Prodüksiyon II / Bahri Akçoral

Dertli: Hocam, müsaade varsa…
Galesiz: Neye?
D: Bir şey soracaktım da
G: Estağfirullah, buyur
D: Aslında bir değil de bir kaç şeydi…
G: Ona da buyur; ama…
D: Aması ne hocam?
G: Bu müsaade istemek de nerden çıktı?
D: Ne bileyim, geçen seferki gibi…
G: Bu gün de ağzından laf almak mesele oldu Dertli!
D: Susturmak mesele olmasın da hocam…
G: Eee, ne olmuştu ki geçen sefer?
D: Yok yere bir gerginlik çıkmıştı ya…
G: “Yok yere” mi çıkmıştı, yoksa birisi gerginliğe çanak mı tutmuştu?
D: Yok hocam, hiç yapar mıyım öyle şey? Sadece…
G: Neyse boş ver, sadede gel!
D: Hocam geçen sohbetimizden kalma bir kaç ufak nokta sadece
G: Bilirim ben senin ufak noktalarını…
D: Şu “prodüksiyon” meselesinde aklıma takılan bir kaç nokta işte
G: Niye “prodüksiyon” dedin ki?
D: İşte takılı kalan noktalardan biri bu: “üretim” mi, “imalât” mı, “yapım” mı demek daha doğru olur?
G: Anlamı “imalat” tır dememiş miydik?
D: “Prodüksiyon” dışındakiler konuyu anlatmıyor diye
G: “Prodüksiyon” nasıl anlatıyor peki?
D: İşte anlamadığım noktalardan biri de bu: nasıl beceriyor bilmiyorum ama bu kelime film yapımından söz edildiğini de anlatıyor işte!
G: Bunda anlaşılmayacak bir şey yok Dertli; biz bu kelimeyi bu anlamı dışında kullanmıyoruz da ondan
D: Tamam hocam, bunu fark etmiş gibiydim ama sağ olasın, şimdi netleşti işte. Zaten çok da mühim bir mesele değildi
G: Öyleyse ehemmiyet sırasında bakalım veya bakmaya çalışalım meselelere
D: En mühimi şu ki hocam: siz “bedelini peşin ödüyoruz” demiştiniz, ben de kuzu kuzu “haklısın” dediydim
G: Evet aynen öyle olduydu
D: Ama TV’den film seyrederken sinema duhuliyesi kadar bile bir ödeme yapmıyoruz, öyle değil mi?
G: Aynen öyle Dertli
D: Öyleyse bunu açmak gerekmiyor mu?
G: Gerekiyor elbette
D: Öyleyse buyurmaz mısınız sayın hocam?
G: Buyuralım bakalım sayın Dertli. Evvelen o gün niye bana hak verdiğini bilemem; sonradan bu hakkı niye geri almak istediğini de bilemem tabii. Ama burada mühim bir durum var: bu, çoğu kimsenin anlamakta hele de kabul etmekte çok zorlandığı bir mesele
D: Eh, anlamayınca kabul etmek kolay olmaz tabii
G: Orası öyle de; bunun tersi de doğru olabilir
D: Nasıl yâni?
G: Kabul etmek istenmediği için anlaşılamıyor olamaz mı?
D: Olabilir de, tane tane anlatırsan anlarım da, kabul da ederim inşallah
G: Ooof of! Bunu o kadar çok kişiye o kadar çok anlattım ki… Yeri gelmiş sana da anlatmış olabilirim
D: Ben de ya unutmuş, ya da anlamamış olabilirim hocam
G: Her ne hal ise… Öncelikle şunu belirtmemiz lâzım: “şu veya bu kadar bile bir ücret ödemiyoruz” demek, “hiç bir ödeme yapmıyoruz” demek değil
D: Yani “en azdan daha küçük bir şey ödüyoruz” demek midir?
G: İstersen bu “ne kadar” a sonra bakalım; şimdi sistemin nasıl çalıştığını anlamaya çalışalım
D: Yâni ortada çalışan bir sistem mi var?
G: Sistem mi değil mi, şimdi anlarız
D: “Nasıl çalışır?” fen dışındaki sahalara da uygulanabilir bir soru mudur hocam?
G: Böyle bir uygulamayı görmemiş olmamız yokluğuna delâlet etmez değil mi?
