Editörden / Münevverden Aydın’a Aydın’dan Entele

“Terakki” Kelimesi sihirli kelimelerden biriydi. Bunun sihrine kapılmayan yok gibiydi. Hayatın her alanında, her yerde, her zaman ona muhtaçtık. Hayatın sırrı oydu. Onunla hayat çok daha kolay çok daha güzel olacaktı. Kaldı ki sadece güzellik ve kolaylık değildi mesele, tabiat kanunu gibi, evrensel bir gerçeklikti. Her gün yeni başlangıçlara açmalıydık kollarımızı, eğer hayatı doğru anlamayı başarabilirsek her şeyin her zaman bir ilerleme bir yükselme bir gelişme içinde olduğunun farkına varır hayatımızı ona göre düzenlerdik. Bir de tekrarlanmaktan nezelmiş, yıpranmış, özelliğini kaybetmiş, çıktığı ağızların hiç birine yakışmayan değerli bir söz bulduk mu, işlem tamamdı.
“Dün dünde kaldı cancazım, bugün yeni bir şey söylemek lazım” Hazreti Mevlana.
Kendini tarihçi zanneden biri üst perdeden, çokbilmiş edası, kasıntı üslubuyla “Osmanlı tarihsel sürecini tamamlamıştı, dünya artık krallar padişahlar ile yönetilemezdi, yıkılması gerekiyordu” demişti. Behey dangalak, peki o zaman İngiltere kraliçesi neden hâlâ altın kaplamalı faytonlarla düğün tertip ediyor gibi bir cümleye muhatap olması umurunda bile değildi. Kendinden o kadar emindi ki kendi gibi düşünmeyenleri terakkiyi anlayamamış, geri, cahil, aptallar olarak görüyordu çünkü. Onların sözünü ciddiye almaya lüzum yoktu.
Terakkinin böylesine yoldan çıkardığı insanların birçoğu aslında terakkinin kâinatı evrimle açıklamaya çalışan düşünceden doğduğunun bile farkında değillerdi. Evrim, her yerde, her zaman, her durumda evrim, hayatın tek gerçeğidir. Türler şartlara uyum sağlayarak gelişir. Her gelişme bir ileri merhaleye geçiştir, yani ilerlemedir, yani terakkidir. Zamanın düz bir çizgi hâlinde seyrettiğini zannetmek de buradan kaynaklanıyordu.
Bütün insanlığın içinde debelenip durduğu kan gözyaşı açlık tedhiş fuhuş uyuşturucu fıtrat bozulması sömürü zulüm talan ve daha nicesi ne varsa bu ilerleme saplantısının küflü ortamının katkısıyla boy attı. Kariyer yapma saplantısının insanları bütün değerlerinden vazgeçme raddesine getirmesinin sebebi bile buydu. Bulunduğun yer ve sahip oldukların asla yeterli değil, ilerlemek lazım. Galiba en acısı biraz geriye doğru bakıp sebepler üzerinde düşünmenin vakti de geçti. Çünkü dün dündü.
Terakki ve benzeri sihirli kavramların dolaşıma çıktığı zamanlarda kitlelere bu gerçeği anlatmak üzere uzmanlara ihtiyaç vardı. Onlar çıktı ortaya. Onlar toplumun genelinden daha akıllı daha bilgili daha iyi düşünen insanlardı. Kendilerini bu işe adamışlardı. Toplumu aydınlatmaktan kinaye önce münevver kelimesiyle ifade edilir oldular. Münevver, kendi nurunu karanlıklar içindeki halka yansıtan adamdı. Bedeniyle çalışıp elleriyle hiçbir şey üretmezlerdi. Sadece konuşurlardı. Antik Yunan’ın senatosundaki hatipler gibi sadece konuşur, şiirler söyler, en fazla yüksek düşüncelerini kaleme alırlardı. Bedeniyle emek harcayıp gerçekten üretenlerin haklarını savunduklarına ikna edebilmek için kendilerine komik bir isim ürettiler. “Fikir emekçisi”
Sorun ilerleme olduğuna göre, münevver kelimesi de eskide kalmaya mahkûmdu. İlerlemenin gereği olarak kelimeyi “aydın” ile değiştirdiler. Aydın kelimesi de eskidi, yerine kavramların asıl sahiplerinin dillerinden alınma “entelektüel” kelimesi geçti. Bunlar toplumun çoğunluğunun bulunduğu konuma hiçbir katkı sağlayamadılar. Toplumun kahir ekseriyeti eskiden sırtlarında piramitlere taş çekerken şimdi alışveriş merkezlerinin tuvaletlerini temizliyordu. Taharet bezi yerine tuvalet kâğıdı kullanmak da terakki sayılır mıydı, şüpheliydi.
Toplum bunlardan intikamını “entel” diyerek aldı. Belki kendilerini gördükleri Kaf dağından duymazlar, muhatap almazlar diye bir de “dantel” ekleyerek mizahını katmerleştirdi.
Kurbağanın hem karada hem suda yaşamasından yola çıkarak bütün kâinatı açıklayabileceklerini zannedenler ne yaptı derseniz, hiç. Hâlâ büyülü dünyalarında yaşamaya berdevamlar. İlerleme deyip laboratuvar ortamında ürettikleri gıdalardan insanlar çaresiz dertlere duçar oldukça “organik” diye bir başka kavram icat edip onu dolaşıma soktular.
Ekran uleması her sözüne “bakın” “halkın bunu anlaması lazım” “bu konuda gereken duyarlılık yok” “halkın bu konuda bilinçlenmesi için” “eğitim şart” gibi klişelerle başlamaya devam ediyor.
Kabilenin büyücüsü, ne ava gider, ne toprağı kazar, ne ateşi yakar. Yağmur yağdıracağım der, yağmur yağar veya yağmaz ama her halükarda şefin iktidarını sağlar.
Terakki diyerek umut dağıtması işin en kolay tarafıdır.