sedasız bir şekilde, yüzyıllara, zaferlere, yenilgilere tanıklık etmiş bir halde, yıllar öncesinin hüznünü taşıyarak, çoğu zaman kimsenin dikkatini çekmeden Topkapı Sarayında öylece bir başına durmaktadır.

 

Kitabelerin Okunuşları 

Tuğranın Okunuşu:

Abdülhamid Han bin Abdülmecid El-muzaffer daima

El-gazi

1294

Tuğranın Günümüz Türkçesi

Abdülmecid’in oğlu Abdülhamid Han daima muzaffer olsun

Gazi

H.1294 / M.1876-1877

Üst bölümde yazılı olan Kitabe

İkinci Abülhamid’in Sohum Kalesi Kitabe Okuması:

Asr-ı Hân-ı Ahmed-i sâliste Sohum kal‘ası da

Yapılub babının üstüne bu taş kondı hemân

Sonra Moskof eline geçmiş iken nice zamân

Vatan-ı yevm olub oldı nizâmı tâlân

 

Kal‘ayı Rusya’dan Hân-ı Hamîd-i sâni

Zor ile aldı girüye şeh-i gâzi-i zamân

Geldi zaman-ı Hümâyunu ile işte bu seng

Buraya vaz‘ını emreyledi şâh-ı devrân

 

Alt bölümde yazılı olan Kitabe

III. Ahmet’in Sohum Kalesi Kitabe Okuması:

Şehinşâh-ı cihân şevketlü Sultan Ahmed Gazi

Ki bâb-ı devlet-i İskender ü Dârâ’ya me’vâdır

 

Bu Hâkân-ı bülend-ikbal kim zât-ı hümâyunu

Kemâl-i izz ü câh-ı ma‘deletle âlem-ârâdır

 

Bu Hâkân-ı güzînin sıhr-i hâssı sadr-ı âlisi

Vezir-i pür-himem Damad İbrahim Paşa’dır

 

Cihânın eyleyüb her köşesin te’min-i a‘dadan

Bu semtin dahi oldı çünki emri hıfzına sâdır

 

Yapıldı himmetiyle bu muazzam kal‘a-i muhkem

Ki heybetle sanursın-kim ser-i Kâf üzre ankâdır

 

Kıla Hakk şehriyâr-ı âlemin ikbâlini efzûn

Ki zât -ı akdesi sermâye-i ârâm-ı dünyadır

 

? Vezir-i azamın dahi kıla daim

Ki bâis böyle emn ü rahata ol sadr-ı dânâdır

Sohum Kalesi Kitabelerinin Günümüz Türkçesi

İkinci Abdülhamit Kitabesi:

III. Ahmet zamanında Sohum Kalesinde

Bu taş yapıldı kondu hemen kapı üstüne

Sonra Moskof eline geçti uzun zaman

Vatan günlerinin düzeni bozuldu oldu talan

 

İkinci Abdülhamit Han Rusya’dan kaleyi

Geriye zorla aldı zamanın padişahı Gazi

İşte bu taş padişahlık zamanında geldi

Zamanın sultanı buraya konulmasını emretti

 

III. Ahmet Kitabesi:

Şevketli Sultan Ahmet Gazi cihan şahlarının padişahı

İskender ve Dara’ya barınaktır bu devletteki kapı

 

Bu Hakan ki kendisi padişah açık talihi

Kusursuz adaletle devlete değer kattı dünyayı süsledi

 

Bu seçkin Hakan’ın has damadı yüce sadrazamı

Damat İbrahim Paşa’dır çok gayretli veziriazamı

 

Dünyanın her köşesini düşmandan emin eyledi

Çünkü bu semtin dahi korunmasını emretti

 

Yapıldı emriyle bu muazzam sağlam kale

Sanırsın ki Kafdağı’nın başında ki Anka kuşu heybetle

 

Allah uzun eylesin âlem hükümdarının talihini

Ki kendi dünyanın en kutlu huzur sermayesi

 

?(Allah) daima O’nu eylesin Veziriazam

Ki böyle emniyetli ve rahat kıldı o bilgin sadrazam

Kelimeler:

akdes: en kutlu, en kutsî, en kutsal

âlem-ârâ: âlemi, dünyâyı süsleyen

ankâ: renkli tüylü, yüzü insan yüzünü andıran, uzun boyunlu, kendisinde her hayvandan bir âlamet olan, Kafdağı’nda yaşadığına inanılan büyük kuş, masal kuşu.

ârâm: dinlenme, durma, konaklama, karar, istirahat, rahat, huzur, durma, oturma, ikâmet.

bâis: sebep olan, gönderen

bülend: yüce,  yüksek, âli, ulu.

cihan: dünyâ, âlem.

dânâ: bilgili, bilen, malûmatlı, âlim.

hâss: mahsus, özel, kıymetli ve ileri gelen mühim yakınların topluluğu.

himem: gayretler, emekler, çalışmalar, yüksek irâdeler

himmet: gayret, emek, çalışma, çabalama, yüksek irade.hümâyun: mukaddes, kutlu, uğurlu. Hükümdara, padişaha, devlet ve saltanat sahibine ait:Tuğra-yı hümayun (padişah tuğrası)

ikbal: Talih açıklığı, baht uyanıklığı, yüksek bir mevkie erişme. İşlerin iyi gitmesi. Yüz çevirme, bakma. Arzu istek.

irâde: dileme, isteme, meram etme, emir, ferman, buyruk

izzü-d-devle: Müslüman hükümdarlar tarafından sık sık kullanılan ve devlete değer veren, devletin değeri mânâsına gelen bir unvan

kemâl: olgunluk, yetkinlik, tamlık, eksiksizlik, en yüksek değer, mükemmellik;

ma’dele(t) } : (Ma’dilet) Adalet eylemek. Hak ile hükmeylemek. * Adalet yeri.

me’vâ: yurt, mesken, yer, makam, sığınacak yer

seng: Taş

sıhr: Damat yahut enişte

şehriyar: hükümdar, padişah.

vaz’: Koyma, konulma.