D: Uygulayalım bakalım, nasıl bir sistem çıkacak karşımıza…
G: Tamam bu, meseleye doğru bir giriş noktası olabilir
D: Öyleyse buyurun hocam
G: Şöyle bir sistem: ortada çok kişinin emeğine, zamanına ve parasına mal olmuş, tutarsa yapanı ihya edecek, tutmazsa batıracak kadar pahalı bir “ürün” var, değil mi?
D: Evet bu noktada tereddüt yok
G: Ve bu çok pahalı “şey”, bizden tek kuruş istemeden ve almadan evimize, odamıza kadar geliyor ve biz ondan beklenebilecek “şey” e tek kuruş ödemeden sahip oluyoruz, öyle mi?
D: İnanılmayacak kadar “uçuk” ama bir o kadar da gerçek!
G: Peki, mümkün mü böyle bir şey?
D: Mümkün olmasaydı yaşayamazdık!
G: Yaşamasına yaşıyoruz da ortada fark edilmesi değil, anlaşılması bile çok zor bir “kelek” var
D: Nasıl bir kelek?
G: Bir yerde acaib bir hata var yâni
D: Nasıl bir hata?
G: “Tek kuruş istemeden” doğru, “almadan” yanlış!
D: Gene başa döndük; merak odağımız nasıl aldığı değil miydi?
G: Evet ama bunu bulmamız sistemi anlamamıza bağlı; bunun da ilk adımı sistemin varlığını görmek, kabul etmek
D: Ben hâlâ emin değilim
G: Bir sistem olmasaydı böyle bir şey gerçek olamazdı; demek ki ortada bir sistem var
D: Yani bir ürünü satan ama alıcının buna bir bedel ödediğini fark ettirmeyen bir sistem, öyle mi?
G: Tebrikler Dertli, bundan güzel tarif edilemezdi
D: Ama ben bunu kabul etmekte hâlâ zorlanıyorum
G: “İznim olmadan kimse benden bir şey alamaz” diyorsun öyleyse
D: Öyle değil midir?
G: Belki öyledir, belki değildir; burda önemli olan kabul etmediğin için anlayamadığının ortaya çıkmış olması
D: Anlayamadığım için de farkında olmadan ödememi yapıyorum öyle mi?
G: Kabul etsen de etmesen de aynen öyle
D: İtiraz için değil de anlayabilmek için soruyorum: böyle başka sistemler de var mı?
G: Var: internet!
D: Ama oraya ödeme yapıyorum?
G: Yaptığın ödeme aldığın hizmetin bedeli mi peki?
D: Öyledir ki çalışıyor
G: Sitem çalışıyor ama göründüğü gibi değil, yâni “al gülüm ver gülüm” değil; çünkü aldığın hizmetin bedeli ödediğin ücretten çok daha yüksek
D: Aradaki fark?
G: Onu da sen ödüyorsun, ama doğrudan değil, dolaylı yoldan
D: Hocam, çok kısa bir parantez rica ediyorum: hep bana yüklüyorsun ama tek suçlu ben miyim?
G: Öyle olsaydı sistem çalışmazdı
D: Peki sen var mısın bu sistemin içinde?
G: Olmamam mümkün mü, belki senden de fazla varım; TV veya BS kullanan herkes bu sistemin içinde
D: Rahatlasam mı yani şimdi?
G: İstersen rahatlamayı hesaptan sonraya bırakalım
D: Bu, burada adı geçen hesap mı?
G: Keşke öyle olsaydı; bu büyük hesap Dertli
D: Ne gibi yani?
G: “Nerden, nasıl kazandın; nereye, nasıl harcadın” sorusuna cevap vermek gibi yani
D: …
G: N’oldu, niye duraksadın?
D: Bu konu buraya nasıl geldi, onu anlamaya çalışıyorum
G: Çalış tabii, çalış da; “kazanmak”, “harcamak” denince bazıları gibi konuyu parayla sınırlı zannederek gaflete düşme inşallah
D: O kadarını akledebiliriz herhalde hocam
G: Peki, şimdi “başka neleri kapsar?” desem konu dağılır
D: Bu soruya cevap olarak “bilmiyordum” desek olmaz mı?
G: Belki olabilir, belki bu sorudan yırtarız ama bir sonrakini bilemem
D: O nedir?
G: “Neden öğrenmedin?”
D: Hocam, şimdi bu konuyu burda kapatsak, yâni ben gerçeği öğrenmeden kapatsak, gene de sorumlu olur muyum?
G: Muhakkak bu sefer tam da ikinci sorudan çakarsın Dertli
D: Tamam hocam, devam o zaman. Şu internet konusunu örnekleyebilir miyiz acaba?
G: Zevkle; internet bağlantı ücretinin “kota” ile belirlendiği, herkesin “aman kotam dolmasın” diye uğraştığı dönemde bir arkadaş şöyle dert yanmıştı: “bir şey indirmediğim halde kotam yetmiyor!”
D: Bu sorunu ben de yaşadığımı hatırlıyorum; bunun sebebini de bilen biri açıklamıştı; herkes “sınırsız” tarifeye geçince böyle durumlar bitti sanıyorum
G: Biten bir şey yok aslında; şimdi cep telefonlarının hepsinin internet hakkı sınırlı
D: Zaten onlarda indirme-bindirme farkı da yok; ikisi de “hak” ka yazılıyor
G: BS’ daki o sebebi hatırlamıyor musun peki?
D: Galiba internette gezmek de indirme sayılıyormuş
G: Ama çoğu internet gezgini bunu bilmiyormuş, öyle mi?
D: Galiba; ama bunun asıl konumuzla nasıl bir ilgisi var acaba?
G: Bu da başka bir sistem işte, öyle sormuştun ya; “başka var mı?” diye
D: İki sistem arasındaki benzerlik nedir peki?
G: İkisi de aynı insan zaafını kullanıyor: insanların bilgisizliğini sömürüyor
D: Yani gezgin, gezmenin de indirme olduğunu bilmeden basıyor gaza öyle mi?
G: Aynen öyle
D: Yani bilmeden fazla gezenler fatura gelinceye kadar kotayı aştığını fark etmiyor, öyle mi?
G: Belki ödemesi gereken fazlalığın kota aşımından geldiğini bile fark etmeden
D: Tamam, bunu anladım hocam; bağlantısı “sınırsız” olanlar nasıl sömürülüyor acaba?
G: Bu kelimenin sihrine kapıldıkları için, faydalanmayacakları bir hizmetin bedelini peşinen ödeyerek tabii
D: Zaten “sınırsız” dense de gerçekte öyle değil, değil mi?
G: Aynen öyle; “adil tarife” diye bir şey var; ne kadar adil değil mi?
D: Aynen öyle hocam; şimdi artık film seyrederken nasıl sömürülüyoruz onu öğrenelim inşallah
G: Bunu öğrenmek için fazlaca yorulmaya lüzum yok; bakkal, market her neresiyse, eve gelince alış veriş fişine bir bak, anlarsın
D: Nesine bakacağım acaba hocam?
G: Tekrarlayan bu “acaba” lar gerginlik alâmeti olabilir mi acaba, Dertli?
D: Tamam, dikkat ederim inşallah; fişin nesine bakacaktım?
G: Aldıklarının ne kadarının reklamı yapılan ürünler olduğuna bakacaksın
D: Eeee?
G: O ürünün reklamı yapılmıyor olsaydı gene de alacak mıydın, bunu düşüneceksin
D: Yâni ben reklam güdümünde biri miyim, onu mu demek istiyorsun hocam?
G: Hangimiz değiliz ki?
D: Burada “minik” bir nokta daha var hocam
G: Nedir?
D: Bir ürünün maliyetinin içinde reklam masrafı ne kadardır, yani benim satın aldığım ürüne ödediğim bedelin ne kadarı reklam ücreti olabilir, bu kadar “minik” meblağlarla koskoca prodüksiyon döner mi?
G: Dönüyor ki çalışıyor; bunun cevabı da şu atasözünde değil mi: “Damlaya damlaya göl olur”?
D: Yani biz bir yandan da hissemize düşen ödeme farkının küçüklüğüne kanıyoruz ve…
G: Aynen kandırılıyoruz!
D: Bütün bunları bilmek, farkında olmak neyi değiştirir ki hocam?
G: Pratikte hiç bir şeyi değiştirmez
D: …
G: Gene n’oldu?
D: Sonunda galiba anlamaya başladım hocam
G: Sistemin varlığını kabul ettikten sonra anlamamak imkânsız, değil mi?
D: Galiba aynen öyle hocam; ama bir şey söyleyeyim mi, bu acı gerçek beni bayaa sarstı yani
G: Üzülme geçer
D: Ne yani, bu sömürüyü fark edince kendimi koruyabilecek miyim?
G: Zor dostum zor!
D: Ya nasıl geçecek peki?
G: Sadece alışacaksın
D: Allah bizi zulme alışanlardan ve de hoş görenlerden etmesin hocam
G: Âmin Dertli, âmin